GAZETE YAZARLARI

Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler

Üç ay önce gündeme giren Körfez krizine hac nedeni ile ara verilmesi bekleniyordu. Zira krizin öncülüğünü yapan Suudi Arabistan’da hac döneminde bütün gündemler her zaman ertelenegelmiştir. Bu yıl da öyle olması gerekirken gerek Katarlı hacıların uğradığı mağduriyet ve gerekse diğer bölgesel gelişmeler krizin canlılığını sürdürmesine neden olmuştur. 

Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler

Yeni Şafak

Nitekim hac ibadetinin tamamlandığı Arafat buluşmasının hemen ardından Kuveyt emiri Şeyh Cabir Ahmed el Sabah’ın ABD ziyareti ile Katar tekrar uyarılmaya başlandı. Kuveyt emirinin  ABD başkanı ile yaptığı görüşmenin ardından ABD’nin krizi çözme konusunda irade ortaya koymasını beklediğini beyan etmesi ziyaretin temel amacını da açıklıyordu.

Krizin sonunda, bölgenin eski düzenini temsil eden ve diplomaside tecrübeli Kuveyt emirinin çabaları karşısında Körfez’de palazlanmaya başlayan genç liderlerin sert tutumunun hangisinin baskın geleceği aslında Körfez bölgesel düzeninin ve siyasetinin de geleceğini belirleyecek en önemli unsur olacaktır.

ESKİ DÜZEN: KRİZDE KUVEYT DİPLOMASİSİ

Başından itibaren bir çözüm olarak ablukayı benimseyen Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın aksine Kuveyt krizinin çözümünde diplomatik çabaları önermiş ve bu misyonu üstlenmiştir. Taraflar arasında diplomasi seferleri yapan Kuveyt emiri başarılı olmasa da kendisini doğrudan ablukacıların yanında yer almaktan kurtarmıştır.

Ablukaya katılması için baskı gördüğü anlaşılan emirin ilk fırsatta soluğu ABD’de almak zorunda kaldığı söylenebilir. Kuveyt emiri bölge diplomasisinde en deneyimli isimdir. Uzun yıllar üstlendiği Kuveyt Dışişleri Bakanlığı görevi ve 2008’den beri süren emirliği sırasında kazandığı diploması deneyimi onu Körfez meselelerinde en büyük otorite haline getirmiştir. Fakat bu sefer onun birikiminin bu krizi nihayete erdirmeye yetmediği anlaşılmaktadır.  Zira işin bir tarafında ABD’nin yeni başkanı, diğer tarafında ise Suudi Arabistan veliahdı Muhammed b. Selman dahil olmak üzere yeni Körfez düzenini temsil eden genç kuşak Körfez liderleri bulunmaktadır. Nitekim bu tabloda her an yeni gelişmelerin yaşanmasını beklemek sürpriz olmayacaktır.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin kriz boyunca bir strateji olarak kullandıkları psikotarih ataklarını Kuveyt diplomasi ile dengelemeye çalışmaktadır. Kuveyt yönetimi ile Katar arasında da tarihsel çekişmeler olmasına rağmen Kuveyt’in daha soğukkanlı davranarak bu tür ataklara başvurmamasının önemli nedenleri vardır. Zira Körfez krizleri sürecinin ilk mağduru Kuveyt olmuştur. 1990 Ağustos’unda Saddam’ın şartları hazırlayıp yanlış yapmasını bekleyen ABD, Kuveyt’in işgaline engel olmamış ancak tahliye bahanesi ile Kuveyt’e yerleşmiştir. 2003 yılındaki Irak işgalini de bu süreç başlatmıştır. Bölgesel düzenin altüst olması bir yana bunun sonuçlarının en büyük faturasını da Kuveyt ödemiştir ve hala ödemeye devam etmektedir.

Kuveyt emirinin talebi doğrultusunda ABD başkanının yaptığı açıklamaların ardından Katar Dışişleri bakanlığı tarafından yapılan deklarasyonda Katar’ın hâlâ eski tavrını sürdürdüğü ve kendisine yöneltilen suçlamaları reddettiği dile getirildi. Ancak Emir Temim’in Suudi Arabistan veliahdı Muhammed b. Selman ile diyalog başlatmak üzere telefon görüşmesi yapacağını beyan etmesi krizin soğutulması yönünde yeni bir aşamaya gelindiğini de göstermektedir.

YENİ DÜZEN: ÇELİŞKİLER VE GENÇ KÖRFEZ LİDERLERİ

Bugüne kadar kriz üzerinde yoğunlaşan tahliller meseleyi uluslararası sistemin ve özellikle ABD’nin yeni yönetiminin bölgedeki yeni düzenlemelerini bina ettiği terör karşıtı söylem üzerinden okumuşlardır. Nitekim Kuveyt emirinin görüşmesi akabinde Trump’ın Katar emirini arayarak Riyad’ta alınan kararların uygulanması ve terörün finanse edilmesinin durdurulmasını yeniden talep etmesi analizlerin gerekçesini teyit etmektedir.

Ancak zannedilenin aksine ABD yönetimi bu tavrı ile terör karşısında yer almaktan ziyade müttefiki olan Suudi Arabistan’a şantaj yapmaktadır. Obama zamanında giderayak çıkarılan ve 11 Eylül’ün müsebbip ve teşvikçilerini cezalandırmayı amaçlayan JASTA (Justice Against Sponsors of Terrorism Act) Trump’ın elinde bir şantaj aracıdır. Suudi Arabistan bunun farkındadır. Fakat geleneksel politikalarında “zararı ehven şartlarda giderme veya sorunu satın alma siyaseti” devrede olduğundan krizin merkezine Katar’ı yerleştirmiştir. Katar’ın ablukasına gerekçe olarak öne sürülen şartların önemli bir bölümünü ablukacı devletlere de uygulamak mümkündür. Bütün baskılara rağmen ablukacı devletlerin, Kuveyt ve Umman dahil birçok Arap ülkesini saflarına çekememelerinin nedeni kullanılan argümanların rasyonel olmamasından kaynaklanmaktadır. Kriz çıktığı zaman Katar’ın yanı sıra hedef tahtasında olan İran ile ablukacı devletler arasında yaşanan yumuşama da bu çelişkilerin bir göstergesidir. Aynı şekilde meşhur talepler arasında en dikkat çekici ve hatta bunların merkezinde olan Türkiye’nin Katar’daki askeri varlığı meselesinin de artık tâli bir konuya dönüşmesi bu çelişkilerin parçası olduğu kadar Türkiye’nin de önemli bir başarısıdır.

Yeni Körfez krizi sadece uluslararası niteliği bakımından değil ayrıca yeni nesil liderlerin görüş farklılığından dolayı öncekilerden farklıdır. Bu sebeple böylesine bir krizin hemen çözülmesi beklenmemelidir. Körfez krizi bir taraftan bölgenin jeopolitik önemini koruduğunu ve geçmişte olduğu gibi yakın gelecekte de uluslararası ilgiyi göreceğini ortaya koymuş iken diğer taraftan da Körfez’de yönetişimin, iç ve uluslararası ilişkilerin eskisi gibi olmayacağını ortaya çıkarmıştır. Güçleri yetmez ise bile özgüvenleri ve geleceğe bakışları ile Körfez’in yeni liderleri eski nesil politikacılardan farklı ve çok yönlü bir siyaset izleyecekleri izlenimi vermektedirler. Bölge siyaseti ile yakından ilgili olan Türkiye’nin de kendisini bu yeni duruma adapte etmesi gerekmektedir.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.