Bülent Tokgöz / Yazar
Başkent Şam’ın güneyindeki Süveyda vilayetinin adını daha önce duyan pek az kişi vardı ama son günlerde duymayan pek az kişi kaldı. Silahlı milislerin bir görünüp bir kaybolduğu sahnede en çok öne çıkan figür Hikmet El-Hicrî’den başkası değildi. Dürzî cemaatinin ruhani liderlerinden sadece biri olan Hicrî, ülkenin sadece yüzde 3’ünü, 700 bin kişilik nüfusu ve bizatihi kendisini Suriye’nin kilit oyuncusu hâline getirmeyi başarmış görünüyor.
Esed sonrası dönemde ülkeyi en fazla kutuplaştırıcı misyonu üstlenen Hikmet Selman El-Hicrî veya Hecerî, liderlik edeceği bu engebeli dağlardan çok uzaklarda, Atlantik ötesinde doğmuştu. 1965 yılında, babasının işleri sebebiyle Venezuela’da dünyaya gelen Hikmet’in babası Şeyh Selman Ahmed, Şam’ın Doğu Ğuta beldesinde doğup daha sonra Havran’a yerleşerek Dürzîlere dinî liderlik eden İbrahim Hecerî’nin soyundan geliyor. İbrahim’den sonra oğlu Hüseyin en büyük dinî merci sayılan şeyhü’l akl olunca Hikmet’e dek uzanan liderlik rolü şekillenmiş oluyor.
Dinî diyoruz ama ziyadesiyle siyasî ve askerî bir liderlik bu esasında. Büyük dedesi İbrahim 19. asırda Mısır’ın başındaki -bizim de baş belamız- Kavalalı İbrahim Paşa’ya karşı direniş başlatmakla Dürzîler arasında efsanevi bir itibar kazanıyor. Babası Şeyh Ahmed ise Fransız mandası ve bağımsızlığın ilk dönemlerinde millî bir figür olarak öne çıkıyor, Suriye’nin müstakbel liderlerini evinde ağırlıyor.
“SEN UMUTSUN BEŞŞAR”
Hikmet, Venezuela’da geçen çocukluğunun ardından Dürzîlerin kalbi Süveyda’ya döndüğünde farklı dünyalar arasındaki sert geçişi tecrübe ediyor. Bunun ona en belirgin getirisi, çok dillilik ve şiirsel edayla siyaseti harmanlayabildiği etkili bir hitabet oluyor. Süveyda’nın doğusundaki Kanavat köyünde müstakbel şeyhü’l akl olabilmesi için -reenkarnasyon ve cemaat asabiyetinin vurgulandığı- dinî tahsilini tamamladıktan sonra 1985’te Şam Üniversitesi’ne hukuk okumak için gidiyor ve 1990’da mezun oluyor.
Mezuniyet sonrası Venezuela’nın başkenti Karakas’a dönüyor, ta ki 1998’e dek. Dürzîliğin merkezi Kanavat’a avdet edip dinî tahsiline devam ediyor. Ne var ki artık bir erişkin olarak Hikmet Hecerî’nin hayatına dair kayda değer bir bilgiye erişim pek mümkün olmuyor. Dürzî geleneğindeki gizlilik kuralları gereğince eşleri ve çocuklarına dair resmî bir kayıt bulunmuyor. Keza serveti, evleri, gelir kaynakları, yatırımları da kamuoyundan saklanıyor.
2011 başlarında Esed rejimine karşı protestolar başladığında Hikmet Hecerî henüz dinî lider değildir. O makamda ağabeyi Ahmed bulunmaktadır ve 2012’de rejimin desteklenmesi yönünde kendisinden talep edilen fetvayı vermeyi reddetmesinin ardından, 23 yıllık şeyhü’l akl, şaibeli bir trafik kazasında gizemli biçimde ölünce makama kendisi geçer. Yeni şeyhü’l akl, cenazeye gelen Beşşar Esed’e -şaibeli kazanın baş zanlısına- “Bu acı sevince dönüştü. Sen umutsun; umut Beşşar, millet Beşşar, Pan-Arabizmin ve Arapların Beşşar’ı!” ifadeleriyle methiyeler dizerek iş birliği niyetini izhar eder.
Hikmet Hecerî böyle övgüler yağdırsa da makama geçer geçmez elindeki gücün ve özerkliğinin Beşşar tarafından sınırlandığını görüp bundan rahatsızlık duyar. Meşayih el-sultan geleneğine uygun biçimde rejimin din adamlarından biri olarak siyasî sadakat karşılığında maaş ve makam aracı ödüllerini uygun veya yeterli bulmaz. Bağımlılıktan ve törensel statüden kurtararak makamını hakiki bir kudrete dönüştürme arzusunu saklı tutar.
TEREDDÜTLÜ, ÇELİŞKİLERLE DOLU, ÇİFTE STANDARTLI
Gözetmesi gereken başka dengeler ve baş etmesi gereken rakipler de vardır. Kanavat bölgesi Hecerîlerin liderliğindedir ama Ayn el-Zaman Türbesi bölgesi Şeyh Yusuf Cerbu ve Şeyh Hamud el-Hanevî’den sorulmaktadır. Hikmet Hecerî’nin tüm Dürzîlerin tek lideri ve sahnedeki tek oyuncu olma hevesi rekabeti kızıştırmakta ve huzursuzluğu artırmaktadır.
Hecerî bu süreçte rejimin desteğini işlevsel buluyordu. “Bizim tercihimiz, terörist gruplara tüm gücümüzle karşı koymak ve yiğit ordumuzla birlik olmaktır” türünden beyanlarda bulunuyordu. Daha özerk bir makam özlemindeyken Suriye istihbaratına iyice bağımlı hâle gelmişti. Askerî istihbarat kendisine refakat etmek üzere bir personel atamıştı; tüm toplantı ve konuşmalarında resmî ajan yanı başında bulunuyor ve kayıt tutuyordu. Dürzî toplumu içinden devrimcilere katılan yüksek rütbeli komutanlar, aydınlar, din adamları çıkarken muhalifler Hecerî’yi “tereddütlü, çelişkilerle dolu, çifte standartlı ve karar almada bilgelikten yoksun” şeklinde eleştiriyorlardı.
Katliamlar karşısında susması popülaritesinin azalmasına yol açıyor, kötüleşen ekonomik şartların kışkırttığı artan hoşnutsuzluk onu da muhalif bir dile mecbur bırakıyordu. 2021’de gözaltına alınan 17 yaşındaki bir göstericinin serbest bırakılması için rejimin güvenlik şefi Tuğgeneral Luay el-Ali’yle yaptığı telefon görüşmesinde general hem kendisine hem de Dürzîlere hakaret edince bu görüşmeyi bir süre saklasa da sonunda yerel medya haberiyle halkına duyurma gereği hissediyordu. Sokaklara dökülüp Esed posterlerini yırtan kitleler rejimi paniğe sevk edip alelacele özür dilemeye mecbur ediyor, Esed bizzat arayıp Hecerî’nin gönlünü almaya çalışıyordu.
GÜÇ SARHOŞLUĞU
Rejimin zulümleri karşısındaki bu pasif tutum Hecerî’nin itibarını son derece aşındırıp Dürzî şeyhleri arasında en az popüler olmasına sebep olmuşken 2023’te “Esed’in gemisi”nden Suriye devriminin gemisine atlayıp Suriye sahnesinde yeni bir formla ortaya çıktı. Bu dönüşümdeki etkenlerden biri İsrail’deki Dürzîlerin manevi lideri Şeyh Muvaffak Tarif’le arasındaki gizli bağdı. Kamuoyuna açık bir temas olmasa da ikili arasındaki derin bağ ilgili herkesçe biliniyor, Lübnan Dürzîlerinin lideri Velid Canbolat bunu ima ile deşifre edip aşağılıyordu.
13 yıllık şeyhliği müddetince duruşu sıklıkla değişen Hikmet Hecerî’nin, devrimin akabinde evi adeta bir hac yeri hâline geldi. Gittikçe artan siyasî söylemi, yeni Şam yönetimiyle Dürzîler adına mezhebî pazarlıkları onu manevî bir rehberden ziyade bölgesel bir oyuncuya dönüştürdü. Hem İsrail’le doğrudan hem de ABD’deki akrabası Haldun Hecerî üzerinden dolaylı bağlantısıyla Siyonist odaklarla koordineli biçimde Suriye’nin güneyinde bir Davut Koridoru oluşturulması için elinden geleni yapıyor.
Şeyh’ül Akl, görünen o ki güç sarhoşluğu içinde, hem kendi tebaasını hem de Suriye’yi büyük tehlikelere sürüklemekten geri durmayacağa benziyor.