YazarlarManyak

Manyak

İsmail Kılıçarslan
İsmailKılıçarslanGazete Yazarı
Ben her zaman 'Kemal abi bu gece burada kal işte, Kartal çok uzak' derdim, o da her zaman önce çantasına bakar; diş macunu, diş fırçası ve temiz çorabı yoksa ağzından pırtlayarak 'olmaz, eve giderim ben son otobüsle' olurdu cevabı.

Son otobüslerle eve dönmelerin adamıydı Kemal abi zaten.

'Ağzından pırtlama' işi, muhtemelen gördüğü işkence seanslarından mirastı. Birazcık heyecanlanınca pırtlamaya başlardı. 'Oğlum, pırt, ben size, pırt, anlatamıyorum, pırt, İsrail yok olmadan, pırt, İslam ümmetinin, pırt.'

Konuşurken kelimelerin arasına küçük 'ağız pırtları' koyar ve doğrusunu söylemek gerekirse bu kendisine muazzam bir derinlik katardı; ama ona sorarsanız bu kabul edilemezdi. Dava adamı pırtlamazdı çünkü, pırtlayamazdı.

Sabahları uyandığında aynanın karşısına geçip, dümdüz ve simsiyah saçlarıyla yirmi dakika, tıraş olmakla yirmi dakika, bembeyaz dişleriyle on dakika, el ve yüz temizliğiyle on beş dakika ilgilendikten sonra aynaya bakar ve şöyle derdi aynada gördüğü adama: 'Hay ben senin tipini…'

Anlatmazdı, ama çokça işkence gördüğünü, kendisine çokça eziyet edildiğini kesin olarak hissederdiniz. Necip Fazıl'ın, kumandan Salih Mirzabeyoğlu'nun, İsmet Özel'in kitaplarından ezbere paragraflar okur, böylelikle her duruma uygun cevapları olurdu.

Üniversitenin merkez kantininde oturduğu masanın görüş alanında kimse oturmazdı. Daha doğrusu oturamazdı. Kemal abi beş saniyeden daha uzun baktığında, karşısında oturan kim olursa olsun mutlaka kalkardı masadan.

'Kızlara da mı, pırt, öyle bakıyorum lan, pırt, ondan oluyor di mi, pırt.'

Kantinde bizim delikanlıların astığı afişleri indirdiklerinde Kemal abi tek başına kalkmış, bütün diğer afişleri indirmiş ve şöyle bağırmıştı: 'Anasını babasını üzmek isteyen varsa bu afişleri tekrar asmayı deneyebilir.' Hayır. Kimse cesaret edememişti. Ve hayır. Pırtlamamıştı.

Kemal abi türkü söylüyor ya da kavga ediyorsa kesinlikle pırtlamazdı. Zorla ikna ederdik onu o güzel sesiyle türkü söylemeye. Melih abi bağlamayı çalar, Kemal abi başlardı: 'Gamlanma dostum gamlanma / bırak bilmesinler ne çıkar / her gece uykularda dövüldüğümüzü'

Dünyanın en titiz adamı olarak beyaz ceketiyle kurduğu ilişki patolojikti. Günde kaç kez 'cekette leke kontrolü' yaptığını sayamazdınız.

'Gâvura düşman, mazluma dost olmayınca hayat neye yarar' demişti bir keresinde, beyaz ceketinin kirlenmesine aldırmadan zabıtadan kaçan bir çocuğu arkasında sakladıktan sonra. Alamamıştı zabıtalar çocuğu Kemal abiden. Alamazlardı.

Okulu bitirip ünlü bir 'muhafazakar kolej'de İngilizce öğretmeni olarak işe başladı. İlk veli toplantısına kadar dayanabildi. Toplantıda velilerden biri 'hocam, ben çocuğuma haftalık 400 milyon lira harçlık veriyorum, 'az' diyor, ne dersiniz?' dediğinde Kemal abi duraksamadan 'ulan gebeş, 285 milyon lira maaşla çalışıyorum ben bu okulda' demiş meğer ve meğer o gebeş çok nüfuzlu bir gebeşmiş.

28 Şubat'ın en zor günlerinde bizi sürekli sükûnete davet eden de oydu. 'Bu günler kısa sürecek, bu heriflere yetişmiş insan kaynağımızı teslim etmenin âlemi yok, oturun oturduğunuz yerde' derdi.

Ama o oturmadı. 'Sakalla girmek yasak' dediler üniversiteye. Hayatında tıraşını bir gün olsun kaçırmayan Kemal abi sakal bırakmaya çalıştı. Çalıştı diyorum, çünkü sakal niyetine çene altında bir tutam kıl birikti.

Sonra bir iki yıl koptuk. Uzaktan haberlerini alıyordum almasına ama görüşemedik bir türlü. Sonra bir gün bir ortak dostumuz şöyle dedi: 'Kemal rahmetli oldu.'

Şaka yaptığını düşündüm arkadaşımın. Kemal abinin evini aradım tedirginlikle. Annesi açtı telefonu. 'Kemal abi' dedim bir umutla… Ahizeden küçük bir hıçkırık duyunca inandım. Güçlükle başsağlığı dileyip ankesörlü telefonun kulübesinde zırıl zırıl ağladım.

Bazı bazı aklıma gelir Kemal abi. 'Yaşasaydı' diye başlayan şeyler düşünürüm. 'Yaşasaydı' Mavi Marmara'ya binerdi mutlaka. 'Yaşasaydı' beyaz ceketini sile temizleye Somali'ye gider, orada bir kuyu açardı. 'Yaşasaydı' bizi hep uyardığı Fethullah'a sövebildiği kadar söverdi pırtlayarak. 'Yaşasaydı' bir kız bulurduk ona. 'Sen bunun bakışlarına takılma, aslında bir bilsen ne güzel adamdır' diyerek ikna ederdik.

Manyaktı rahmetli. İnandığı dava uğruna türlü işkenceye dayanacak kadar, ÖDTÜ'yü bırakıp Marmara'ya gelecek kadar, okuldaki herkesin her durumda 'Kemal abi varsa çözer' diyeceği kadar manyak.

Bazı bazı da 'vakitli ölmesi iyi mi oldu ne?' diye de düşünmeden edemem. Şu ahvali görseydi, elinde daim 'Allah' çektiği otuzüçlük tespihi koparırdı öfkesinden. Bilen bilir, o tespih koptu mu Kemal abinin önünden kaçmak icap eder.