YazarlarVakfede neye vakıf oluruz

Vakfe’de neye vâkıf oluruz

Ömer Lekesiz
ÖmerLekesizGazete Yazarı

Vakfe, Hac esnasında Arafat’ta belli bir süre durmaktır ve aynı zamanda o duruşa verilen isimdir. 

Arafat kimi rivayetlerde, Hz. Adem ile Hz. Havva’nın Allah tarafından affedilişlerinden sonra buluştukları ilk mekândır. Bu yönden bir adı da vuslat’tır.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
: Vakfe’de neye vâkıf oluruz
Haber Merkezi08 Ağustos 2017, SalıYeni Şafak
Vakfe’de neye vâkıf oluruz yazısının sesli anlatımı ve tüm yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Vuslat yani ilklerin birleşmekle, buluşmakla, varmakla evlatları için sılaya dönüştürdükleri yerde, şimdi salâta durmalarıdır.

Vuslatta sıla hasretinin giderilmesi, salâtta sılanın (ki bunlar aynı köktendir) gerçekleşmesi zaten vakfeyi gerektirir. Vakfe ise Arafat’ta ârifâne bir yönelişle kulluğun vukûfuna bitişerek, dua, zikir anlamıyla salâtın içine çekilir.

Öyle ki, konu kulluk, ibadet, dua, zikir, tavaf, salat, sıla, vuslat, Allah’ın işaretleri, Arafat, vakfe, bilgi ve bilmek, münâcaat, ricat, teslimiyet... olunca bu kelimeler arasında doğrudan ya da dolaylı kardeşlikler tahakkuk ederek; yüklem yüklendiren ve yüklenenle, isim isimlendiren ve isimlendirilenle bir tür halvete girer.

REKLAM

Umre maksadıyla Arafat’ı dört kez görmem nasip edildi ama vakfe’yi tecrübe etmedim. Bu bakımdan Tavaf’la ilgili konuşma cesaretimi, vakfe konusunda gösteremiyorum. Zaten şu ana kadar naklettiğim bilgiler de ilme’l-yakin olanlardır ki, sözü yine bundan devam ettirmem gerekir.

Ebu Hâmid el-Gazzalî ile İbn Arabî’nin ilgili düşüncelerini çoğumuz biliriz ama Mevâkıf adlı eserin sahibi Abdülcebbâr en-Nifferî’nin ilgili düşüncelerini fazla bilmeyiz.

Yakın zamanda Nurullah Koltaş çevirisiyle, Büyüyenay Yayınları tarafından dilimize kazandırılan bu eserden, cahillerin ve nifak ehlinin yanlış yorumlamalarına maruz kalabilecek olanları atlayıp, onun Vakfe’yi tasavvufi planda esas almakla birlikte, Hac’daki vakfeyi / vâkıf’ı da kuşatmada mahir olduğunu belirterek, sözü tam ehline, en-Nifferî’ye bırakıyorum:

REKLAM

“Vakfe, ilmin membâıdır. Kim burada vakfe ederse, onun ilmi kendindendir; vakfe etmeyenin ilmi ise kendi dışındandır.

Vâkıf, tek bir hükme göre konuşur (nutk) ve susar (samt).

Vakfe, kıymetleri öğreten ve düşünceleri de silen nûriyyettir.

Vâkıf için olması dışında hiçbir daimiyet yoktur; daim olan dışında da hiçbir vakfe yoktur.

Vakfe, dünya ve ahiretin köleliğinden azad eder.

Vâkıf az kalsın beşeriyyet hükmünden uzaklaşacaktı.

Vâkıf, ilmin ve hikmetin tamamıdır; bu ikisini ancak vâkıf birleştirebilir.

Vâkıf, güvenilirdir ve güvenilir kişi de sırdaş addedilir.

Vakfe eden ilmi görür fakat ma’lumu göremez; yakaza ile perdelenir, gafletle perdelenişi gibi.

Vakfe ma’rifetin ruhu, ma’rifet ilmin ruhu, ilim de hayatın ruhudur.

REKLAM

Sabır, vakfe dışında her şeyin üzerine konmuştur; çünkü vakfe sabrın üzerine konmuştur.

Bela indiğinde, vâkıfın üzerinden gelip geçer, lakin ârifin ma’rifeti ve âlimin ilmi üzerine iner.

Vâkıf itilafla hurûç eder, tıpkı ihtilafla hurûç edişi gibi.

Bir kimse bir şeyin ilmini bilirse, onun bilgisi o şeye yöneldiğinin bir ilanı olur.

Vakfe ma’rifetin direğidir ve ma’rifet de ilmin direğidir.

Ârif bilir ve bilinir, vâkıf ise bilir ama bilinmez.

Vakfe kendinde zannın bulunmadığı ebedi yakîndir.

Vakfe, uzaklık (bu’d) ve yakınlığın (kurb) ötesindedir; ma’rifet yakınlıktadır ve yakınlık ise uzaklığın ötesindedir; ilim ise uzaklıktadır ve bu da onun hudududur.

Vâkıf’ın hükumeti onun susmasıdır (samt); arifin hükumeti onun konuşmasıdır (nutk); alimin hükumeti ise onun bilgisidir (ilm).

REKLAM

Vakfe, söylenebilenin ötesindedir; ma’rifet ise söylenebilenin nihayetindedir.

Vakfe kevnin ateşidir; ma’rifet ise kevnin nurudur.”

Yukarıdaki tasavvufla vurgumu, Mevâkıf çevirmenden şu notla teyit etmeliyim:

Mevâkıf’ın başlıca temasını, Nifferâ tarafından mahirane bir şekilde ele alınan ‘vakfe’ mefhumu oluşturur. Ancak Nifferî tarafından dile getirildiği şekliyle vakfe, tasavvuf literatüründe daha sonradan farklı biçimlerde formülize edilen vakfeden bir miktar farklıdır. Istılahta iki makam arasında durup önceki makamdan eksik kalan yönlerin tamamlanışı ve gelecek olan makama dair malumat edinme şeklinde özetlenebilecek genel tarife mukabil, Nifferî’nin ısrarla üzerinde durduğu vakfe daha büyük bir vizyonu ifade eder. Dolayısıyla tevbeden rızaya geçiş gibi olmayıp fenadan bekaya geçiş gibi daha kapsamlı bir husustur.”

REKLAM

Ben de bu son cümledeki belirlemeye istinaden, Nifferi’nin vakfesini, Hac’daki vakfe gibi okudum, çünkü Hacc’ın, vakfenin ve vâkıfın böyle olduğuna inanıyorum.

Böyle bilmeyenin Hacc’ının ne olduğunu ise bilmiyorum.