Sevde Betül Çığ / İletişim Uzmanı
8 Mart’ta Almanya’nın güneyinde bulunan ve Bavyera’dan sonra refah seviyesi en yüksek eyalet olan Baden-Württemberg eyaletinde geçtiğimiz haftalarda bir ilk yaşandı: Türk kökenli Cem Özdemir eyalet başkanı seçildi. Almanya tarihinde ilk göçmen eyalet başkanı olan Özdemir, siyasi arenada oldukça alışılmış bir sima. Daha önce Federal Mecliste ilk Türk milletvekillerinden olan Özdemir, Tarım Bakanı olarak da görev yapmıştır. Yeşiller Partisi'nin tanınmış siyasetçisi Özdemir eyalet seçiminde nasıl başarılı oldu ve bu gelişim Almanya’da bulunan Türk ve Müslüman toplum için ne ifade ediyor?
MİSAFİR İŞÇİ ÇOCUĞU
Misafir işçi çocuğu yani Almanca ‘Gastarbeiterkind’... Kendisi için bu tanımı kullanmayı sıkça tercih eden Özdemir, 1960’larda Tokat’tan göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da doğar. Svabya bölgesinde doğup büyüyen Özdemir, bölgenin aksanıyla konuşması ile kendine has bir fark ortaya koymaya çalışmıştır. Sadece bölge ağzı ile konuşması değil, bölgenin meşhur yemeklerini ne kadar severek yediğini her fırsatta dile getirir ve seçim sürecinde sosyal medya kampanyasının bir parçası haline bile getirmiştir. Karnaval dönemi kostümüyle poz vermeyi de ihmal etmeyen Özdemir; Alman toplumuna ‘entegre’ olmuş bir imajdan ziyade, onlardan biri ve yerli olduğu hissini uzun yıllar süren siyasi hayatı boyunca başarılı bir şekilde aşılamıştır.
TÜRK VE MÜSLÜMAN AZINLIKLARA KARŞI TUTUMU
İlk bakışta Türk ve Müslüman toplum için olumlu bir gelişme olarak görülse de Özdemir’in söylemlerine bakıldığında, kendisinin bu azınlıkların aleyhine hareket ettiği çok aşikâr. Göçmen topluluğa karşı söylemleriyle ileriye gittiği ve bu toplumla kendisi arasına mesafe açtığı da görülmektedir.
Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun en önemli örgütlenme ve topluluk oluşturma merkezlerinden biri olan cami dernekleri, özellikle DİTİB’e bağlı olanlar, Özdemir’in yıllardır hedef tahtasında. Diyanet’e bağlı bu camiler hakkında “Erdoğan’ın uzun kolu” nitelemesinde bulunan Özdemir; Türk toplumunu ve camileri kendisi için siyasi malzeme ve hedef haline getirmiştir. Türkiye’den imamların gönderilmesinin; Erdoğan’ın siyasi fikirlerinin ve antisemitizmin Almanya’da yayılmasını sağladığını savunmaktadır.
Okullarda başörtüsüne karşı olduğunu ve küçük çocukların cinsel obje haline getirildiğini söyleyen Özdemir, “Seküler İslam Girişimi” kurucularındandır. Bu girişim “Alman İslam” anlayışının kurulmasını, yani reform edilmesini hedefler. Kendi sözleriyle; “demokratik, çağdaş ve dış güçler (Türk devleti, DİTİB) etkisinden arındırılmış bir anlayış.”
SİYONİST İSRAİL’İ SAVUNUYOR
Holokost’un yaşandığı ülkede antisemitizmin göçmenler tarafından “ithal” edildiği düşüncesi Alman siyasetinde uzun yıllardır sarsılmaz bir yer edinmiştir. Özdemir de bu düşünceyi savunanlardan. “Araplarla ancak çocuklarını bizden nefret ettiklerinden daha fazla sevdikleri zaman barış içinde yaşayabiliriz” diyen eski İsrail Başbakanı Golda Meir’in bu sözünü bir konuşmasına dahil edip Filistinlileri terörist olarak lanse etmiş ve İsrail devletinin “var olma hakkını” açıkça savunmuştur.
HANAU TERÖR SALDIRISI SONRASINDA YAS BİLE TUTMADI
2020 yılında Hanau’da gerçekleşen aşırı sağcı terör saldırısında dördü Türk, toplam 9 yabancı kökenli vatandaş canice katledilmişti. Açıkça bu saldırıyı kınayan Özdemir, ertesi gün karnaval kutlamalarına kostümüyle katılmaktan geri durmamıştı. Birçok Alman siyasetçi yas nedeniyle karnaval planlarını iptal ederken; Özdemir, yaşanılan acıyı umursamaksızın gözler önünde alenen eğlenmişti.
Kendini çoğulcu, liberal ve açık görüşlü olarak tanımlayan Özdemir, aslında sadece Batılı değerler söz konusu olduğunda çoğulcu olduğunu defaatle kanıtlamıştır. Irkçılık kendisi için sadece belli gruplara karşı yapıldığında bir problem olarak tanımlanmış, Müslümanlara ve İslam’a karşı nefreti perçinleyen isimlerden olmuştur. Cem Özdemir’in zaferi Türk ve Müslüman toplumu için zaferden ziyade siyasal ve toplumsal baskı demektir. Zira Cem Özdemir’i desteklemeyen Türk kökenliler; aşırı İslamcı, Erdoğancı ve Batılı değerlerden uzak, adeta toplumsal bir tehdit unsuru konumuna getirilmektedir.
Bir Türk'ün Almanya’nın en güçlü eyaletlerinden birine başkan olması ne yazık ki Türkler için olumlu bir gelişme olmamakla birlikte, Almanya’da halen süregelen bir gerçeği açığa vurmuştur: Toplumu şekillendirmek, görünür olmak ancak asimile olmaktan geçiyor. Kendi kök ve değerlerine bağlı kalıp görünür olmakla birlikte başarılı olmak ne yazık ki hâlâ imkansız sayılacak kadar uzak. Sonuç olarak Özdemir’in başarısı bir göçmen hikâyesi olmanın aksine, Batı’da zirveye giden yolun asimilasyondan geçtiğini kanıtlayan acı bir realitedir.