Yaz üzerine metafizik değinmeler

04:002/07/2017, Pazar
G: 17/09/2019, Salı
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Mahmud Erol Kılıç

Yazılarımızda bazenzamanvemekânmetafiziği de yaptığımız olur. Çünkü en baştainsanolmak üzere bütün yaratılmışlar varoluş tecrübelerini bu ikiliden meydana gelen bir kutunun, bir zarfın içerisinde gerçekleştirirler. Ve tıpkı yaratılmış her şey gibi zamanların ve mekanların daruhuvardır. Bu durumda nasıl insan için var isekâmilzamanlar vekâmilmekanlar da bulunmaktadır. Bunlara özel zamanlar ve özel mekanlar da diyebiliriz. Manevi topoloji de denilir.Bu vakitlerin ve mekanların manevi çalışmalar için

Yazılarımızda bazen
zaman
ve
mekân
metafiziği de yaptığımız olur. Çünkü en başta
insan
olmak üzere bütün yaratılmışlar varoluş tecrübelerini bu ikiliden meydana gelen bir kutunun, bir zarfın içerisinde gerçekleştirirler. Ve tıpkı yaratılmış her şey gibi zamanların ve mekanların da
ruhu
vardır. Bu durumda nasıl insan için var ise
kâmil
zamanlar ve
kâmil
mekanlar da bulunmaktadır. Bunlara özel zamanlar ve özel mekanlar da diyebiliriz. Manevi topoloji de denilir.

Bu vakitlerin ve mekanların manevi çalışmalar için ayarlanmış hiyerarşisi Yaratıcı tarafından konulmuş ve bizlere resulleri aracılığı ile bildirilmiştir. Bizden de kendi menfaatimiz için bunlara riayet etmemiz istenir.


Zamanların ve mekanların manevi derecelenmelerinin yanısıra yine buna bağlı olarak fiziksel, kimyasal, biyolojik çeşitliliği ve de derecelenmeleri söz konusudur.

Geleneksel insanlar bu kadim bilgeliğe sahiptiler ve hayatlarını buna bağlı olarak devam ettirirdiler. İnsan tabiatın bir parçası olduğu için ondan aldıkları ve ona verdikleri vardı. Karşılıklı etkileşim halinde idiler. Aslında müstakil bir din olmayan Şamanistik veçhe her dinin böylesi Tabiat felsefesini ortaya koyan yaklaşımdı. Lakin
din
üst prensibinden kopma halinde alt bir pratiğe, yani büyücülüğe dönüştü.
Yerküre’nin ekvator kuşağı, onun kuzeyi, onun güneyi, batısı, doğusu kendine has manyetik alanlara sahiptirler. Çok yukarılara çıkıldığı zaman güneş ışınlarının azalması hem mekanın hem de orada yaşayanların biyolojisini etkiler. Çok aşağı, yani ekvator kuşağına inildiğinde bu sefer fazla ışından dolayı farklı bir oluşum meydana gelir. Bu iki uç arasında, ne çok yukarısı gibi ne de çok aşağısı gibi olmayan
mu’tedil
denilen bir ara kuşak vardır. Oldukça da geniş bir alandır. Ulu’l-azm peygamberlerin, bilgelerin, filozofların hepsinin bu kuşak içerisinde yaşamış olmaları tesadüf olmasa gerektir.

Ülkemiz böyle bir kuşak içerisinde yer alıyor. Hem de dört mevsimi yaşıyor. Bunun kıymetini bilelim.

Lakin neredeyse bir asırdır ruhtan, maneviyattan, felsefeden kopuk dünya görüşümüz günlük, salt ticari, sırf oy kaygılı bir politika anlayışına dönüşünce ortaya çıkan yanlış şehirleşme politikaları, yanlış köy ve tarım politikaları insanımızı tabiattan kopardı. Betonlaşan şehirlerde toprağa ayağı basmadan yaşayan ve bu yüzden sırf stres topu olmuş insanlar haline geldik.

Bu yüzden, on iki ayı kurtarmaktan geçtik hiç olmazsa yaz aylarını bir nebze tabiata dönüş fırsatı olarak değerlendirebilir miyiz buna bakalım. Büyük çoğunluğumuz için bu mümkün aslında. Başta İstanbul olmak üzere büyük (azman!) şehirlerimizin sakinlerinin yaklaşık yüzde 80’i taşralı. Yani salt
daha fazla maddi imkana sahip olmak
için o şehirlere göç etmiş kimseler. Bunlar yaz aylarında köylerine, kasabalarına, yaylalarına dönebilirler. Çünkü salt
daha fazla manevi imkana sahip olmak
istiyorsalar kırsalda bunu yakalayabilme şansları daha fazla.
Şartları, durumları müsait olanların ise yazlıkları var. Şayet bazı Batı ülkelerinde olduğu gibi şehirler de tabiattan kopmadan bahçeli evler halinde kalsa idi yazlığa gerek kalmayabilirdi. İstanbul’un veyahut Ankara’nın
Bahçeli-evler
’i bugün sadece bir isimden ibarettir. Tıpkı
Bağcılar
,
Yayla
,
Bağlar-başı
,
Fener-Bahçe
semtlerinin isimleri gibi. Hele bir de İstanbul’un sonu
köy
ile biten ilçeleri yok mu. Nefs-i İstanbul’da, Fatih’te doğmuş büyümüş birisi olarak söyleyeyim biz köy çocuğu idik. Yani ağaç tepelerinde, bostanlarda oynadık. Yenikapı’da denize girdik. Belki ben Bağcılar’da üzüm yedik Avcılar’da keklik avına gittik diyemem ama babalarımızın bunları dediğini kulaklarımızla duyduk. Ne olurdu bir İngiliz’in, bir Fransız’ın, bir İspanyol’un şehirleri gibi kalsaydı buralar. Eski coğrafyamız olan Balkan şehirleri bile inanın bizden çok daha iyi korunmuşlar...

Hasılı, yazlığı olanlar da bu fırsatlarını değerlendirsinler. Mevsime göre hareket eden Anadolu göçerlerinin yazlak – kışlak uygulamasını sürdürsünler.

Peki ne gidecek bir köyü ve ne de bir yazlığı olmayanlar ne yapsınlar diyecek olursanız onlar da şartlarına göre teferrüç etme imkanları bulabilirler aslında. Köy evi, kütük ev, çadır kiralamak veyahut butik otelde kalmak imkanlarını değerlendirebilirler. Kültür turlarına katılabilirler. Arabalarının arkasına karavan takıp köy köy, koy koy ülkemizi gezebilirler. Amerika’da yaşayan değişik gruplar “retreat” dedikleri yaz kampları yaparlar. Hem dinlenirler ve hem de doğada manevi pratikler yaparlar. Gençler için tavsiye edeceğim en güzel tatil imkanı ise kafa dengi arkadaşlarla, iyi seçilmiş bir yerde yapılan çadır kamplarıdır. Gençliğimizde yaptığımız bu kampları hala unutamam.

Bu sayede bizde var olan toprak, hava, su, ateş unsurları ile tabiatta olan asılları bir tür karşılıklı tanımaya girerler. Doldurma (şarj) da diyebilirsiniz buna.

Çıplak ayakla
toprağa
(Tîn) basmak vücuttaki bütün elektriği alır. Elektrikçi tabiri ile topraklama yapmak sistem için çok hayatidir. Kolestrolü dahi düşürür derler.
Negatif iyon dolu dağ, orman veyahut deniz
hava
’sını (Nefha) ciğerlere doldurmak ve sonra haps-i nefes yapmak ilahi enerji kanallarını açar. Kanı dahi temizler derler.
Ayette “Biz her şeyi
su
’dan (Ma’) yarattık” denilmektedir. Bunda derin manalar vardır. Hislerimiz için elzemdir. Başta Thalasso olmak üzere pek çok tedavi deniz suyu ile yapılır. Temiz bir deniz
suyu
nda gusül abdesti almak nazar, sihir gibi negatif enerjileri giderir, derler.
Güneş (şems) büyük bir nimet. Yeryüzündeki hayatın olmazsa olmazı. Onun
ateş
’inin sıcağından, ışınından faydalanmayan karanlıkta kalır, enerjisiz kalır. Huzur hormonları bununla salgılanır, derler..

Bu nimetlerden faydalanmak gerek. Hatta belki de bir zorunluluk bile diyebiliriz. Göreceksiniz ki insanımız daha hoşgörülü, daha huzurlu ve daha bilgece olacaktır.

Ben böyle söylerken ters ters bakanları da görür gibiyim. Meselenin sadece lafzi manasına bakarak ‘Bizde tatil yoktur, günahtır’ diyerek karşı çıkan ham softaları görür gibiyim. Burada kasdedilen onların zannettikleri gibi atalet manasında olan değildir. Teferrüç, tenezzüh, tefekkür, tedebbür, dostluk, muhabbet, sıhhat ve sefer v.b. gibi pek çok anlamı ihtiva eden bir uygulamalar bütünüdür. Şu yaz sıcağında dahi havasız bodrum katlarına tıktıkları gencecik çocuklara hafızlık yaptırıp onlara bu imkanları haram görenler oralardan büyük İslam alimleri çıkarmayı bekliyorsalar beyhude uğraşmasınlar. Nasıl bir ürün elde edildiğini Ortadoğu coğrafyası her gün görüyor.

Geleneğimizde büyük âriflerin bağlarda, bahçelerde, mesirelerde ne güzel insan yetiştirdiklerini görmediler bunlar. Ne meclisler, ne muhabbetler, ne zikirler yapılırdı, bigane kaldılar bunlar.

Fetava-i Tatarhaniyye okudukları kadar Mevlana, Yunus Emre, Niyazi-i Mısri, Alvarlı Efe okusalar tabiattan bu kadar kopmazdılar.

Ben hepinizi tabiata davet ediyorum…

#Ortadoğu
#Zaman
#İnsan
#Mekan