Yüz yıllık utanç belgesi

04:002/11/2017, Perşembe
G: 18/09/2019, Çarşamba
Zekeriya Kurşun

Tarihin akışını değiştiren pek çok metin vardır. Ama burada sözünü edeceğimiz metin kadar tahrip edici ve belki de sonsuza kadar dünya barışını tehdit eden başka bir metin yoktur. İngilizler bütün dünyaya sarsılmayacak bir barış sunsalar bile bu yüzyıllık utancın altından kalkamayacaklardır.Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna yaklaşıldığı sırada 2 Kasım 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour'un, siyonizmin ünlü destekçisi Lord Rothchild’e ulaştırılmak üzere sunduğu mektupta şu ifadeler yer

Tarihin akışını değiştiren pek çok metin vardır. Ama burada sözünü edeceğimiz metin kadar tahrip edici ve belki de sonsuza kadar dünya barışını tehdit eden başka bir metin yoktur. İngilizler bütün dünyaya sarsılmayacak bir barış sunsalar bile bu yüzyıllık utancın altından kalkamayacaklardır.


Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna yaklaşıldığı sırada 2 Kasım 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour'un, siyonizmin ünlü destekçisi Lord Rothchild’e ulaştırılmak üzere sunduğu mektupta şu ifadeler yer alıyordu:

Majestelerinin hükümeti Yahudilere Filistin’de bir yurt tesisi fikrini hararetle desteklemektedir
. Bu muğlak ifade ile ünlü filozof Kant’ın kavramsallaştırdığı “ebedi barış”ın de önü kesilirken;
bu maksatla her ne gerekiyorsa yapılacaktır
denilerek, hem Osmanlı devletini taksimine ve hem de milyonlarca Filistinlinin mağduriyetine kapı aralanmıştır.
Filistin’de yaşayan ve Yahudi olmayanları medeni ve dini haklarının zarar görmemesi için de azami gayre
t gösterileceği yalanıyla da bu utanç belgesi taçlandırılmıştı.

Birkaç satırlık bu metnin içeriği ve sonuçları yüzlerce kitaba konu olduğu halde hâlâ tartışılmaktadır. Çünkü bu bir diplomasi belgesi değil, bir utanç belgesidir. Üstelik hedefleri tamamlanmamış ve hâlâ sürdürülmektedir. Ama bu belgenin hiç ele alınmayan başka bir cephesi daha vardır.

Bu belge, siyonizmin zaferi olduğu kadar, siyonizmi doğuran antisemitizmin de zaferidir.
Bu deklarasyon en sıkıntılı zamanlarında savaşı finanse eden Avrupalı siyonistlere bir Yahudi devleti sunmakla birlikte Avrupa’daki Yahudi karşıtlarının hayallerine de cevap vermiştir.
SİYONİZM AVRUPA’YI VURACAKTIR

Avrupa’da siyonizm, doğrudan Filistin’de bir yurt arama motivasyonu ile çıkmamıştır. Bilakis Avrupalıların Yahudiler aleyhinde başlattıkları ve zaman zaman katliamlara kadar ulaşan baskıları, yani antisemitizm denilen Yahudi karşıtlığı üzerine bina edilmiştir. Meselenin son yüzyılı bizim coğrafyamızı ilgilendirse de bu sorun esasında Avrupa’nın kendi içinde geliştirip ihraç ettiği bir sorunudur.

İngiltere Birinci Dünya savaşı yıllarında daralan Avrupa ekonomisini hareketlendiren Yahudi sermayesine muhtaç idi. Yahudi sermayedarları da bunu cömertçe yerine getirerek savaşı finanse etmişlerdi.
Karşılığında Filistin’i talep ediyorlardı.
Çok yönlü İngiliz siyaseti devreye sokuldu. Avrupa bir taraftan kendi ihtiyaçlarını giderecek, diğer taraftan da “bir ur” olarak gördükleri Yahudilerden de kurtulacaktı. Böylece
tam yüz yıl önce,
Balfour Deklarasyonu ile
Filistin’de bir Yahudi devletine yeşil ışık yakılmış oldu.

Bu gelişme Hristiyanların kutsal mekanı olan Kudüs’ün de tehlikeye girmesi anlamına geliyordu. Bu yüzden en azından Vatikan’ın ciddi muhalefet etmesi bekleniyordu. Ama ne yazık ki olmadı. Osmanlı devletinin o tarihteki Bern büyükelçisinin ifadesi ile bütün Avrupa gazeteleri Yahudileri destekleyen yayınlar yapmaya başlamışlardı. Öyle ki savaşta İtilaf Devletlerinin hasmı olan Almanya basını bile kendi hükümetlerinin bu planı desteklemekte geç kalmasını eleştiriyordu.

Aslında bu plan, İngiltere’nin Yahudiler için yurt arama girişiminde bir ilk değildi. Siyonizmin teorisyeni ve pratisyeni olan Yahudi Devleti kitabının yazarı Teodor Herzl, 1. Siyonist Kongresinden beri Filistin’de bir yurt arayışındaydı. Bu maksatla Sultan II. Abdülhamid’e müteaddit müracaatlarda bulundu. Netice alınamayınca 1903 yılında
İngiltere, Yahudilere Uganda’da bir yurt vermeyi teklif etti.
Ancak siyonistlerin Filistin ısrarı üzerine bu projeden vazgeçildi.
Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ve Amerikalıların devlet kurdurma hevesleri Yahudileri sevmelerinden ileri gelmiş olsaydı, onlara Avrupa’da bir yurt sağlamaları gerekmez miydi?
Oysa Yahudiler 1450’lerden itibaren sistematik olarak Avrupa’dan soyutlanmaya çalışıldı. Nitekim bu son plan da onlardan kurtuluş hazırlığıydı.
Neye mal olursa olsun Yahudileri kendi coğrafyalarından uzaklaştıracaklardı. Bunun için
kendi kıblelerine de ihanet ederek
Filistin’i hedef seçmişlerdi.
Balfour Deklarasyonu bu yüzden bir çifte utanç belgesidir ve bumerang gibi geri dönecektir.
Yahudiler bir gün hasımlarından antisemitizmin intikamını alacaklardır.
Bugün terör, radikalizm ve özellikle Yahudi karşıtlığı üzerine kurdurulan kimi örgütler ile üstü örtülen asıl kavga, Yahudiler ile antisemitik Hristiyanlar arasındaki tarihi kavgadır ve bir gün yeniden depreşecektir.
YÜZ YIL SONRA TÜRKİYE’DE MANZARA

Filistin coğrafyasının tarihinde önemli roller üstlenmiş olan Türkiye başından itibaren meseledeki duyarlılığını korumuştur. Tarihi ve vicdani sorumluluğuyla Türkiye Filistin davasına büyük destek verirken; realist devlet politikaları gereği İsrail ile de dengeli bir siyaset takip etmiştir. 2000’li yıllardan itibaren İsrail’in bölgede artan zulmü ve Gazze’nin muhasara altına alınması gibi süreçlerde de Türkiye daha fazla fedakarlık yapmaktan kaçınmamıştır.

Ancak gelin görün ki, bu kadar önem verilen bir meselede
bilimsel anlamda veya meselenin çözümü için Türkiye’de etkili tezler, analizler hazırlanamamıştır.
Oysa Filistin’in en büyük sorunu olan mülkiyet meselelerinin anahtarı
Filistin tapularının tamamı Türkiye’nin elindedir.
Üniversiteler, araştırma merkezleri ve STK’lar bunlardan yeterli düzeyde istifade etmeleri bir yana haberdar bile değillerdir.
Filistin Platformu
gibi bazı kurumların başlattıkları
arşiv çalışmaları ve mülkiyet sorunlarını tespit teşebbüsleri çeşitli nedenlerle akîm kalmıştır
. Kudüs’ün Osmanlı idaresine girişinin 500. yılı ve Osmanlı idaresinden çıkışının 100. yılı olan bu sene akademik üretimler yapmak için birer vesile iken maalesef heba edilmişlerdir.
“Türkiye’yi 100. Yıla Hazırlama Kılavuzu” başlıklı yazımdan dolayı Başbakan Yardımcısı Sayın
Hakan Çavuşoğlu
adına basın danışmanı
Yakup Bulut
beni arayarak 2023 yılına kadar bu konularda birçok faaliyet planladıklarını bildirmişlerdir. Hassasiyet ve ilgilerine müteşekkirim. Ancak yüz yıl önce İngilizlerin Türkleri geri püskürten Birusseba (bugün İsrail’in bir kenti) savaşını bugünlerde İsrail’in bir yıldır süren hazırlıklarıyla anmaya kalkışması bile bizim hayli geç kaldığımızın işaretidir.
#Balfour Deklarasyonu
#Filistin
#İsrail
#Siyonizm