Büyükler rekabette küçükler tedirgin: Avrupa paramparça

ABD'nin güvenlik şemsiyesi çekilirken Avrupa’da eski rekabetler yeniden su yüzüne çıkıyor. Paris ile Berlin arasında savunma yarışı kızışıyor, Roma ile Paris siyasi polemiklerle karşı karşıya geliyor. Küçük ve orta ölçekli ülkeler ise büyük aktörlerin sert çıkışlarından rahatsız. Avrupa içindeki kırılgan dengeler artık gizlenemiyor.

Sernur Yassıkaya
Arşiv.

Avrupa son günlerde art arda gelen diplomatik çıkışlar, savunma tartışmaları ve siyasi atışmalarla kendi iç gerilimlerini daha görünür şekilde yaşamaya başladı. ABD’nin güvenlik şemsiyesinin geleceğine dair belirsizlikler derinleşirken, Avrupa Birliği içindeki çatlaklar da su yüzüne çıkıyor. Almanya-Fransa rekabeti yeniden baş gösterirken, daha küçük devletler büyük ortakların kontrolsüz çıkışlarından rahatsız.

Paris-Roma hattında "İŞİNE BAK" krizİ

Gerilim hattının son örneği, Fransa’nın Lyon kentinde aşırı sağcı aktivist Quentin Deranque’in öldürülmesi sonrası yaşandı. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin olayı “tüm Avrupa için bir yara” olarak nitelemesi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından “içişlerine müdahale” olarak yorumlandı. Macron’un “Milliyetçiler başkalarının işine karışmakta hızlı davranıyor” sözleri, Roma’da sert karşılık buldu. Meloni ise bunun bir dayanışma mesajı olduğunu savunarak, asıl müdahalenin seçim sonrası Fransa’nın İtalya’daki hukuk devleti sürecini izleme açıklaması olduğunu ima etti. Göç, kürtaj ve hukuk devleti başlıklarında zaten kırılgan olan Paris-Roma ilişkileri, Toulouse’ta planlanan zirve öncesinde yeniden gerildi.

Almanya-Fransa savunma rekabeti

Avrupa’daki asıl stratejik fay hattı ise Berlin ile Paris arasında oluşuyor. Almanya’nın Ukrayna savaşı sonrası savunma harcamalarını hızla artırması, Fransa’nın geleneksel “Avrupa savunma liderliği” rolünü zorluyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul'un, Fransa'yı savunma harcamalarını yükseltmemekle suçlaması, Paris-Berlin arasındaki gerilimi körükledi. Fransa savunma bütçesini uzun süredir GSYİH’nin yaklaşık yüzde 2’si civarında tutarken, NATO’nun yüzde 3,5 hedefi konuşulmaya başlandı. Paris’in 2030’a kadar bu seviyeye ulaşabilmesi için yaklaşık 120 milyar avro ek kaynak bulması gerekecek. Bu ise Fransa'nın sosyal harcamalarda kesintiye gitmesini zorunlu kılıyor. Macron yönetimi böylesi bir durumun ülkede aşırı sağ siyaseti güçlendirmesinden endişe ediyor. Almanya’da ise savunma bütçesinin 2029’da 152 milyar avroyu aşması bekleniyor. Dahası, Berlin’in ABD yapımı F-35 savaş uçaklarından ek sipariş vermeyi değerlendirmesi, Fransa ile ortak yürütülen Future Combat Air System (FCAS) projesinin geleceğini sorgulatıyor. Almanya’nın 2022’de verdiği 35 adetlik siparişe ek alım planı, Avrupa savunma sanayii entegrasyonuna değil, ABD teknolojisine bağımlılığın artmasına işaret ediyor. Bu tablo, “stratejik özerklik” söylemini savunan Fransa açısından ciddi bir meydan okuma anlamına geliyor. Almanya ise güvenlik risklerinin arttığı bir dönemde zaman kaybetmek istemiyor.

Küçük ülkelerden açık uyarılar

Sadece büyükler değil, küçük ve orta ölçekli ülkeler de ses yükseltmeye başladı. Belçika Savunma Bakanı Theo Francken, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’i nükleer caydırıcılık konusunda “ağzı gevşek olmakla” suçladı ve “Bu konularda susmak daha akıllıca” diyerek sert bir uyarı yaptı. Bu çıkış, Avrupa içinde nükleer strateji gibi hayati başlıklarda koordinasyon eksikliğini göz önüne serdi. Belçika Savunma Bakanı Theo Francken de, Almanya-Fransa-İspanya ortaklığındaki altıncı nesil savaş uçağı projesine katılımı yeniden değerlendireceklerini duyurdu. Francken, söz konusu üçlü girişimin hayata geçmeyeceğinin artık netleştiğini savundu. Belçikalı bakan ayrıca ülkesinin hava muharebe kapasitesine yatırım yapmayı sürdüreceğini, bu kapsamda ABD yapımı F-35 Lightning II savaş uçaklarından 11 adet daha sipariş etmeyi planladıklarını açıkladı.Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjártó ise Ukrayna’nın AB üyeliğine açıkça karşı çıktı. Kiev’in üyeliğinin Birliği doğrudan Rusya ile savaşın tarafı haline getireceğini savunan Budapeşte, “Bu bizim savaşımız değil” diyerek Brüksel çizgisinden ayrıştı.

Ulusal refleksler öne çıkıyor

Soğuk Savaş’tan bu yana Avrupa’nın güvenlik mimarisinin temel dayanağı olan ABD şemsiyesi zayıfladıkça, kıta içindeki gerçek güç dengeleri daha net ortaya çıkıyor. Ortak tehdit algısı sürse de, bu tehdide nasıl yanıt verileceği konusunda fikir birliği yok. Son günlerde yaşanan gelişmeler gösteriyor ki Avrupa Birliği, dış tehditlerden çok iç uyum sınavı veriyor. ABD’nin geri çekilmesi ihtimali arttıkça, “Avrupa Birliği” idealinin yerini ulusal refleksler alıyor.