O sabah da her sabahki gibi uyandı. O sabah da her sabahki gibi kahvaltısını etti. O sabah da her sabahki gibi çayını doldurup odasına çekildi ve o odadan bir daha sağ olarak çıkamadı.

O halde sorumuz şudur: Kemal abi niçin öldü?

Onun gibileri tanımlamak için sığınabileceğimiz ilk kelime 'uyumsuz' sözcüğüdür. Dünyaya bir türlü uyamamak… Dünyanın vadettiği düzene bir türlü uyum sağlayamamak… Herkesin 'önemli', 'mühim', 'hayatî' bulduğu şeyleri elinin tersiyle itivermek kenara. Çünkü dert sahibi olmak… Çünkü derdini sevmek… Çünkü derdini sevebilmek için geriye kalan ne varsa hepsini uzaktan sevmek…

Bütün bunlar bir insanın ölmesi için yeter sebep değildir elbette. Fakat yaşaması için gereken enerjiyi de bütün bunlardan alabildiğini söylemek zordur.

O halde sorumuz hala şudur: Kemal abi niçin öldü?

taki doktorlar da araştırmışlar bunu. Uzun uzun hem de. Hani bir şey bulmak için, bir iz, bir işaret, bir neden, bir gerekçe. Çünkü bilim, bir insanın niçin öldüğünü gerekçelendirmek zorundadır. Siroz, karahumma, veba, tifo, verem… Bilim nedenleri bulmak, onları tamir etmek, ortadan kaldırmak zorundadır. Ne ki ölüm bilimden büyük olduğu için ortadan kalkan sebeplerle ilgilenmez ve işini yapmaya devam eder. Bilim ilerlemeye, insanlar ölmeye devam eder.

Bir şey bulamamış doktorlar. Sadece, aralarından genç olan biri, koridora çıkıp 'Kemal beyin yakını hanginiz?' diye sormuş. Özgür abi çıkmış bir adım öne. Doktor Özgür abiye sarılıp hüngür hüngür ağlamış. Demiş ki 'Kemal benim çok eski arkadaşımdı. İnsan bu meslekte arkadaşının ölmesine değil, ölüm nedenini bulamamaya üzülüyormuş, bunu da anladım.' Sonra elini Özgür abinin omzuna koymuş ve demiş ki 'Kemal'in niçin öldüğünün tıpta bir açıklaması yok. Ama bizim için bir açıklaması var tabii: Eceli gelmiş.'

Ecelin Latincesi nedir acaba? Bilimi her seferinde yenilgiye uğratan bu büyülü sözcüğün Latince bir karşılığı olmalı mutlaka.

'Kemal abi niçin öldü?' sorusunu 'çünkü eceli geldi' cümlesiyle elbette cevaplayabiliriz. Fakat aradığımız cevap bu cevaptan daha küçük bir cevap olduğu için hala devam edebiliriz yolumuza: Kemal abi niçin öldü?

Bazı insanlar dünyaya göredir. Dünya, kestirir gözüne bazılarını. Ona armağanlar, baş döndürücü fırsatlar sunar. 'Seç' der, 'seç ki sana kendini unutturayım. Seç ki bende kalman için mazeretler üreteyim sana. Nedenler üreteyim.'

Bazı insanlar, dünyaya göre değildirler. Fakat yine de dünyada kalabilmek için kuş gibi çırpınarak ömür tüketirler. Dünyaya sürekli 'Baştan çıkar, tavla, ayart beni' derler. Bu noktada dünyanın yapması gereken hiçbir şey kalmaz. Yazıverir ismini gönüllü köleliğe.

Bir de Kemal abi vardır, vardı. Ne dünyaya göredir ne de kanat çırpar dünyaya doğru. Uzlette değildir. Kenara çekilmiş değildir. Hayattan ve dünyadan kopmuş değildir. Lakin oyunun da, oyuncağın da ne olduğunu çok çabuk keşfettiği için önemlinin ne olduğunu, önemsizin ne olduğunu, önemli ile önemsiz arasındaki farkı bilmenin ne öneminin olduğunu bilir.

Kemal abi niçin öldü?

Ölürdü çünkü. Dünya ona göre değil, o dünyaya göre değildi çünkü. Bana inanmıyorsanız, 1990 yılında, Ankara'nın Keçiören'inde yazdığı şu şiirini okuyun. O bir ithaf koymamış 'Gül ve Deli' başlıklı bu şiire, fakat ben bir ithaf yapayım: 'Kendime ve bütün diğer delilere…'

Bir demet gül

Dururken boynu bükük,

Alnımızdaki zul

Silinmeden; bu körlük…

Oyundur, oyun.

Olmadıkça körkütük,

Olmadıkça deli,

Ötelerin ötesini

Bilendir belki delinin teki

Haykırsa artık kalkıp biri

Akıllılar ülkesinde

Olsa delilerin piri…

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.