İşimize bakalım artık… Önümüze…

Hem kendi önümüzü hem de insanlığın önünü açma zorlu çabasına odaklanalım…

Dünya bize bakıyor…

Dünya tükendi ve Türkiye’ye kilitlendi…

Yeni Şafak


Batılılar, ne yapacak bunlar, diye, bizi izliyor adım adım.. korkulara bürünerek ve kâbuslar görerek…

Mazlumlarsa, toparlanacak ve mazlum dünyayı da toparlayabilecek tarihî yürüyüşe soyunacak mı Türkiye, diye, bizi takip ediyor merakla ve heyecanla…

Ne kadar farkındayız ama gerçek böyle: Dünya bize gebe, biz hakikate.

ÇİLEMİZİ DOLDURARAK GELİYORUZ…

Büyük varoluşsal meselelerimiz var üzerinde kafa patlatmamız gereken.

Bu hayatî sorunlardan biri şu: Biz bu dünyaya bir şey söyleyebilecek miyiz? Dünyaya bir şey söyleyecek durumda ve donanımda mıyız?

Unutmayalım: Bu dünyaya söyleyecek bir sözümüz yoksa, bu dünyada yaşamamızın anlamı da yoktur.

Bu dünyaya söylenecek tek bir söz var. O sözü söyleyecek biziz. Ama biz, yokuz.

Fakat geliyoruz biz…

Sessiz ve derinden geliyoruz…

Çilemizi doldurarak geliyoruz…

Gelecek biziz. Biz geleceğiz: Hakikat fikri bizde var sadece şu çivisi çıkmış dünyada.

Bu hakikat fikrini bütün boyutlarıyla idrak ve ifade edebilecek, hayatın her alanına gergef gibi işleyerek nakşedecek zorlu ama kanatlandırıcı bir ilim, irfan ve hikmet yolculuğuna çıkmak zorundayız.

İNSANLIĞIN YÜKÜNÜ OMUZLARINDA TAŞIMA SORUMLULUĞU VE ONURU

Hem kendimizi, kendi dünyamızı iyi tanımak hem de kendi ruh köklerimizden yola çıkarak insanlığın temel varoluşsal felâketlerini anlamak, anlamlandırmak ve çıkış yolları üzerinde kafa patlatmak yalnızca bizim yükümüz ve yükümlüğümüz şu çölleşen, “çorak ülke” dönüşen dünyada.

Bunu görebiliyor ve ona göre yükümüzü ve yükümlülüğümüzü müdrik bir şekilde yerine getirebiliyor olmamız gerekiyor.

İnsanlığın yükü bizim omuzlarımızda: Tarih yeniden yapılıyor…

Bildiğimiz dünya çoktan tarih oldu…

Yeni bir dünya kurulacak, yeni bir dünyanın kurulmasında Türkiye kurucu, kilit rol oynayacak.

O yüzden Osmanlı’yı durdurdular.

O yüzden Türkiye’yi kuşatıyorlar bir asırdır hem içerden hem de dışardan eşzamanlı olarak…

DÜNYA FELÂKETE SÜRÜKLENİRKEN…

Batılılar, dünyayı cehenneme çevirdiler.

Bizim 6 asır barış yurduna dönüştürdüğümüz üç kıtayı cehenneme dönüştürme başarısı sergilediler. Hem de bir asır içinde sadece.

Bu bile, geleceğin bizim olduğunu göstermeye yeter, öyle değil mi?

İyi de bunu görecek zehir gibi bir göz, parlak bir zihin var mı bizde?

Batılılar, bütün o ayartıcı felsefî vaatlerini yerle bir ettiler. Vadettiklerini hem gerçekleştiremediler hem de belki de bu nedenle sürgit barbarlaşma eğilimi ve kötü, öteki, canavar icadı üzerinden varolma yönelimi sergiliyorlar…

Gerçekleştirdikleri işgalleri, tecavüzleri, katliamları; döktükleri kan ve gözyaşını örtbas etmek için sürekli kötü, sürekli canavar icat ediyorlar!

Kötülükten besleniyorlar…

Nedir bu? Tükenişin tâ kendisidir…

İnsanlık bir çıkmaz sokağın eşiğinde debelenip duruyor, bir uçuruma doğru sürükleniyor…

Toplu olarak intihar ediyor: Güle oynaya hem de.

Hız, haz ve ayartı: Çağdaş insanın yaşama biçiminin hem araçları hem de baştan çıkarıcı, uyuşturucu, narkoz etkisi yapıcı, hayattan uzaklaştırıcı, hayatın sorunlarına duyarsızlaştırıcı ve insanlığı nihilizmin eşiğine yuvarlayıcı putları!

Çağdaş insan, yaşamıyor aslında, kaçıyor: Hayattan kaçıyor, hakikatten kaçıyor, kendinden kaçıyor…

Hız da, haz da, ayartı da, çağdaş insanın farkında bile olmadığı prangalarına dönüşüyor sonunda!

Hız, durup düşünmesini imkânsızlaştırıyor…

Haz, düşünme melekelerini iptal ediyor…

Ayartı, hayata değmesini zorlaştırıyor; gerçek hayatı değil medyalar, imajlar ve algılar üzerinden sanal olarak icat edilen sanal bir hayat yaşamasını sağlıyor çağdaş insanın ve sanal bir dünyanın labirentine gömüyor çağdaş insanı.

İNSANLIĞIN BEKLENTİSİNİ BOŞA ÇIKARMAMALIYIZ…

Sözün özü: Görüldüğü üzere yükümüz de, yükümlülüğümüz de ağır.

O yüzden işimize bakmalıyız… Önümüze…

Umudu dalga dalga yayayacak bir yolculuğa iyi hazırlanmalıyız…

İnsanlığın beklentisini, umudunu boşa çıkarmamalıyız…

Onun için de, geleceği inşa edecek, özgüveni yüksek ama tevazu sahibi, bu dünyada yaşayan ama bu dünyayı yaşamayan, dünyanın geçici nimetlerini elinin tersiyle iten, hakikatin insanlığın önünü açacak kalıcı lezzetlerini insanlığa sunmak için nefes alıp veren, insanlığın yükünü omuzlarında taşıdığı şuuruyla gecesini gündüze, gündüzünü geceye çevirmekten bir an olsun tereddüt etmeyen, yükünü de yükümlülüğünü de müdrik, önümüzü açacak öncü kuşakları iyi yetiştirmeye odaklanmalıyız…

Allah yolumuzu açık etsin…

Vesselam.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.