Siyasette rüzgâr değişirken

Muhalefet sathında hâlâ topyekûn bir vizyon, kapsayıcı bir söylem hâkim olmuş değil. CHP adına sadece Ekrem İmamoğlu’nu savunmak üzere dizayn edilen parti kadroları ve oluşturulan politik söylem anlaşılan o ki dar bir İmamoğlu kliği dışında kimseyi tatmin etmiyor.

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Dr. Yunus Şahbaz / Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi

Türk siyasal kültüründe, siyasette rüzgârın nereden ve kimden yana estiği sıklıkla değişebilmektedir. Bu rüzgârı belirleyen birçok faktörden söz edilebilir. Ekonomik şartlar, dış politikadaki gelişmeler ya da karizmatik karakterler bunda belirleyici olabilir. Fakat bence tüm bunları da kapsayacak şekilde kararlı ve bütünlüklü bir siyasî akıl genelde kitlelerde bir karşılık bulabiliyor. Şayet bu siyasî akla eşlik eden donanımlı kadrolar da varsa güçlü bir siyasî hareketin varlığından dahi söz edilebilir.

Türkiye’nin son yıllarına bakıldığı zaman, bu siyasî atmosferin zaman zaman iktidar ve muhalefet lehine döndüğüne şahit olduk. 2023 seçimleri öncesi rüzgâr muhalefetten yanaydı. Daha doğrusu manipülatif araştırmalarla siyasî tablo böyleymiş gibi kamuoyu yönlendirilmeye çalışıldı. Fakat en nihayetinde bize sunulan tablonun gerçekçi olmadığı seçimlerde belli oldu ve 2023 öncesi yaşanılan birçok soruna rağmen iktidar kanadı seçimleri kazanmayı başardı. Kuşkusuz, iktidar adına bir zafer olan 2023 seçim sonuçları, muhalefet adına da bir yıkım oldu. Sonuçta, 2023 öncesinin hemen tüm muhalif siyasi aktörleri peyderpey bu yıkımın altında kaldı.

YÜKSELİŞ VE DÜŞÜŞ

Diğer yandan, yerel seçimlerde, belki muhalefetin bile beklemediği şekilde, kazanılan belediyelerle bir anda siyasî atmosfer muhalefet ve özellikle CHP lehine dönmüş oldu. Şayet Özgür Özel CHP Genel Başkanlığı'nı yeni kazanmamış ve genel seçimlerin üzerinden henüz kısa bir zaman geçmemiş olsa idi muhalefet erken seçim için bile yoğun bir şekilde bastırabildi. Fakat bu olmadı ve Özgür Özel daha temkinli bir siyasî çizgi izledi ve hatta AK Parti’yle helalleşme siyasetini hızlandıran isim oldu. İktidar kanadı ve özellikle AK Parti ise, CHP lehine dönen bu siyasî atmosferde paniğe kapılmadan, herhangi bir yıkıma uğramadan süreci yönetti. Günün sonunda da zaten CHP bu yükselişini sürdüremedi ve oluşan siyasî atmosfer peyderpey sönümlendi.

19 Mart 2025’te, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik başlayan ve sonra diğer belediyelere de sıçrayan yolsuzluk ve rüşvet gibi soruşturmalarla, CHP ve Özgür Özel tekrar yükselişe geçti. İlk etapta soruşturmalar, hukukî değil “siyasî bir operasyon” gibi lanse edilmeye çalışıldı. CHP’nin bu süreçteki tutumu her ne olursa olsun “yargılatmayız”cı bir tavra dönüşmeye başladı. Fakat zamanla ortaya çıkan kayıtlar ve özellikle adeta bir furyaya dönüşen itiraflarla yargılamalara kamuoyu tepkisi de değişti. Her gün yeni kayıt ve deliller çıkarken CHP’nin “siyasî operasyon” argümanı da inandırıcılığını yitirmeye başladı.

En nihayetinde yargılamalar devam ediyor ve soruşturmaların hemen akabinde, Özgür Özel’in miting ve boykotlarla yükselen performansından geriye bir şey kalmamış görünüyor. Bir başka deyişle, İBB’ye yönelik soruşturmalara karşı muhalefetin yürüttüğü siyaset Özel’in muhalif seçmen nezdinde bir genel başkan olarak benimsenmesi ve kabul edilmesi dışında bir sonuç üretmedi. Geçtiğimiz günlerde mahkeme salonlarından tekrar bir hava estirilmeye çalışılsa da bu girişimlerin kitleler nezdinde çok fazla cazibesi kalmamış görünüyor.

GÜVENLİ LİMAN

2026 yılının başından itibaren ise, siyasî atmosfer iktidar lehine dönmeye başladı. Hem soruşturmaların hararetinin biraz sönmüş olması hem de özellikle Suriye’de PYD’nin Türkiye’nin kararlı tutumuyla tasfiye edilmiş olması iktidarın iç politikada elini güçlendiren ana faktörlerdi. Aynı zamanda, dünyanın farklı yerlerindeki uluslararası sorunlarda Türkiye’nin oynadığı öncü rol, kitleler nezdinde iktidarın ve özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güvenilir liman şeklindeki pozisyonunu tahkim etmektedir. Bir süredir devam eden ABD-İsrail ve İran savaşında da Türkiye hem itidalli, diplomasiyi önceleyen tavrını hem de gerektiğinde kendi topraklarını korumak konusundaki kararlılığını şu ana dek bir arada götürmeyi başardı. Dört bir tarafında füzeler uçan, nerdeyse tüm sınırlarında kriz ve çatışmalar olan bir ülkede, dış politikada kararlı ve güven veren siyasetin iç politikada karşılık bulmaması nerdeyse imkansız bir durum.

LİDERLİK KRİZİ

Buna karşın, muhalefet cephesinde herhangi bir toparlanma emaresi görülmüyor. Zira muhalefet sathında hâlâ topyekûn bir vizyon, kapsayıcı bir söylem hâkim olmuş değil. Siyasî bir rüzgarın yakalanması için ne gerekiyorsa adeta onun eksikliğini yaşıyor muhalif elitler. Her şeyden önce net bir karizmatik lider sorunu var. Ne Özgür Özel ne Müsavat Dervişoğlu ne de diğer irili ufaklı muhalif partiler kitleleri heyecanlandıran bir profil arz etmiyor. Parti olarak nispeten cirmi az olsa da Yavuz Ağıralioğlu’nun bile liderlik anlamında daha öne çıktığı söylenebilir. Yine ne parti bazında ne de muhalif kamuoyunu kapsayacak şekilde ortak bir diskur, bütünlüklü bir programatik söylem inşa edildiğini söylemek zor. CHP adına sadece Ekrem İmamoğlu’nu savunmak üzere dizayn edilen parti kadroları ve oluşturulan politik söylem anlaşılan o ki dar bir İmamoğlu kliği dışında kimseyi tatmin etmiyor. Üstüne üstlük, İmamoğlu, en son yeni bakanların yemin töreninde ve mahkeme salonundaki nümayişlerde görüldüğü gibi, partiyi hâlâ istediği gibi yönlendirmeye çalışıyor. Açıkçası bu yönlendirmeye riayet etmeyen ya da kameralar önünde ayrı kuliste ayrı davranan kimi partililerin olduğu da kamuoyuna yansıdı. Dolayısıyla İmamoğlu kliğinin parti içindeki etkinliğini gelecek dönemde ne kadar ve nereye kadar devam ettirebileceği bir muamma.

Diğer yandan, bu durum CHP adına bir parçalanmışlık da getiriyor. CHP’nin güçlü bir lidere sahip olamayışı ve kötü yönetilmesi de bu parçalanmışlığı daha da katmerlendiriyor. Zira parti yönetimi için hem Kılıçdaroğlu ekibi hem de potansiyel rakip Yavaş etkisi her daim bir tehdit algısı olarak öne çıkıyor. Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın partiden ayrılışı sürecinde yaşananlar aslında tam da bu sürecin ayyuka çıktığı bir örnek oldu. Özarslan’ın istifa sürecinde Özel’in attığı küfürlü mesajlar ve bu mesajları atan bir genel başkan profilinin aldığı hasar görmezden gelinemez. Yine Özarslan üzerinden aslında Mansur Yavaş’la hesaplaşıldığı şeklindeki iddialar da dile getirilmeye başlandı. Bu iddialar şimdilik kısık sesle dile getirilse de gelecekte Özel ve parti yönetiminin daha fazla muhatap olacağı soruların başında geliyor.

Dolayısıyla şunu söylemek mümkün; Türkiye’de güçlü bir siyasî doktrinin her zaman karşılığı vardır. Bir anlamda seçmen başarıyı ve başarı potansiyelini satın alır. Başarısızlığı ve potansiyel başarısızlığı ise mutlaka bir şekilde cezalandırır. Mevcut iktidar iyi yanlarını güçlendirmeye, toplumun memnuniyetsiz olduğu tarafları geliştirmeye çalışırken muhalefet havanda su dövüyor. Güçlü bir siyasî diskur yerine hâlâ isimler üzerinden, bir hafta önce kahraman bir hafta sonra hain ve hırsız ilan edilen profiller üzerinden gündemi işgal etmeye devam ediyor. Muharrem İnce ve Emine Ülker Tarhan gibi ancak çok dar bir kesimde karşılığı olabilecek isimlerle heyecan yaratmaya çalışıyor. Seçim takvimi kabaca oluşmaya başladıktan sonra aday isimleri de yoğun bir şekilde gündeme gelmeye başlayacaktır. İşte o zaman muhalefeti yeni bir curcunanın beklediği söylenebilir. Şimdilik hesaplaşmalar öteleniyor ancak bu ötelemenin çok uzun erimli olmayacağını düşünüyorum.