Anlamlı bir günü kutlarken: Dünya İnsani Yardım Günü

19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü, yenilikçi fikirlerimizi tazelemek için önemli bir fırsattır. Ancak bu fikirlerin ön plana çıktığı tek zaman olmamalıdır. İster ‘uluslararası insancıl hukuk’un etkin bir şekilde uygulanmasının savunulması olsun, isterse insanlık için doğrudan zararlı sonuçları olan açmazların üstesinden gelmek için insani diplomasi misyonu üstlenmek olsun, tüm yıl boyunca bu tür çabalarla meşgul olmamız gerekmektedir.

İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Dr. Kerem Kınık/ Kızılay Genel Başkanı

Birleşmiş Milletler Afet Risklerini Azaltma Ofisi (UNDRR) tarafından 2022 yılında yayınlanan Afet Riskini Azaltmaya Yönelik Küresel Değerlendirme Raporu’nda belirtildiği üzere iklim değişikliği ile COVID-19 pandemisinin küresel yansımaları sahadaki gerçekleri önemli ölçüde etkilemiş bulunmaktadır. Zor zamanlarda yaşadığımıza dair bir şüphe kalmamıştır. Ekonomi ve Barış Enstitüsü tarafından sunulan verilere göre son yüzyılda meydana gelen küresel ölçekli doğal afetlerde on katı bir artış meydana gelmiş, 2022 yılı aynı ölçekte seyrine devam etmektedir.

Ocak ayında Ekvador’da meydana gelen Wolf Yanardağı patlaması, aynı ay içerisinde Tonga’da bulunan Hunga Tonga – Hunga Ha’apai Yanardağı’nın benzer bir şekilde aktif hale gelmesi, Mozambik’i etkisi altına alan ‘Ana’ tropik fırtınası, Rio de Janeiro’da meydana gelen sel felaketi, haziran ayında Afganistan’ı etkisi altına alan yangınlar ve yakın geçmişte Hindistan ile Rusya gibi ülkeleri etkileyen seller hepimize net bir mesaj vermiştir; dünyanın neresinde olursak olalım, hiçbirimiz doğal afetlerin ektilerinden yüzde yüz korunaklı değiliz.

Doğal afetlere ilaveten Ukrayna, Etiyopya, Afganistan, Yemen ve Suriye gibi coğrafyalarda meydana gelen çatışmalar ve insan kaynaklı afetler de tüm insanlığı etkisi altına almış bulunmaktadır. Tüm bu olaylar bir araya geldiğinde, uzmanların değerlendirmelerine göre 2022 yılı boyunca 274 milyon birey insani yardım desteğine ihtiyaç duyacak duruma gelecektir.

BİZ HEDEF DEĞİLİZ!

İnsani yardım çalışanları olarak elimizdeki tüm imkânları kullanarak ara vermeksizin küresel açlık, yoksulluk, iklim değişikliği, iklim kaynaklı afetlerle mücadele veya küresel bir pandeminin felç edici etkilerine karşı ön saflarda mücadele veriyor ve etkilenen insanların acısını bir nebze de olsa dindirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. İnsani yardım camiası olarak bu çalışmalarımızı gerçekleştirirken aynı zamanda birlikte hareket edebilme refleksimizi canlandırmak ve güçlendirmek adına her daim yenilikçi çözüm ve yaklaşımlara odaklanmaya gayret ediyoruz. Dünya İnsani Yardım Günü vesilesiyle dünyanın dört bir yanında büyük fedakârlıklar ve adanmışlıkla çalışan insani yardım çalışanlarını saygıyla selamlıyor ve çoğu zaman mümkün olan en zor koşullar altında sergiledikleri cesaret için alkışlıyorum.

Humanitarian Outcomes adlı kuruluşun bu yılın Temmuz ayında yayınlamış olduğu İnsani Yardım Çalışanları Güvenlik Raporu’na göre 2021 yılında 460 insani yardım çalışanı saldırılara maruz kalmış, 140 insani yardım çalışanı ise hayatını kaybetmiştir. Çatışma bölgelerinde insani yardım çalışmaları yürütülebilmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Ukrayna, Yemen, Suriye ve diğer çatışma bölgelerinde görüldüğü üzere çatışmalar nüfus yoğunluğunun daha yüksek olduğu kentsel alanlara kaymış ve ne yazık ki, bu durumdan dolayı hedef alınan sivil, sağlık çalışanı ve insani yardım çalışanı sayılarında ciddi artışlar meydana gelmiştir. İnsani yardım çalışanlarının hedef alınması aynı zamanda acil insani yardım desteğine ihtiyaç duyan bireylerin bu yardımları alma hakkına da tehdit oluşturmaktadır. İnsani yardım çalışanları olarak, tüm tarafların uluslararası insancıl hukuka uyma yükümlülükleri konusunda farkındalık yaratmamız gerekiyor.

Silahlı çatışmaların savunmasız siviller ve insani yardım çalışanlarına doğrudan etkilerinin yanında; küresel açlık, yoksulluk ve gıda güvensizliği krizlerini de artıran dolaylı etkileri bulunmaktadır. Suriye ve Ukrayna gibi geleneksel tarım bölgelerindeki istikrarsız ortam, sadece bu ülkelerin ekonomileri için felaket olmakla kalmamış, aynı zamanda küresel gıda güvenliği üzerinde oldukça geniş etki alanı olan yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Dünyanın önde gelen buğday üreticilerinden olan Ukrayna’da devam eden krizin etkilerine bakacak olursak, çatışmanın başlangıcında 6 milyon ton civarındaki tahıl ihracatının bugün yaklaşık 1 milyon ton seviyelerine inmesi ile ülkenin tahıl ihracatında yüzde 80’in üzerinde bir düşüş yaşandığını görmekteyiz. Bu durum, küresel gıda fiyatlarını olumsuz etkileyerek gıda güvensizliğini daha da artırmıştır. Bu etkileri azaltmak amacıyla Türkiye’nin Ukrayna ve Rusya arasında güvenilir bir arabulucu olarak hareket etmesinin yanı sıra diplomatik gayretlerini Birleşmiş Milletler ile başarılı bir şekilde koordine etmesiyle son derece anlamlı bir insani diplomasi süreci yürütülmüştür. Bu çabaların sonucu olarak, tahıl ihracatı için Ukrayna’nın ilgili limanlarının yeniden açılması konusunda uzlaşmaya varılmıştır. Bu girişim, insani ıstırabı hafifletmek amacıyla siyasi farklılıkları uzlaştırmada insani diplomasinin öneminin bir kez daha altını çizmektedir.

YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR, SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇÖZÜMLER

İnsani yardım topluluğunun bu tür krizlere yanıt verebilmek için yeni araç ve mekanizmalarla donatılması gerekliliği içinde bulunduğumuz on yılda daha da elzem hâle gelmiştir. İnsani yardım alanındaki değişen dinamikler karşısında Türk Kızılay, yardımın sürdürülebilirliğine yönelik yeni stratejiler benimsemiştir. Bütüncül yardım operasyonları için program ve faaliyetlerimiz üç temel üzerine kurgulanmıştır: sosyal, ekolojik ve finansal sürdürülebilirlik. Mevcut insani krizlerin, bu üç başlığın birbiri ile her zamankinden daha çok ilintili olmasına sebep olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Günümüzün insani yardım düzlemindeki çok katmanlı ve iç içe geçmiş bağlamlar göz önünde bulundurulduğunda, yenilikçi ve sahadan beslenen çözümlerin araçsallaştırılarak bütüncül bir yaklaşım geliştirilmesi gerekliliği ön plana çıkmaktadır.

Faydalanıcıların günlük hayatta yaşadıkları zorlukları ve bunların temel nedenlerini anlamamıza yardımcı olması için onlara bir platform sunmaya odaklanmalıyız. Bu tür bir yaklaşım, sosyal uyumu artırmaya ve sürdürülebilir çözümler üretmemize yardımcı olacaktır. Faydalanıcılar elimizdeki kaynakların kullanımına yönelik etkin söz hakkına sahip olduklarında, sahadan doğru bilgi ile beslenen ve bütüncül bir insani söylem ortaya çıkacak ve bu da tüm insani aktörlerin içinde bulundukları bağlamı daha iyi kavramasını sağlayacaktır.

Türk Kızılay olarak toplum odaklı bir yaklaşım benimseyerek insani yardımda aşağıdan yukarı bir modeli sistemleştirmeye çalışmaktayız. Böylesi yenilikçi bir yaklaşım, sosyal uyumu artırmak hedefiyle Toplum Merkezi (TM) modelimize entegre şekilde kullanılmaya başlandı. Kuruldukları günden bu yana Toplum Merkezlerimiz, sosyoekonomik ve psikososyal iyilik hallerini desteklemeyi amaçlayan bir dizi hizmeti hem toplum bütününe hem de bireysel seviyede sunarak toplumsal dirençliliğe yönelik sürdürülebilir katkılar sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu model kapsamında, ‘Toplum Merkezi Danışma Kurulları ve Komiteleri’ni başarıyla kurduk. TM Danışma Kurulları; sağlıklı yaşam, çevre, iklim değişikliği ve yoksulluğun etkileriyle mücadele gibi temel konularda ihtiyaçların tespiti ve gereken aksiyonun belirlenmesi kapsamında Türk Kızılay ve toplum arasında köprü görevi görmektedir. Faydalanıcı grupların üyelerinden oluşan TM Danışma Kurulları ise dâhil oldukları topluluğun refahını artıracak stratejik kararların belirlenmesinde doğrudan karar alma yetkisine sahip olmaktadırlar.

İnsani meselelere dair çok katmanlı kavramsal yaklaşımların, yerel ve kurumsal aktörler ortaklığında yeniden değerlendirilmesi ile ‘yerelleşme’ gündemi asli prensip olarak kabul görmüştür. Sonuç olarak, yerel aktörlerin parçası oldukları toplulukların ihtiyaçlarını gündeme getirmeleri ve yerel bağlamlardan beslenen söylemler geliştirmeleri gibi anlamlı çıktılar elde edilmektedir.

EKOLOJİYE DUYARLI YEŞİL MODEL

Yenilikçi yaklaşımlar, Türk Kızılay’ın insani çalışmalarına katkıda bulunan finansal sürdürülebilirlik temel ilkesinin devamlılığını sağlamıştır. Finansal sürdürülebilirliğin yenilikçi yorumu özellikle Türkiye genelinde yaklaşık 2 milyon faydalanıcıya ulaştırılan nakit temelli yardım programlarında öne çıkmaktadır. Nakit yardımı, faydalanıcıların seçme özgürlüğüne sahip olmaları ve onurlu bir şekilde yaşamaları için oldukça önemli bir araçtır. Bu sayede faydalanıcıların bireysel ekonomilerini daha iyi yönetmelerini sağlamaktadır. Bunun gibi, geleneksel finans modellerine yenilikçi yaklaşımlar getirmek son derece önemlidir. Bu minvalde, nakit temelli yardım hakkında edindiğimiz bu deneyime değer veriyor ve bilgi birikimimizi diğer ulusal derneklerle paylaşmak için pek çok girişimde bulunuyoruz.

Sürdürülebilirlik çalışmaları, toplumsal dayanıklılık ve nakit temelli yardım programlarıyla sınırlı kalmamaktadır. Sürdürülebilirlik, ihtiyaç sahibi topluluklara sunduğumuz tüm hizmetlerde biz insani yardım çalışanlarına yol gösteren bir prensip olmakla beraber iklim değişikliğinin yıkıcı etkileriyle mücadelede ciddi öneme sahiptir. İnsani yardımın ekolojik ayak izini azaltmak, insani yardım topluluğu olarak faaliyetlerimizin temeli olarak benimsenmelidir. Bir insani yardım kuruluşunun hesap verebilirliğinin anahtarı; insani yardım operasyon ve programları ile ekolojiye duyarlı yaklaşımı bütünleştirmektir. İnsani yardım altyapı yatırımlarının geleceği, çevre dostu mimari tasarımlardan, ekolojik habitatlar üzerinde olumsuz etkisi olmayan malzemelere kadar uzanan bir ‘yeşil model’ aracılığıyla güvence altına alınmalıdır.

Dünya İnsani Yardım Günü, yenilikçi fikirlerimizi tazelemek, dayanışmamızı güçlendirmek ve hepimizi etkileyen sorun ve zorluklara ilişkin farkındalığı artırmak için önemli bir fırsattır. Ancak bu fikirlerin ön plana çıktığı tek zaman olmamalıdır. İster ‘uluslararası insancıl hukuk’un etkin bir şekilde uygulanmasının savunulması olsun, isterse insanlık için doğrudan zararlı sonuçları olan açmazların üstesinden gelmek için insani diplomasi misyonu üstlenmek olsun, tüm yıl boyunca bu tür çabalarla meşgul olmamız gerekmektedir. Aradığımız yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler yanı başımızda, tek yapmamız gereken karar alma mekanizmalarını yerelleştirmeye odaklamak ve bunların hem yerel hem de devlet aktörleri tarafından en üst düzeyde dikkate alınmasını sağlamaktır.