1000 yıllık Türk Kürt kader birliği tehlikede mi?

Yeni Şafak
Gündem

SÜLEYMAN KOCABAŞ - ARAŞTIRMACI YAZAR

Günümüzde, Amerika’da yükselişe geçen ve siyasete nüfuz eden Evangelist ve Neo - comların etkisinde, tarihte Avrupa eksenli olan Haçlı Seferlerinin genelde Amerika’ya kaymasının ve Amerika’nın “Petrol Dini”nin etkileri yanında, İsrail’in “Kendi güvenliği ve yayılmacılığı”nın etkilerinde ortaya çıkan Amerikan - İsrail eksenli “Haçlı –Siyon İttifakı”nın Ortadoğu İslam coğrafyasında yaşanan “Dolaylı Savaşları”nın “Bölgenin farklı din, mezhep, ırk ve sınıflarına hulul edip onları kullanarak Müslümanları birbirine kırdırmak suretiyle(Dünün Aslan Yürekli Richartlarının yerini, bugün onları aratmayan Aslan Yürekli Mehmetlerin alması) sonunda bölgeyi olgun bir meyve gibi kendisi yutmak” emelinden olarak, “İslam coğrafyasındaki Müslüman nüfusu ve İslam kültür mirasını yok etme”nin bir tezahürü de Anadolu yarımadasında Türkiye’de yaşanmakta, adı geçen coğrafyanın diğer bölge ve ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de bir ”iç savaş” tezgahlanmaya çalışılarak (Hatta, 1984’den beri bu savaş “düşük yoğunluklu” olarak devam ettiği halde) Anadolu’daki Müslüman nüfusunu ve kültür mirasını da yok etme projeksiyon planını esas alan bir planın kademe kademe uygulanmaya çalışılması karşısında ülkemiz ve milletimiz de bugün diğer Ortadoğu ülkeleri ve milletleri gibi “Tarihinin en karanlık günlerini” yaşamaktadır. Küresel emperyalizm, yarım asra yakın zamandan beri, özellikle “Türkiye’nin farklılıkları” dan olarak 1000 yıllık kader birliği içinde bir arada yaşadığımız Kürt kardeşlerimize istinat ederek oyununu sahneye koymuş görünmektedir. Son günlerde Cizre’de “Kurtarılmış Mahaller” statüsünde yaşanan ve “Terör Örgütü” denilen örgüt elemanlarının kendilerine destek vermeyen Müslümanlara saldırmaları karşısında, bu olup biten olayların, saldırıya uğrayan Kürt örgütlerinden olarak HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun, “İçerinde provokasyon var demekle izah edilemeyeceği”, bölgedeki Müslümanların Seküler ve Marksist, bölge halkına yabancılaşmış Kürt örgütlerine yok ettirilmek istenilmesinin “perde arkası sebepleri” nden olarak “İsrail ve ABD’den İhaleli” teşhisini koyarak, “Haçlı – Siyon İttifakı” nı adres göstermesi boşuna değildir. TARİHTE TÜRKLER VE KÜRTLER ARASINDA KURULAN 5 KADER BİRLİĞİ Tarihte, Türkler ve Kürklerin, özellikle Kürtlerin, “Kendilerini Türk – İslam koruyuculuğu” ana ekseninde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da varlıklarını sürdürebilmeleri, 1000 yıllık bir zaman diliminde kendisini gösteren şu 5 kader birliği sonucu olmuştur: 1-İlki, Ortadoğu ve Anadolu’da kurulan Büyük Selçuklu Devleti zamanında ortayla çıkan kader birliğinin esası, zayıflayan Abbasi Devleti ve Halifeliğinin 1058’de Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e 1058’de Bağdat’ta taç giydirip kılıç kuşandırarak kendi siyasi ve askeri hakimiyetini, İslam Dünyası’nın merkezine Orta Asya’dan Müslüman olarak taze ve zinde bir güç olarak gelen Müslüman – Türklere bırakmasının bir diğer tezahürü, Güneydoğu Anadolu’da Abbasilere tabi olarak yaşayan Kürtler üzerinde de görülmüş, onlar da, Müslüman Araplar gibi Müslüman kardeşleri Müslüman Türklerin siyasi ve askeri hakimiyetine girmeyi kendilerine uygun bulmuşlar, hatta, “İlay -ı Kelimetulluh” davası ile Anadolu’yu fethe başlayan Selçuklu ordularına Kürtler de yardımcı bir unsur olarak katılmışlar, bunun ilk tezahürü, 1071 Malazgirt Muharebesine 10 bin kişilik gönüllü birlikleri ile katılmak olmuştur. 2-Kürtlerin Müslüman – Türklerle, ikinci kader birliği, Selçuklu Devleti yıkılıp yerine Osmanlı Devleti kurulunca olmuş, hakimiyetine aldığı toplumları zorla “Şialaştırma ve Farsileştirme” politikası güden İran Şahı Şah İsmail’in Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Sünni ve kendi mahalli yönetim geleneklerine bağlı Kürtleri, kendi emelleri doğrultusunda tehdidi karşısında, Kürtlerin ileri gelenlerinden İslam alimi İdris Bitlisi ve çevresinin, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim’e bir mektup göndererek kendilerinin “Şia –Fars tehdidinden kurtarılması” nı istemeleri üzerine, Sultan’ın İran’a karşı savaşa çıkarak 1512 Çaldıran Meydan Muharebesinde Şah İsmail’i mağlup edince, hem Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı’ya bağlanmasını sağlamış hem de Kürtleri “Şialaşmak – Farsileşmek” ten kurtarmıştır. 3- Kürtlerle üçüncü büyük kader birliği, kendisini Sultan II. Abdülhamid zamanında 1892- 1900 zaman diliminde İngiltere’nin, Rusya’yla sınır olduğumuz Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde, sömürgecilikte rakibi Çarlık Rusyası’nın “Sıçak Denizler” e inmesini önlemek amacıyla bölgede kendi nüfuzunda, üstelik de, başta Kürtler olmak üzere bölge Müslümanlarını katliamlar ve göçe zorlamalarla yok etmek suretiyle % 20 Ermeni azınlığa “Bağımsız Ermenistan Devleti” kurdurmak emeli karşısında harekete geçen II. Abdülhamid, bölgedeki Kürt aşiretlerine kendi adıyla anılan “Hamidiye Alayları” nı kurdurarak İngiliz – Ermeni işbirliği senaryolarını etkisiz hale getirmek suretiyle, Ermenilerin, “Birinci Defa” olarak “Müslümanlardan arındırılmış vilayetler” de denilerek Ermeni devletinin kurulmasını engelleyerek Kürtlere yaşama şansı ve hakkı tanınmıştır. 4-Türklerle Kürtler arasında yine Ermenilerin kullanılmasından kaynaklanan “İkinci Defa” olarak, I. Dünya Harbi yıllarında, İngilizlerden sonra bu sefer de Rusyanın yayılmacılık ve sömürgecilik aleti olarak kullanılmaya başlanan Ermenilerin, Rusya’nın himayesinde bölgede giriştikleri soykırım ve göce zorlamalarla “Müslümansızlaştırılmış” bir Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “Bağımsız Ermenistan Devleti” kurmaları emeli, 24 Nisan 1915’de çıkarılan Ermeni Tehciri ile, Kürtlere ve diğer bütün yerleşik Müslümanlara yeniden kendilerini korumak hakkı sağlanmıştır ki, 1000 yıllık Türk –Kürk Kader birliğinin en büyük tezahürlerinden birisi belki de bu olmuştur. I.Dünya Harbi’den Rusya’da Komünist ihtilal olamasa ve Rusya harpten çekilmese ve Ermeni Tehciri olamasa idi, onun yerini Rus - Ermeni işbirliği ile “Müslüman Tehciri” alacak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi, bugünkü Ermenistan devletçiği bünyesinde olduğu gibi Müslümanlardan tamamen arındırılmış bir bölge durumuna düşecekti. 5- Beşinci olarak, Türk – Kürt kader birliği, İstiklal Harbimiz (1918 – 1923) yıllarında kurulmuş, yurdumuzun dört bir tarafından düşman işgali karşısında, Anadolu’nun bütün Müslüman unsurlarıyla birlikte “Saltanat, Şeriat ve Hilafet, Vatanı kurtarmak” için Kürtler de Türklerle omuz omuza mücadele vererek vatanı birlikte kurtarmışlar, Sevr Antlaşmasını parçalayarak yeni bir kader birliğine imza atmışlardır. Sevr gerçekleşse idi, Doğu Anadolu’nun altı vilayetini de içine alacak şekilde Bağımsız Ermenistan kurulacağından, bundan en büyük zararı bölge Müslümanları görecekler, bugünkü Ermenistan devletçiğinde nasıl ki neredeyse hiç Müslüman bırakılmamışsa, bu altı vilayette de Müslüman bırakılmayacak, “Ermenisiz Ermenistan” denilen Doğu ve Güneydoğu Anadolu, safi Ermenileştirilerek başta Kürtler olmak üzere bölgeye yerleşik bütün Müslüman unsurlara yaşa hakkı verilmeyecekti. YENİ BİR KADER BİRLİĞİNİN KURULMASI Girdiğimiz yeni yüzyılın başlarında, “Küresel Emperyalizm” veya “Haçlı –Siyon İttifakı” nın Türkleri de Kürtleri de yok edecek yeni senaryolara soyunmaları karşısında, bu topraklarda 1000 yılda yaşadığımız gibi ilelebet bir arada varlığımızı ve farklılıklarımızı koruyarak yaşamak uğrunda Türkler ve Kürtler, “6’ıncı kader birliği”ni kurmak zorundadırlar. Hükümetimizin başlattığı, “Açılım politikaları ve süreci”, taraflar arasında birlikte yaşama iradesini esas alan iyi bir ortak akıl ve sağduyu sergilenirse, 6’ıncı kader birliğinin kurulması uğrunda “büyük bir şans” gibi görünmektedir. Bu süreç, günümüzde de yeni bir Tuğrul Bey, Yavuz Sultan Selim, II. Abdülhamid vb. rolünü üslenecek liderlerin de çıkabileceğini ortaya koymaktadır ki, burada Türklerle Kürtlerin bir arada yaşamaya yönelik yeni kader birliğini büyük ölçüde Kürtler ve Kürt örgütlerinin ortak akıl ve sağduyuda birleşecek veya birleşmeyecek iradeleri ortaya koyacağından bütün dikkatlerin onların üzerine çevrildiği bir durumdayız.