Abdulkadir Aksöz - Doktorant, İstanbul Medeniyet Üniversitesi
Türkiye’nin yoğun dış politika gündeminde gözümüzün ucuna bile takılmayan bir ülke, Güney Asya’da derin ve köklü bir dönüşümün eşiğinde. Bu ülke Bangladeş ve 12 Şubat 2026’da hem genel seçimler hem de anayasa değişikliği için sandığa gidecek. Bu ikili oylama, 2024’te öğrencilerin başını çektiği halk devriminin ardından oluşan geçiş düzenini kalıcı bir siyasal mimariye dönüştürme iddiası taşıyor.
YENİ BANGLADEŞ VAADİ
Hikâyenin başlangıcı, kamu istihdamında kota sisteminin yeniden yürürlüğe girmesiyle ortaya çıkan üniversite protestolarına dayanıyor. Gençlerin ayrımcı gördükleri bu düzenlemeye karşı başlattığı eylemler, polisin sert müdahalesi sonrasında ülke çapında bir rejim krizine evrildi. Yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği, binlerce kişinin gözaltına alındığı birkaç haftanın sonunda, on beş yıllık Başbakan Şeyh Hasina istifa etti ve ülkeyi terk etti. Ardından cumhurbaşkanı ile ordunun uzlaştığı formülle, Nobel Barış Ödülü sahibi Muhammed Yunus başkanlığında bir geçici hükümet kuruldu.
Geçici yönetim, halkın karşısına “Yeni Bangladeş” vaadiyle çıktı. Seçim sistemi, yürütmenin yetkileri, yargının konumu, temel haklar ve güvenlik bürokrasisinin denetimi gibi başlıklarda reform komisyonları oluşturuldu. Ortaya “2025 Temmuz Ulusal Bildirgesi” adı verilen kapsamlı bir yol haritası çıktı. Bu belge, başbakanlık makamına dönem sınırlaması getirilmesini, seçim komisyonunun güçlendirilmesini, yargı bağımsızlığının tahkimini ve temel özgürlüklerin güvence altına alınmasını öngörüyor. Bu açıdan referandumu, mevcut anayasanın omurgasına Temmuz Şartı’nı yerleştirme girişimi olarak değerlendirmek mümkün.
TABLO TAMAMEN TOZ PEMBE DEĞİL
Siyasi takvim de referandumla iç içe geçmiş durumda. Eski iktidar partisi Avami Birliği yasa dışı ilan edilirken ana muhalefet konumundaki Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP) ve uzun yıllar yasaklı kalan Cemaat-i İslami (JI) sahaya geri döndü. Öğrenci hareketinin öncüleri tarafından kurulan Ulusal Yurttaş Partisi (NCP) ise sokakta kazandığı meşruiyeti sandığa taşıma sınavına hazırlanıyor. Seçim kampanyasının merkezinde beklendiği gibi demokrasinin restorasyonu, yolsuzlukla mücadele ve ekonomik toparlanmanın süratle sağlanması var. Ancak tablo bütünüyle tozpembe değil. Bir yandan otoriter dönemin miras bıraktığı kurum krizini onarma çabası sürerken öte yandan azınlık gruplarına dönük provokasyonlar yaşanıyor. Toplumun uç kesimlerinde yaşanabilecek bir kaos ülkenin geleceği için en büyük tehlike olabilir. Dolayısıyla azınlıklara yönelik her saldırı haberi, seçim arifesinde toplumsal dokuyu zedeleme ve siyasi havayı zehirleme riski taşıyor.
Bangladeş’in iç dengeleri bu kadar önemliyken ülkenin bölgesel konumu da göz ardı edilmemeli. Hint Okyanusu’na açılan hat üzerinde yer alması, Hindistan’la paylaşılan uzun sınır, Çin’in altyapı projeleri, Myanmar ile Rohingya Müslümanları meselesi, Körfez ülkeleriyle iş gücü ve finans ilişkileri Dakka’yı Güney Asya denkleminin kilit aktörlerinden biri hâline getiriyor. Şeyh Hasina döneminde Yeni Delhi ile kurulan sıkı ilişkiler yeni süreçte törpülenirken şimdilerde Pakistan’la temkinli bir yakınlaşma ortaya çıkmakta. Bununla birlikte 4 bin kilometreyi aşan kara sınırı, nehir havzalarının ortak kullanımı ve sınır güvenliği gibi dosyalar, Bangladeş ile Hindistan’ı birbirine bağlıyor. Dakka için Yeni Delhi’yle kalıcı bir husumet hattına yerleşmek gerçekçi bir seçenek değil.
ANKARA’NIN BÖLGESEL VİZYONU İÇİN DE ÖNEMLİ
Türkiye açısından bakıldığında bu süreç, birkaç katmanda dikkat çekici. Birincisi, ciddi bir nüfusa sahip Müslüman bir ülkede öğrenci hareketinin otoriter bir iktidarı devirmesi ve ardından kapsamlı bir demokratik anayasal reform tartışmasının başlaması başlı başına incelenmesi gereken bir vaka. Ankara’nın hem diplomatik hem de güvenlik bürokrasisi üzerinden Dakka ile kurumsal bir diyalog geliştirmesi bu deneyimin sağlıklı işlemesine katkı sunmanın yanında Türkiye’nin bölgedeki referans ülke konumunu da güçlendirebilir.
İkincisi, ikili ilişkilerin potansiyeli. Türkiye ile Bangladeş arasında tekstil, savunma sanayii, inşaat ve eğitim alanlarında artan ciddi bir etkileşim söz konusu. Ankara’nın küresel Güney’e dönük açılımında Dakka’nın önemli ortaklardan biri hâline gelme ihtimali küçümsenmemeli. Özellikle Türk kültürüne sempatiyle bakan genç kuşak düşünüldüğünde, Bangladeş’teki dönüşümün nasıl sonuçlanacağı Ankara’nın bölgesel vizyonu için de büyük anlam taşıyor.
12 Şubat, Bengal Müslümanları’nın geleceği için kritik bir tarih olacak. Temmuz Şartı sandıktan güçlü bir destek alır ve yeni parlamento bu çerçeveyi sahiplenirse, Bangladeş için demokratikleşme yönünde tarihi bir fırsat doğabilir. Tersine, seçim meşruiyeti tartışmalı hâle gelir, referandum toplumda derin bir yarılma üretirse, yeni bir istikrarsızlık döngüsü ihtimali ortaya çıkar. Her iki senaryo da Türkiye’nin Güney Asya’ya bakışında kayıtsız kalamayacağı kadar önemli.
Tarihi boyunca askerî darbeler, sert siyasi kutuplaşmalar, doğal afetler, yolsuzluk skandalları ve kıtlıkla boğuşan Bangladeş, 2024 yazındaki öğrenci eylemleriyle bambaşka bir eşiğe geldi. Bangladeş buradan yeni bir siyasi ve sosyo-ekonomik dönüşüm sürecine girebilir. Bu nedenle Ankara’nın Bangladeş dosyasına daha yakından eğilmesi hem dış politika hem akademi hem de medya açısından ertelenmemesi gereken bir ihtiyaç hâline gelmiştir.