
Dünden bugüne İslamcıların devlet görüşleri ve iktidarlarla ilişkileri bulandırılamayacak, tevil gerektirmeyecek kadar nettir.
Mezhep imamlarının, ulemanın ve münevverlerin ümmeti temsil tahtında (uyum, muhalefet, eleştiri ve reddiye olarak) ortaya koydukları örnekler birebir kaydedilmiştir.
Sadece el-Gazzali"nin bu konudaki şeri, nazari ve kişisel tutumunu incelemek bile aydınlanmayı talep edeni aydınlatmaya yeter de artar bile.
Çünkü o, iktidar ilişkilerinde taraf olmanın bedelini ağır bir bunalımı yaşamak suretiyle ödemiştir. Onun çoklarınca metafizik bir söylemle süslenen ve ilk bakışta doğru da olan inziva hayatı aslında kendi canına mal olabilecek iktidar çatışmalarının dışına çıkma (kaçma) çabasıydı. İnzivadan sonra toplumsal hayatın içinde tekrar yer alması ise onun kaçınamayacağı bir durumdu çünkü bilmek sorumluluk yükler; el-Gazzali olmak hayatın orta yerinde durmayı zorunlu kılar.
Bunları derken arada bir başımı kaldırıp tam karşımdaki rafta yer alan kitaplara bakıyorum: İbn Haldun"un Mukaddime"si, Maverdi"nin el-Ahkamu"s Sultaniyye"si, İbn-i Fîrûz"un Gurretül-Beyzâ"sı, Ebü"n-Necîb Şeyzerî"nin Nehcü"s-Sülûk fî Siyaseti"l-Mülûk"u, İbn Zafer"in Sülvânü"l-Mutâ fî Udvâni"l-Etbâ"sı, Abdüsselam el-Amasî"nin Tuhfetü"l-Ümerâ ve Minhatü"l Vüzerâ"sı, ilh…
Ali Bulaç zikrettiğim bu kitaplardan çok daha fazlasını bilir ve çoğunu da sanırım okumuştur. Mümtaz"er Türköne ise bilmez. Çünkü herkes kendi inancı ve meşrebince ilgilenir bu konularla ki, ben de Batılı siyasetnameleri, faşistliğin tarihini Türköne kadar bilemem.
İligili konuda günümüze ait kısa değerlendirmelerimi sunmadan önce şu hususun altını çizmeliyim:
Rivayet odur ki, Hz. Davut"tan (as) sonra hilafeti yüklenip yüklenemeyeceği konusunda zamanın ulemasınca imtihana tabi tutulan Hz. Süleyman"a (as) son olarak şu sorulur:
"-Kendisi iyi olduğu zaman her şeyin iyi olduğu, kendisi bozulduğunda her şeyin bozulduğu şey nedir?"
Hz. Süleyman (as) şu cevabı verir:
"O kalptir, kalp iyi olduğunda her şey iyi olur; kalp bozulduğunda her şey bozulur."
İslamcıların devletle, iktidarla ilişkileri konusundaki şimdiki yaklaşımlarda "kalp problemi"nin yoğun olarak yaşandığını sanıyorum. Böyle olmasa İslamcıları ilzam (hatta itham) edecek kadar pervasız olunmaz ve bu vesileyle paralel yapının cürümlerini meşrulaştırmak için hedef tahtasına onlar konulmazdı.
Yukarıda isimlerini verdiğim kitaplarda ilk gördüğüm (ki, onların büyük bir çoğunluğu Büyüyenay tarafından yakın zamanda günümüz Türkçesiyle tekrar yayınlanmıştır) devlete ilişkin (şeri ve akli) hakikatleri vurgulamanın, yöneticileri uyarmanın, onlara doğruyu tavsiye etmenin öne çıktığıdır.
Buradan hareketle günümüz İslamcıları"nın da aynı şeylerin mirasçıları olduklarını söylememiz mümkündür.
Çünkü devlet (sultan / yönetici) zulme çok yakın, adaleti tesis etmek zorunda olduğu için de merhametten bir o kadar uzaktır.
Bu nedenle bir İslamcı, devletin ve yöneticinin şeriatın zorunlu kıldığı öz"e uymak ve "akli şeriat"a göre davranmak zorunda olduğunu bilir. Bu zorunluluk onu devlete ve yöneticiye mesafeli kıldığı gibi, Müslümanların haklarını koruyan bir yapının oluşturulmasını da her şeyin (yönetim şeklinin ve yöneticinin kişisel inancının) önüne alır.
Bunu Mustafa Kutlu"nun kelimeleriyle ifade edecek olursam: Müslümanların ibadetlerini özgürlük içinde ve en rahat tarzda yapmalarını hukuki güvence altına alan ve bizzat sağlayan devlet ve yönetici İslamcı için makbul bir devlet ve yöneticidir.
Nitekim Said Nursi de "…Sırr-ı tevatür ve icmaı tazammun eden ve hadsiz ihbârâtı ve delâili dinlemeyen ve safsata-i nefis ve vesvese-i şeytandan gelen bir vehmi kabul eden adamlarla hakikî ve ciddî iş görülmez. Şu inkılâb-ı azîmin temel taşları sağlam gerek." diyerek Ankara"dan ayrılmadı mı? Yine aynı nedenlere (bu kez olumlayarak) Menderes"i destekleyip ve ona tavsiyelerde bulunmadı mı?
Said Nursi"nin şahsında tartışılmayan bu tutumu izleyen İslamcıların şimdi Recep Tayyip Erdoğan"a destek vermelerini, tavsiyede ve uyarıda bulunmalarını eleştirmek hakkaniyete uyar mı?
"Kalp" demiştim, kalp! Kalp bir kere bozulmaya görsün. "Hizmetçi teslisini (örgüt – menfaat – nifak) esas alarak iş tutan ve bu uğurda Ak Parti iktidarı sayesinde Müslümanların hayat, ibadet şartlarını (nihayet) gözetmeye başlayan devlet içinde paralel yapı oluşturarak onu salt kendisine ram etmeye çalışan bir grubu desteklemiyorlar diye İslamcıları özgürlük karşıtı, devletçi olarak nitelemek hangi vicdana sığar?
Bunlarla eriştiğim sonuç şudur ki, Ali Bulaç kalbiyle ve İslamcı kimliğiyle yeniden yüzleşmek zorundadır. Çünkü şimdiki durduğu yer ve savunduğu şeyler, onun "hüviyetiyle" mütenasıp görünmemektedir.
Türköne"ye gelince.
Yakın geçmişte İslamcılığa karşı Said Nursi"yi (okuyarak, anlayarak değil) güzellemeler yoluyla öne çıkarmaya çalıştığını hatırlarsak, Türköne"nin "iflah olmaz bir muhalif" rolünü çok sevdiğine hükmedebiliriz.
Bu rolü üstlenen ise aklını, mantığını ve birikimini kılıcını salladığı kişi ya da kişilere peşkeş çekmiş demektir. O halde (Ali Bulaç"ın kullandığı terimle) o bu bahiste "Keen lem yekün"dür.
twitter.com/OmerLekesiz
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.