ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasında Lübnan ve İran politikaları üzerinden yükselen tansiyon, uluslararası basının gündeminde geniş yer bulmaya devam ediyor. İki lider arasında son dönemde giderek belirginleşen soğuk rüzgarların arka planını değerlendiren İsrail'in eski New York Başkonsolosu Alon Pinkas, CNN International'a çarpıcı açıklamalarda bulundu. Pinkas, krizin yeni bir gelişme olmadığını ve aylardır süregelen derin bir fikir ayrılığına dayandığını iddia etti.
Savaşın ilk haftalarından kalan hayal kırıklığı
İki lider arasındaki gerilimin çıkış noktasına dair analizlerini paylaşan Alon Pinkas, tablonun aslında savaşın ilk aşamalarında şekillenmeye başladığına dikkat çekti. ABD Başkanı'nın İsrail Başbakanı'na yönelik giderek sertleşen tavrının temelinde yerine getirilmeyen sözlerin yattığını ifade eden deneyimli diplomat, süreci şu ifadelerle özetledi: ‘’Bence ayrılık, savaşın yaklaşık 1-2 hafta sonrasında başladı. Netanyahu'nun Trump'a vaat ettiği temel koşullardan hiçbiri gerçekleşmedi, hiçbiri ortaya çıkmadı ve savaş bir başarısızlıktan diğerine doğru gitti. Aynı fikirde değiller. Bu durum, Trump'ın son iki haftadır Netanyahu hakkında konuştuğu üsluptan da açıkça belli oluyor.’’
Netanyahu'nun ABD başkanlarına yönelik üstencilik yaklaşımı
Krizin yalnızca stratejik hedeflerle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda Netanyahu'nun Amerikan yönetimine bakış açısından kaynaklanan yapısal bir sorun olduğunu belirten Pinkas, İsrail Başbakanı'nın kendisini Washington'dan daha yetkin gördüğünü savundu. Pinkas, Netanyahu'nun bu tavrını şu sözlerle ifade etti: “Bu onun hem kişisel düzeyde hem de ABD-İsrail ilişkisini nasıl etkilediği konusunda tekrar eden bir tema. O, son 30 yıldır Amerikan başkanlarından daha iyi bildiğine inanıyor; Amerika'nın ne yapması gerektiği konusunda. O; süper güç olmayı, güç projeksiyonunu, Orta Doğu'da ne yapılması gerektiğini ve süper güç pratiğini Amerikalılardan daha iyi anladığını düşünüyor.”
Lübnan cephesinde gerçekdışı beklentiler
Sahadaki askeri hedeflerin gerçekçiliği de Trump ve Netanyahu arasındaki uyuşmazlığın önemli bir parçasını oluşturuyor. İsrail'in Hizbullah tehdidini ortadan kaldırma stratejisinin sınırlarına değinen eski başkonsolos, topyekûn bir işgal senaryosunun askeri ve siyasi imkânsızlığına vurgu yaparak değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Şimdi Hizbullah'ı tamamen yok etmek için İsrail'in tüm Lübnan devletini işgal etmesi gerekiyor. Bu pratik değil. Bu uygulanabilir değil. Bu sürdürülebilir değil.”
Koltuğu korumak için sonsuz savaş stratejisi
Diplomatik krizi derinleştiren en kritik unsurlardan birinin Netanyahu'nun iç siyasetteki mücadelesi olduğu öne sürülüyor. İsrail Başbakanı'nın askeri adımlarını stratejik bir zaferden ziyade siyasi ikbal doğrultusunda kurguladığını savunan Alon Pinkas, liderin izlediği tehlikeli yol haritasını şu ifadelerle aktarıyor: ‘’Netanyahu'nun burada siyasi bir hesabı da var. Stratejik açıdan bakıldığında ortada bir nihai hedef yok, ancak siyasi bir oyun söz konusu. Bir seçime doğru gidiyor. Sürekli bir savaş hali sürdürmek zorunda. Onun zihninde, kendisine şans veren tek şey bu.’’