İslam, Müslüman'ın hayatını yalnızca belirli ibadet vakitleriyle sınırlamaz. Günün başlangıcından sonuna kadar nasıl yaşayacağımıza, nasıl konuşacağımıza, nasıl çalışacağımıza, nasıl yiyip içeceğimize ve insanlarla nasıl ilişki kuracağımıza dair ölçüler ortaya koyar. Bereket ise zamanın çokluğundan önce, o zamanın Allah’ın rızasına uygun geçirilmesidir.
GÜNE ALLAH’IN ADIYLA BAŞLAMAK
Bir Müslüman'ın günü, gözlerini açtığı andan itibaren bir şükür vesilesidir. Hz. Peygamber’in (sav) günlük hayatında dua ve zikir önemli bir yer tutmuş; uyanma, yemek yeme, evden çıkma ve yatma gibi hayatın sıradan görünen anları dahi Allah’ı hatırlama vesilesi hâline gelmiştir.
Sabah namazı ise günün ilk büyük buluşmasıdır. Güne Allah’ın huzurunda başlamak, insanın bütün gününü kuşatan bir kulluk bilincinin temelini oluşturur. Ardından yapılan kısa bir dua, okunan birkaç ayet veya gerçekleştirilen bir tefekkür, insanın gün içindeki yönünü belirleyebilir.
Çünkü bereket, güne ne kadar erken başladığımızdan önce güne ne niyetle başladığımızla ilgilidir.
NAMAZLA ZAMANI YENİDEN DÜZENLEMEK
Günün içine yerleştirilmiş beş vakit namaz, Müslüman'a zamanın gerçek sahibinin kendisi olmadığını hatırlatır. İnsan işine, ailesine, alışverişine ve günlük sorumluluklarına dalarken ezan sesiyle başka bir çağrıyı hatırlar.
Namaz, günün akışını kesintiye uğratan bir yük değil; aksine dağılan zihni ve kalbi toparlayan bir duraktır. Sabahın telaşından öğle yoğunluğuna, ikindinin meşguliyetinden akşamın yorgunluğuna kadar insanı Rabbi'ne bağlayan bu vakitler, hayatın merkezine kulluğu yerleştirir.
Kur’an’ın “Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır” (Nisâ, 103) buyruğu da namaz ile zaman arasındaki bu güçlü ilişkiye işaret eder.
HELAL KAZANÇ DA İBADETİN PARÇASIDIR
Bereket yalnızca seccadede aranmaz. Günün büyük bölümünü geçirdiğimiz iş hayatı da kulluğun bir parçasıdır. Müslüman, kazancının helal olmasına dikkat ettiği gibi yaptığı işi de hakkıyla yerine getirmekle sorumludur.
İşini savsaklamamak, emanete ihanet etmemek, hileye başvurmamak, insanların hakkını gözetmek ve kazancına haram karıştırmamak günlük hayatın içindeki ibadet bilincinin yansımalarıdır. İslam’da ibadet ile ahlakın birbirinden kopuk görülmemesinin anlamı da burada ortaya çıkar.
SOFRADA, YOLDA, EVDE HER ANIN BİR ADABI VAR
İslam, hayatın büyük meseleleri kadar küçük görünen ayrıntılarına da ölçü getirir. Yemeğe besmeleyle başlamak, nimete şükretmek, israf etmemek; konuşurken doğruluktan ayrılmamak; aileye iyi davranmak; komşunun hakkını gözetmek… Bunların her biri günün sıradan anlarını kulluk şuuruyla buluşturur.
Bu nedenle Müslümanın günü sadece camide veya seccadede yaşanan bir dindarlık değildir. Evdeki davranışından iş yerindeki dürüstlüğüne, alışverişteki tutumundan komşusuyla ilişkisine kadar hayatın tamamı ahlaki bir imtihan alanıdır. İslam ve İnsan sayfasının temel yaklaşımında da iman, ibadet ve ahlakın birbirini tamamlayan bir bütün olduğu özellikle vurgulanmaktadır.
GÜNÜ MUHASEBEYLE TAMAMLAMAK
Günün sonunda insanın kendisine birkaç soru sorması da ayrı bir kazanımdır: Bugün kimi kırdım? Kimin hakkına girdim? Bana verilen nimetlerin farkına vardım mı? Namazlarımı hakkıyla eda edebildim mi? Bugün Allah’ın razı olacağı hangi işi yaptım?
Bu kısa muhasebe, insanın hatalarını görmesine ve ertesi güne daha bilinçli başlamasına vesile olur. Zira mümin için her gün, yeniden başlamak için bir fırsattır.
Bereket, zamanın değil hayatın güzelleşmesidir.
Bereket, bir güne daha fazla iş sığdırmak değildir. Bazen birkaç saat içinde yapılan küçük bir iyilik, yıllarca unutulmayan bir güzelliğe dönüşebilir. Bazen kısa bir dua insanın kalbine güç verir, bazen bir yakının gönlünü almak bütün günün anlamını değiştirir.
Müslüman'ın günü; namazla Allah’a bağlanarak, helal çalışarak, insanlara iyilik ederek, nimetlere şükrederek ve günü muhasebeyle tamamlayarak bereketlenir. Böyle bir hayat anlayışında zaman sadece tüketilen bir kaynak değil, Allah’ın insana emanet ettiği kıymetli bir nimettir.
Asıl bereket de günün uzunluğunda değil, o günün Allah’ın rızasına uygun yaşanmasındadır.