https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar İslamcılar ne yapacak?

İslamcılar ne yapacak?

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Bir kere şunun adını adam gibi koyalım: İslamcılık, yaklaşık 150 yaşında bir ideolojik yönelimdir. Kurucuları da, kuruluş gerekçeleri de gayet bellidir. Batı karşısında durmaksızın zayıflayan İslam dünyasına çözümler önermeyi ve çıkış yolu aramayı da kendisine vazife edinmiştir. Bilhassa İslam ülkelerinin sömürge durumundan kurtulması ve adına 'İslami uyanış' diyebileceğimiz 'meseleleri yeniden ele alma' işinde de hatırı sayılır başarıları olmuştur. Elbette her ideolojik yönelim gibi çeşitli hataları, çeşitli kusurları da söz konusudur.

Yukarıdaki minik açıklamayı, ağızlarını yaya yaya 'İslamcılık nedir ya?' diye soran zevat için yaptım. Zarurete binaen yani… Zira bu malum zevat bilmediği meseleleri 'yok hükmünde görerek' topu taca atmaya bayılıyor. Bir de tabii meseleden anlar gibi yapıp insanlara 'bilmem nere İslamcısı' falan diyen modeller de var ki onlar daha başka ve daha tıbbi bir araştırmanın konusu.

Türkiye İslamcılığının pek çok iddiası olmuştur geçmişten bugüne. Burada iki temel iddiasından söz etmek isterim ki ilki antiemperyalist ümmetçiliği, ikincisi ise faizsiz ekonomik model önerisidir.

Türkiye'nin değişen şartları yüzünden 28 Şubat sonrası kendi kaderlerini -bence haklı olarak- AK Parti'nin kaderine bağlayan İslamcılar, o günlerden bugünlere ilginç sayılabilecek değişimler yaşadılar. (Bu noktada AK Parti muhalifi İslamcıların dahi kendilerini AK Parti üzerinden konumlandırdığını da hatırda tutmak lazım gelir.)

Şu faiz meselesinden başlayalım. AK Parti iktidarı ile birlikte verili sistemin içine neredeyse bütünüyle nüfuz eden İslamcılık en başta 'faizsiz ekonomik model' iddiasından vazgeçti. Kendi bireysel hayatlarında faiz alıp vermekten şeytandan kaçar gibi kaçan pek çok İslamcı, sistemin 'faiz üzerine kurulu' olmasını sorun olarak görseler de buna seslerini çıkartmadılar. 'Maslahat' isimli o fazla süslü kelimenin içine hapsettiler iddialarını. Oysa İslamcılar geleneksel olarak Batının uç beyinin 'finans-kapital' olduğunu bilir ve buna sert şekilde itiraz ederlerdi. Bu itiraz, tabiri caizse, epeydir 'buzdolabına kaldırılmış' durumda. Hatta işin daha da acıklı yanı Merkez Bankası'nın faiz oranlarını indirip indirmeyeceği üzerinden yorum yapan 'ağır İslamcılar' türedi etrafta. Oysa mesele net olagelmiştir İslamcılar açısından: 'En iyi faiz hiç olmayandır. Hiç alınıp verilmeyendir.'

Bilhassa Türkiye'de İslamcılık 'o mesele öyle değil' cümlesiyle kendisini berkitmiş, ortaya öyle ya da böyle modeller koymuş, o modelleri öyle ya da böyle uygulamış bir yönelimdir. Dolayısıyla 'ne yapalım, dünyanın ekonomik düzeni böyle, yapacak bir şey yok' cümlesi en az İslamcılara yakışır.

Gelelim antiemperyalist ümmetçi çizgiye. Doğrusu ben, Türkiye İslamcılarının (az sayıda muhalifi dışarıda tutarak söylediğimi tekrara bilmem lüzum var mı?) bütünüyle Recep Tayyip Erdoğan'ın safına geçtiği tarih olarak Davos'u ve 'one minute' lafını ettiği günü görüyorum. O gün İslamcılar 'yapabiliriz' demişlerdi. Ümmeti gözeten, hayallerini kendi sınırlarının ötesine taşıyan, bütün dünyaya 'söyleyecek sözümüz var' denilen bir momentti bu.

Niçin oldu bu? Temelde İslamcılık, Batı'yı hem düşünsel hem de fiziksel olarak yenmenin, yenebilmenin hayalini kurmaktır da ondan oldu.

Gelelim meselenin ek yerine. Yani 'iyi de bu adam bunları bize niçin anlatıyor?' diye sorduğunuz yere yani.

Gözünüzden kaçmamıştır. Bir zamandır kendisini 'ultra, acayip çok, en hakiki' diyerek konumlandıran bazıları 'İslamcılığa don biçmekle' meşguller. Bilhassa Gannuşi'nin 'demokratik İslam' açıklamalarının ardından gaza basmış durumdalar ve Türkiye'de İslamcılığın dönüşmesi, değişmesi, hatta yok olması gerektiğini vazedip duruyorlar.

Birincisi şu: Türkiye İslamcılığı değişebilir, dönüşebilir, hatta yok olabilir. Bu başka ve uzun bir tartışma. Fakat İslamcıların bunu 'hariçten gazel okuyan' bir kısım insanın yapmasına izin vereceğini zannetmem. Hatta diyebilirim ki bu hariçten gazelcilerle köklü ve derin bir mücadele ortamına girmeyi tercih bile edebilirler. Doğumuna ve büyümesine Kemalizm'in dahi engel olamadığı İslamcılığın ölümüne bazı 'ultralar' karar veremez. Buna hadleri olmadığı gibi güçleri de yetmez.

İkincisi ise şu: AK Parti, önümüzdeki süreçte İslamcılara birkaç sorunun cevabını net şekilde vermek durumunda kalabilir. Bu sorulardan ilki, hala tatmin edici şekilde cevaplanmayan, 'İsrail'e NATO vetomuzu kim, niçin kaldırdı?' sorusudur. İkincisi ise 'Suriye politikamızda yapılacağı söylenen değişikliğin yönü ne olacak?' sorusudur. Bu değişiklik, oradaki savaşı Suriye halkı lehine sonlandıracak bir değişiklik mi olacaktır yoksa Suriye halkının devre dışı bırakıldığı ve uluslararası güç odaklarının istediği bir değişiklik mi olacaktır?

'Oyunu ver, istediğin hizmeti al, ötesine de pek karışma' denilecekse bunu da ayrıca bilmeye hakkı vardır İslamcıların. Öyle değil mi?

Ne diyordu Maradona: 'Şimdi ultra derken yeğenim. Çamaşır suyudur o. Beyazları paklamak içindir. Ama renklilere atmaya kalkarsan ortalığı ahan da böyle hercümerç eder de şaşar kalırsın vallaha.'