Hataya düşmemek lazım gelir: Türkiye'de adına İslamcılık dediğimiz meselenin kendisini hizaladığı ana merkez hep Milli Görüş çizgisi olmuştur. Milli Görüş'ten yana, Milli Görüş'e karşı ya da Milli Görüş'e rağmendir bu hizalanmanın visionları.

Şimdi bana bazı Milli Görüşçüler kızacak ama olsun. İslamcıların ana omurgasının ve komite merkezinin Milli Görüş olduğu gerçeği AK Parti ile birlikte de değişmemiştir. En nihayet AK Parti, 1990'lı yıllarda rahmetli Erbakan Hocamızın başlattığı 'toplumsal açılım perspektifi'ni 10 adım, 100 adım, 1000 adım ileri götürmüştür. Hepsi bu.

Gömlek magazinine girmeden konuşmak gerekirse Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları 2002'de Türkiye İslamcılarını 'artık siyaseti yeni bir dille, yeni bir yöntemle yapmak gerekir' cümlesine ikna etmişlerdir.

Az sayıdaki muhalif odağı dışarıda tutarak söylersek kritik eşik olan 2009 yılıyla birlikte memleketteki tüm İslamcı unsurların, hatta Milli Görüş partilerinin başaramadığı kadar çeşitli olarak, AK Parti'nin içinde ya da yanında saf tuttuğunu söylemek mümkündür.

İslamcıların AK Parti üzerinden kurduğu diskur 'dükkanın sahibi biziz' diskurudur. Bunun ne oranda doğru olup olmadığını tespitle vakit kaybetmek yerine, Recep Tayyip Erdoğan'ın bu hususta nasıl düşündüğünü ve neyi hedeflediğini belirlemek daha işe yarar olacaktır.

Doğrusu Recep Tayyip Erdoğan'ın İslamcı reflekslerinin kendini 'pür İslamcı' zanneden bazılarından çok daha gelişmiş olduğunu düşünüyorum. Hatta şunu da düşünüyorum: 'Yerli ve milli' tartışmasıyla İslamcılara düşünsel manada somut bir açılım da getirmiştir Erdoğan.

Tabii şu. Türkiye'de İslamcılık AK Parti'ye bütünüyle eklemlenince aynı zamanda somut iddia ve önerilerini de AK Parti'ye bağlamış oldu. Bu, dünya tarihinde bir ideolojik yönelimin daha geniş tabanlı bir siyasi partiye kendini bağladığı ilk örnek değil elbette. Fakat özgün bir örnek…

'Bugün İslamcılık hala AK Parti'nin ana omurgasını oluşturuyor fakat bu omurgayı oluşturan İslamcılık hangi iddialarından vazgeçmiş durumdadır' sorusu cevaplanmayı hak eden bir sorudur.

Sorunun cevabını ararken AK Parti'nin çok geniş bir toplumsal koalisyonun partisi olduğunu, bu koalisyonu ayakta ve diri tutabilmek için her türlü siyaset enstrümanını kullanmak zorunda olduğunu vesaire hesaba katmadan alınacak mesafe de yok üstelik.

Tam bu noktada tartışmamız gereken güncel bir meseleyle de karşı karşıya kalıyoruz: AK Parti, kendi içerisinde yaptığı son dizaynla İslamcıları tasfiye mi ediyor?

'Bu soru da nereden çıktı?' diye soracak olursanız size 'İslamcıların kendi içerisindeki sosyolojik dalgalanmalardan hiç haberiniz yok' demekten başka çarem kalmaz.

Şunun adını adam gibi koyalım. Gördüğüm kadarıyla (ki bunu görebilmek için harıl harıl temastayım insanlarla) İslamcıların Ahmet Davutoğlu'nun gidişine (usulde değil elbette. Ona herkes bir şekilde tepki gösterdi) temelde bir itirazları olmadı. Olmadı, çünkü hem gerginliğin sürmesini istemiyorlar hem de 'Reis'in aklında bir şey vardır' cümlesine inanıyorlardı.

Ancak Davutoğlu'nun gönderilmesi ile birlikte 'İslamcılar tasfiye mi ediliyor?' sorusu gelip yerleşti ortamlara. Bu sorunun böylece sorulabilmesine olanak sağlayan çok işaret vardı üstelik.

Fakat İslamcıları kızdırma pahasına söylemeliyim ki bu soru son derece yanlış bir sorudur. Yanlıştır, çünkü tasfiye edilen İslamcılık değildir. Yerleşik İslamcılıkla arasına oldum olası net çizgiler koyan, Milli Görüş geleneğinden hiç hoşlanmayan, düne kadar 'oy vermek haramdır' diyerek pozisyon alan ve Hoca'nın etrafında kümelenerek onu da son derece yanlış yönlendiren bir başka ekiptir tasfiye olunan. Ve şunu da hiç çekinmeden söylemeliyim ki o ekibin tasfiye edilmesi memleketin, İslamcıların, ümmetin lehine olmuştur. Dikkat isterim: Davutoğlu'nun tasfiyesine sevindiğim anlamı çıkmaz bu paragraftan. Hatta bunu romantik bulabilirsiniz fakat ben Davutoğlu'nun bir bakıma 'tasfiye olmadığını' da düşünüyorum. Yaşayalım görelim.

İslamcılar, kader çizgilerini her bakımdan AK Parti'ye bağlayalı beri kendi özgün ağırlıklarını, kendi ağırlık noktalarını, kendi sözlerini geri çekmiş durumdalar. Dolayısıyla doğru soru bence şudur: 'İslamcılar kendilerini tasfiye mi ediyor?'

Bunu da konuşalım inşallah uzun uzun.

Ne diyordu Foucault: 'Bu bir pipo değildir hafızım. Hatta bu bir pipo resmi bile değildir. Bu, İslamcıların kendi kendilerini sigaya çekmeleri gereken bir demdir.'

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.