Kültür ve edebiyatımızda yeni başlangıçların habercisi Nevruz

Türk kültürünün önemli bir tarihî zenginliği olarak kabul edebileceğimiz Nevruz Bayramı, bütün Türk Dünyası’nda ortak ritüellerle kutlanmaktadır. Aynı inanç ve kültürel değerler etrafında yaşayan ve birbirine dinî ve millî değerlerle bağlanıp kaynaşan Türk dünyası için bu bayram, hem klasik Türk edebiyatında hem de halk edebiyatımızda kendisine yer bulmuştur.

İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Farsça “yeni gün” anlamına gelen, cemrelerin suya, toprağa ve havaya düşmesinin ardından tabiattaki uyanışın başladığı bahar mevsiminin ilk günü olarak kabul edilen 21 Mart’ta kutlanan Nevruz Bayramı, kültürümüzde mühim bir yere sahiptir. Geçmiş zamanlardan beri tarım ve toprakla uğraşan atalarımız tabiatla yakın ilişki içerisinde olmuş ve tabiat olaylarına kayıtsız kalmamışlardır. Bu nedenledir ki bahar, yaz, güz ve kış mevsimlerinin gelişi gündelik hayat içerisinde önemli bir yer tutmuştur. Toprağa atılacak olan tohumun ve ekim zamanının özel bir yeri ve anlamı vardır. Bitkilerin boy verip filizlenmesi ya da meyveye durması gibi hususlar her daim kıymetli anlar olarak kabul edilmiştir.

BAHARIN MÜJDECİSİ TABİAT BAYRAMI

Kültürümüzde baharın müjdecisi kabul edilen Nevruz, 21 Mart’ta bir bayram havasıyla kutlanır. Rûmî takvimde bu tarih 9 Mart’a tekabül ettiği için halk arasında “mart dokuzu” diye bilinmektedir. Güneşin Koç burcuna girdiği ve Kuzey Yarım Küre’de baharın başladığı tarih olan Nevruz’un, Orta Asya’dan İran ve Mısır’a kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada yaşatıldığını söylemek mümkün.

Anadolu coğrafyasında da Nevruz; yıllardan beri baharın müjdecisi, tabiattaki uyanışın başlangıcı ve bu güzellikler içinde barış ve dostça yaşamanın bir göstergesi/temennisi olarak kutlanılagelmiştir.

Türklerin İslamiyet’e girmelerinden sonra Nevruz’un bazı dinî olaylarla özdeşleştirilerek kutsal bir hüviyete bürünmüş olduğunu söylemek mümkündür. Hiçbir dinî ve tarihî kaynağı olmamakla birlikte, Nevruz etrafında teşekkül eden yarı dinî bir kültürel birikimden söz edilebilir.

Nevruz’la irtibatlandırılan bazı dinî olayları şu şekilde sıralayabiliriz:

Allah dünyayı gece ile gündüzün eşit olduğu Nevruz’da yaratmıştır. İlk insan Hz. Âdem Nevruz’da yaratılmıştır. Hz. Nuh’un gemisi Cudi Dağı’na konduktan sonra, Nuh Peygamber yeryüzünden suların çekilip çekilmediğini öğrenmek için önce kargayı görevlendirmiş, karga geri dönmeyince bu görevi yerine getirmesi amacıyla güvercini göndermiştir. Bir müddet sonra ağzında bir defne dalı ile güvercinin geri döndüğünü gören Hz. Nuh’un, toprağın kurumuş olduğuna kanaat getirerek yeryüzüne indiği söylenir. İşte Hz. Nuh’un yere ayak bastığı gün Nevruz günüdür. Kardeşleri tarafından kuyuya atılan Hz. Yusuf, bir bezirgân tarafından Nevruz’da kurtarılmıştır. Hz. Musa’nın asasıyla Kızıldeniz’i yararak taraftarlarını kurtardığı gün Nevruz günüdür. Bir yunus balığı tarafından yutulan

Hz. Yunus Peygamber, Nevruz’da karaya bırakılmıştır.

Nevruz etrafında oluşan bu ifadeleri söyledikten sonra, burada benzer ifade ve halk inanışlarının yine kültür ve inanç dünyamızda önemli bir yere sahip olan Aşure Günü için de geçerli düşünce ve inançları içerdiğini söylemek yerinde olacaktır.

Nevruz etrafında teşekkül eden inanış ve geleneklere baktığımızda bu günün doğrudan doğruya Türklerdeki tabiat kültürü ile ilgili olduğu görülür. Bu yüzden Nevruz için “tabiat bayramı” demek daha doğrudur.

NİZAMÜLMÜLK’ÜN HAZIRLATTIĞI TAKVİMİN İLK GÜNÜ

Nizamülmülk’ün hazırlatıp Sultan Melikşah’a sunduğu takvimin yılbaşı, Türklerin Nevruz’u bir bayram olarak kutlama geleneğinden dolayı 21 Mart olarak kabul edilmektedir. Yine eski Türklerce kullanılan on iki hayvanlı Türk takviminde de Nevruz yılbaşıdır. Büyük Selçuklu Devleti’nin bayrağı ve Osmanlı Devleti’nin sancak ve tuğları; hareketi, coşkuyu ve hürriyeti temsil ettiği kabul edilen sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşmaktadır. Bundan dolayı da Nevruz, kültürümüzde hareket ve istiklal günü anlamlarına gelmektedir.

Nevruz gününde güzel elbiseler giyerek bağa, bahçeye, kırlara gitmek ve buralarda eğlenmek gelenek hâlini almıştır. Kışın soğuk ve dondurucu günlerinde evlerde iyice bunalan insanlar baharın gelişinin müjdesini yine tabiatın bağrında kuş sesleri, arı sesleri, su sesleri eşliğinde etrafta açan bin bir çeşit gül, lale ve sümbüllerin olduğu mekânlarda kutlamak arzusundadır.

Esasen tabiatla ilgili olarak bazı ihmallerin yaşandığı asrımızda ve günümüzde bu Nevruz eğlenceleri tabiat hakkında bir farkındalık oluşturma adına çok mühimdir. Baharın gelmesiyle bulutlardan arınan gökyüzünde kendini gösteren güneşin ışıkları, bütün tabiat ve insanlara adeta yeniden bir can verir. Yemyeşil kırlarda açan güller gülerek, bülbüller en tatlı nağmeleriyle şakıyarak, serviler esen tatlı rüzgârların etkisiyle salınarak, sular coşkuyla akarak Nevruz’un gelişini kutlamaktadır.

NEVRUZ MECÛSÎ DEĞİLDİR, SULTANÎDİR

Nevruz günlerinde kurulan sofralardaki ayş u işret, hem Nevruz’un gelişini kutlama hem de bunca nimet karşısında adeta bir şükür gibidir. Nevruz, aynı zamanda bireysel ve toplumsal olarak doğayla yeniden bir bütünleşme olarak da düşünülebilir.

Bazı kaynaklarda saray hekimbaşıları tarafından çeşitli baharatlarla hazırlanan ve “nevruziye” adıyla anılan macunların başta padişah ve ailesi olmak üzere bütün saraya ikram edildiği bilgisiyle de karşılaşırız ki bu da Nevruz’un bir başka yönünü yansıtmaktadır.

Nevruz kutlamalarının dinî açıdan durumu fetva makamına soru olarak yöneltilen bir mesele olmuş ve bu mesele hakkında fetvalar verilmiştir. Bu fetvalardan biri Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi’ye aittir: “Mesele: Nevruz gününde Zeyd-i müslim eyü libaslarını giyüp yiyüp içse, yaranlarıyla sahrâya gitse, ism lâzım gelür mi? Cevap: Nesne lâzım gelmez. Nevruz Mecûsî degüldür, Nevruz sultânîdir”. Şeyhülislâm, fetvasında Nevruz günü yapılan etkinliklerin günah olmadığını belirttikten sonra bu günü kutlamanın örfe dayanan bir uygulama olduğunu ifade etmiştir.

EDEBİYATIMIZDA NEVRUZ’UN YERİ

Kültürümüzü farklı açılardan derin bir şekilde etkileyen Nevruz, klasik edebiyatımızla birlikte halk edebiyatımızda yer bulmuştur. Edebiyatımızın farklı dönem ve sahalarında Nevruz konulu nevruziye ve bahariye gibi edebî türler ve müstakil şiirlerle karşılaşılır. Klasik edebiyatımızda Nevruz; bayram, sevinç, mutluluk, yenilik, aydınlık, umut ve coşku gibi kelime, tamlama ve teşbihlerle yer almaktadır. Klasik dönem şairlerinin (Bâkî, Fuzûlî, Nef’î, Şeyhülislam Yahyâ gibi) nevruziyeler yazmak suretiyle padişahın Nevruz Bayramı’nı kutlayarak karşılığında bahşişler aldıkları bilinmektedir. Bu eserlerde Nevruz’un anlamına uygun olarak baharın gelişi, cihanın tazelenişi, çiçeklerle bezenişi, tabiatın âdeta yeniden dirilişi gibi mevzulara yer verildiği ve bu mevsimde yapılan eğlencelerin anlatıldığı görülmektedir.

Nevruz’la ilgili şiirlerde Nevruz’un bahar bayramı olarak kutlanması hasebiyle bayram mefhumu da sıkça zikredilir. Şairlere göre Nevruz, baharın ilk günü olmasının yanı sıra bir bayram günü oluşuyla da çifte mutluluğun yaşanmasına vesiledir. Bu açıdan şairler Nevruz’u yılın diğer önemli gün ve gecelerine eş tutarlar. Hatta bazı şairler mübalağa yoluyla bir sevinci gecesi ve gündüzüyle gün boyunca yaşamayı anlatmak için geceyi kutlu bir gece (Kadir, Berat), gündüzü de Nevruz olarak tasvir ederler. Ahmet Paşa bu şairlerdendir:

Dün gice mihmânum ol şâh-ı cihân-efrûz idi

Nâr-ı hüsninden dünüm kadr ü günüm nev-rûz idi

(Dün gece o cihanı aydınlatan şah, misafirim oldu. Güzelliğinin şevkinden gecem Kadir Gecesi, gündüzüm Nevrûz (gibi) oldu.)

Şair; mutlulukla dolu bir gününün gündüzünü Nevruz’a, gecesini ise “Bin aydan daha hayırlı” olan Kadir Gecesi’ne teşbih ederken din ve kültür sahasına hâkimiyetini göstermektedir.

Bâkî ise gündüz ve gece teşbihinde Berat Gecesi ve Nevruz’u bir arada kullanır:

Kadr ü şerefde her gîcesi Leyletü’l-Berât

Eyyâm-ı ‘ömr ü devleti nev-rûz u nev-bahâr

(Onun kıymet ve şerefte her gecesi Berat Gecesi; ömrünün günleri Nevruz, devletinin günleri ilkbahar (gibi) olsun.)

Padişahın övülmüş olduğu bu duada da bütün güzellik ve kutluluk dilekleri Berat Gecesi, Nevruz ve baharla ifade edilmiştir ki bu da çok güzel bir teşbih olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bazı nevruziyelerde ise tabiata güzellik katan ve baharın gelişine katkı sağlayan baharın vazgeçilmezi gül ve bülbülden bahsedilmektedir.

Necatî, gülün bahar ve Nevruz’la irtibatını şu şekilde ifade etmiştir:

Câm-ı nev-rûzı içüp mestâne yüz bin nâz ile

Şâh-ı şûhun salınur boynına şâhidvâr gül

(Gül, Nevruz şarabından içip, sarhoş olarak bin naz ile güzellik budağının boynuna sevgili gibi asılır.)

Ahmet Paşa ise Nevruz Bayramı’nın gelişi üzerine bülbülün hissettiği duygulara tercüman olur:

‘Iyd-ı nev-rûzı görüp gül defterinden ‘andelîb

Hoş du’â vü medh okur şâh-ı zafer-yâb üstine

(Bülbül, gül yaprağından (takvim) Nevruz Bayramı’nı görünce, zaferler kazanan şah için hoş dua ve övgüler okumaya başladı.)

Ayrıca edebî eserlerde Nevruz’dan bahsedilirken gece-gündüz eşitliği bağlamında padişahların adil ve eşit olmalarına da vurgu yapılmaktadır. Bu yüzden şiirlerde 21 Mart’ta gece ve gündüzün eşit olmasından (ekinoks) dolayı Nevruz, adaletle hükmeden bir sultan veya kadı olarak ele alınır.

Nef’î, gece-gündüz eşitliği açısından Nevruz’u şiirine konu edinen şairlerdendir:

Devr-i ‘adlünde mübâhat eyleyüp dir rûzgâr

Kim bu günler ‘ıyd u nev-rûz zamânumdur benüm

(Ey padişahım, senin adaletli devrinde rûzgâr (zaman) -bile- övünerek

“Bu günler benim bayram ve Nevruz zamanlarımdır” der.)

Fuzûlî ise adaletli hükümdara övgülerini ifade ederken ülkesinde her günün Nevruz, her mevsimin bahar olduğunu söyler:

Niçün kim zât-ı pâkün mazhar-ı feyz-i ‘adâletdür

Bu mülkün her günin nev-rûz u her faslın bahâr eyler

(Senin yüce kişiliğin adalet bereketine sahip olduğundan bu ülkenin her gününü Nevruz, her mevsimini bahar gibi yaşatmaktadır).

Hayâlî de aynı konuya değinen şairlerdendir:

Sancak u tûgın ider rûz-ı sa’îdin nev-rûz

Her ne vaktin ki ber-â-ber ola bu leyl ü nehâr

(Gece ve gündüzün birbirine eşit olduğu zaman, Nevruz, bu kutlu günün sancak ve tuğu olur.)

Şeyhî ise baharın gelişiyle birlikte kış ile özdeşleşen sıkıntı ve endişelerin zail oluşuna dikkat çeker:

Kış şahnesine kalmadı ‘âlemde bir ‘amel

Burc-ı hamelde dikdi felek şâhı çün ‘alem

(Kış zabıtasına yeryüzünde iş kalmadı. Çünkü gökyüzü şahı hamel (koç) burcunda sancağını dikti. Yani artık bahar/Nevruz geldi.)

BİRLİK VE BERABERLİK SEMBOLÜ

Nevruz, sosyokültürel yaşantımızdan edebiyatımıza kadar pek çok sahaya yansımış önemli bir değerdir. Nevruz; her zaman güzelliği, mutluluğu, umudu, adaleti, huzuru, refahı, tabiattaki uyanışı ve yeni bir başlangıcı, ya da bütün müspet değerleri ve güzellikleri ihtiva eden ortak değerler manzumesidir.

Türk kültürünün önemli bir tarihî zenginliği olarak kabul edebileceğimiz Nevruz Bayramı, bütün Türk Dünyası’nda ortak ritüellerle kutlanmaktadır. Asırlardır coşkuyla kutlanan Nevruz; dostluk, kardeşlik, iyilik ve mutluluk bayramıdır. Aynı inanç ve kültürel değerler etrafında yaşayan ve birbirine dinî ve millî değerlerle bağlanıp kaynaşan Türk dünyası için önemli bir bayramdır. Millî örf, anane ve gelenekler bütünü olan Nevruz, dinî ve millî bayramlar gibi kutlanmakta, millî birlik ve beraberliğimizin önemli bir sembolü olarak görülmektedir.

Nevruz dostluktur, yeni bir başlangıçtır, baharın, yemyeşil kırların, rengârenk çiçeklerin, coşkunun, kardeşliğin, samimiyetin, birlikte olmanın ve güzel değerlerin tümüdür.