https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Yeni bir Çanakkale, yeni bir Sakarya

Yeni bir Çanakkale, yeni bir Sakarya

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı

Devletlerin ve milletlerin tarihinde ‘kırılma anları’ vardır. Mesela Alaeddin Paşa’nın, kardeşi Orhan Gazi’nin ‘toprakları üleşelim’ teklifini elinin tersiyle itmesi böyledir. Mesela Kanuni’nin, Şehzade Mustafa’yı boğdurtması böyledir. Mesela Erzurum ve Sivas kongreleri böyledir. Mesela Menderes’in idamı böyledir. 

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Yeni bir Çanakkale, yeni bir Sakarya-İsmail Kılıçarslan
Haber Merkezi 15 Haziran 2017, Perşembe Yeni Şafak
Devletlerin ve milletlerin tarihinde 'kırılma anları' vardır. Mesela Alaeddin Paşa'nın, kardeşi Orhan Gazi'nin 'toprakları üleşelim' teklifini elinin tersiyle itmesi böyledir. Mesela Kanuni'nin, Şehzade Mustafa'yı boğdurtması böyledir. Mesela Erzurum ve Sivas kongreleri böyledir. Mesela Menderes'in idamı böyledir.

Kısa vadede değil, orta ya da uzun vadede millete olumlu ya da olumsuz pek çok etkisi olduğu için kırılma anlarıdır bu anlar. Genellikle oldukları anda ortaya çıkan etkileri önemsizdir böylesi kırılma anlarının. Vuku bulduktan sonra dalga dalga büyüyen etkileri o olayları kırılma olarak anmamızı sağlar. Alaeddin’in kararı Osmanlı’yı imparatorluk haline getirmiş, Kanuni’nin tercihi ise Osmanlı’yı çöküşe sürükleyen adımların belki de en önemlisi olmuştur.

REKLAM

Geçen yılın 15 Temmuz günü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk milletinin yaşadığı kırılma anının asıl etkilerini henüz gördüğümüz kanaatinde değilim. Bu niçin böyledir? Çünkü işin magazininden kurtulmak için çok kısa bir süre geçmiştir aradan.

Magazini tabii. ‘Şu isim tutuklandı’, ‘bu isim tutuklanmadı’, ‘bu isim mağdur oldu’, ‘mahkûm şu tişörtü giydi’, ‘Fetoş denen köpek şu lafı etti,’ ‘demokrasi şöleni.’ Bunların hepsi doğal olarak 15 Temmuz gününün magazinel etkisine dâhil meselelerdir.

Yanlış anlaşılmasın. ‘15 Temmuz gecesinin magazinel etkilerine kapalı olmak gerekir’ falan demiyorum. Tam tersine, böylesine büyük bir destanın, böylesine büyük bir kahramanlık gecesinin magazini de son derece önemi haizdir. Tutuklanması gerekenin tutuklanması, mağdur olanın mağduriyetinin giderilmesi, o tişörtü giyen köpeğe o tişörtün yedirilmesi, sokaklarda nöbet tutulması, yazılan şiirler, yapılan etkinlikler, hazırlanan anma filmleri… Hepsi ama hepsi çok mühimdir.

REKLAM

O halde derdim ne?

Derdim şu: 15 Temmuz bir milletin ve o millet sayesinde bir devletin ‘var olma’ ve ‘var kalma’ mücadelesinin adıdır. Meselenin magazininin yanı sıra ve hatta o magazinden daha çok önem vererek bu var olma ve var kalma mücadelesinin anlamı üzerine düşünmek, kafa yormak, fikir geliştirmek gerekir. ‘Dar politika kalıplarının, gündelik fikir ayrılıklarının, çeteciliğin v.b bir, yüz, bin adım ötesine geçmemiz lazım 15 Temmuz’u değerlendirirken’ cümlesine önem vermemiz gerekir. 

15 Temmuz’da sokakta olmakla yahut en azından sokakta olanları desteklemekle evinin perdelerini sıkı sıkıya çekmek arasındaki farkın bir politik fark olarak geliştiğini düşünmek zokayı yutmak demektir. Türkiye’nin son 10 yılına damga vuran ‘millicilik-küreselcilik’ ikilemini pas geçmek demektir. Kerameti kendinden menkul seküler yaşam tarzını önce AK Parti, ardından da (güya) seküler yaşam tarzına dâhil olmayan herkes üzerinden militanlaştıran aklı pas geçmek demektir.

REKLAM

Gündelik politikanın değil, değişmez siyasetin ve sosyolojinin konusu olması gereken bir durumla karşı karşıyaydık 15 Temmuz gecesi.

Bize ‘tuhaf’ gibi görünen ittifakların, mesela Tengrici tiplerle FETÖ’nün, ulusalcı CHP’lilerle bağımsız Kürdistan için uğraşan HDP’lilerin yan yana gelebilmesini sadece AK Parti karşıtlığı üzerinden ve geçici ittifaklar olarak değerlendirmemizi bekleyenler bizim hayrımızı istememektedirler.

Her renkten küreselcileri bir araya getiren zamkın üreticileri 15 Temmuz gecesinden sonra umudunu kaybetmiş, referandum sonucundan sonra ise bütün gücüyle Türkiye’nin var olmasına ve var kalmasına saldırması gerektiğine dair inancını tazelemiştir.  

Doğrusu ben Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘15 Temmuz yeni bir Çanakkale’dir, yeni bir Sakarya’dır’ cümlesini tam da bu tehlikeyi görerek kurduğunu düşünüyorum.

REKLAM

Çünkü devlet olmanın ve devlet kalmanın sorumluğunu sırtında hisseden Erdoğan biliyor ki yaklaşmakta olan yaklaşmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadronun Lozan sonrası ‘100 yıl savaşsızlık satın aldık’ sevinişindeki 100 yıl dolmak üzeredir.

15 Temmuz’u anarken yapılabilecek en kötü şey meseleyi AK Parti - CHP çekişmesine ya da FETÖ meselesine indirgemek olacaktır. Anlaşılsın diye söylüyorum: Bahsetmemek değil, indirgemek.

15 Temmuz gecesine ‘kontrollü’ diyenlerin nereden ve nasıl kontrol edildiklerine dair uzun uzun düşünmeyeceksek, düşünerek ulaştığımız sonuçları gündelik politikanın kısır çarklarında heba edeceksek içinden hiç çıkamayacağımız günlere doğru dörtnala gidiyoruz demektir.

Ne diyordu Burgess: ‘Şimdi yeğenim, şu yerel yönetimlerimizin 15 Temmuz etkinliklerine hiç laf etmeden mi bitireceksin yazını? 15 Temmuz anması sektöründen hiç bahsetmeden mi? Oldu mu ya?’

REKLAM