Trump’ın enerji saldırganlığı: NTE işgali

Donald Trump.

Dr. Emine Çelik / Uluslararası Güvenlik Uzmanı

ABD’nin Venezuela’ya düzenlediği saldırı ve akabinde Maduro’nun kaçırılmasıyla süregelen uluslararası meşruiyet ve güvenlik krizi ABD Başkanı Donald Trump’ın akıl almaz söylemleriyle giderek tırmandırılıyor. Uluslararası ilişkilerde ittifakların jeopolitik riskler ve fırsatlar üzerine şekillendiği dönemde ABD’nin Venezuela hamlesine ilişkin yapılan tüm analizler ve söylemler petrol üzerinden değerlendirilmiş olsa bile Venezuela’nın sahip olduğu nadir toprak elementleri (NTE) de Trump yönetimin jeopolitik hamlelerinin temel sacayaklarından.

Maduro’nun ABD’de yargılanma sürecine başlanmasının şoku uluslararası sistemde henüz atlatılmamışken, Trump’ın yeniden Grönland’ın ABD’nin toprağı olmasına ilişkin açıklamaları ise söz konusu jeopolitik hamlelerin devamı niteliğinde. Her ne kadar adanın Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki en kısa rota üzerinde yer alması, özellikle balistik füze uyarı sistemleri açısından ABD askeri çıkarları için hayati önem taşısa da Venezuela sonrasında Grönland’a odaklanılması, Trump ve ekibinin kaynak güvenliğini ulusal güvenlik olarak ele alma yaklaşımının bir göstergesi aslında. Temelde bakıldığında ABD’nin, Çin karşısında teknopolitik ve jeopolitik ittifaklarını sıkılaştırdığını da söyleyebiliriz. Bu bağlamda da hem nadir toprak elementleri, hem tekno-oligarkların ABD’deki pozisyonu, hem de teknoloji odaklı gelişen ve dönüşen güvenlik ve enerji alanlarının yeniden dizayn edildiğini söylemekte mümkün.

PETROL MÜ NTE Mİ?

Dünyadaki NTE’nin yüzde 70’inden fazlası Çin’de çıkarılırken, nadir toprak elementlerinin işlenmesine dair proseslerin yüzde 90’ı da Çin tarafından gerçekleşiyor. Küresel NTE pazarının 2026 yılı içerisinde 7.6 milyara ulaşması ve Çin’in küresel pazarı yüksek oranda kontrol etmesi göz önüne alındığında, Trump ve ekibi tarafından alternatif kaynaklar elde etmek stratejik olarak mantıklı bir fikir olarak görülüyor. Çin’in ise 2025 yılı sonlarına dair NTE’ye ilişkin ihracat kısıtlamalarının akabinde; ABD’nin Ukrayna ile Birleşik Devletler-Ukrayna Yeniden Yapılanma Yatırım Fonu, Avustralya, Kazakistan, Japonya ile kritik mineraller ve nadir toprak elementleriyle ilgili bir dizi anlaşma gerçekleştirmesi, Trump’ın Çin karşıtlığında oluşturmaya çalıştığı “nadir toprak element kümelenmesi” olarak nitelendirilebilir. Bu bağlamda da Venezuela’ya düzenlenen saldırı ve akabinde ABD eliyle gerçekleştirilen iktidar değişimi, her ne kadar petrol odaklı enerji tartışmalarını gündeme getirse de, ülkede varlığı bilinen NTE’nin kontrolü açısından önemli bir parametre olarak karşımızda duruyor. Venezuela’nın ağır NTE potansiyeli, Batı’nın tedarik zincirlerinin Çin’in işleme hakimiyetine alternatif aradığı stratejik bir dönüm noktasını simgeliyor, yani aslında Venezuela’daki nadir toprak elementleri jeolojik fırsattan daha fazlasını temsil ediyor.

TRUMP GRÖNLAND’I NEDEN İSTİYOR?

Tarihsel bağlamda ABD, Danimarka ile 1951 yılında imzaladığı bir anlaşma uyarınca Grönland’ın kuzeybatısındaki hava üssünde zaten kalıcı bir varlık sürdürüyor. Bu anlaşma ABD kıtanın büyük bir bölümüne erişim ve Grönland, İzlanda ve İngiltere arasındaki sularda Rusya’nın deniz faaliyetlerini izlemek için askeri varlığını genişletmeye zaten olanak tanıyor, üstelik tamamen işgal etmeden. Peki o halde Trump neden Grönland’ı istiyor?

Grönland Avrupa Komisyonu tarafından “kritik ham madde” olarak nitelendirilen 34 mineralden 25’ine sahip. Her ne kadar adanın büyük bir kısmı buzul ve kurak tundradan oluşmuş olsa da nadir toprak elementlerine dair rezervlerin haritalandırılmadığı ve/veya maden anlaşmalarının ön hazırlığının yapılmadığı anlamına gelmiyor. Halihazırda zaten adanın uluslararası maden verilerine göre 36-42 milyon metrik ton nadir toprak oksit rezervine sahip olduğu tahmin edilmekte. Bu rezerv oranı ise 2020’li yıllar sonrasında keşfedilen Afrika ve Türkiye’deki rezervlerle birlikte nadir toprak elementlerine dair çarpıcı bir kaynak olanağı daha ortaya koyuyor. Ek olarak bilindiği üzere Güney Grönland’daki Tanbreez projesi ise kritik derecede önemli. Dünyanın en büyük geliştirilmemiş nadir toprak elementleri yataklarından kabul edilen Tanbreez projesi yıllık 500 bin metrik ton üretimi hedeflemekte. Özellikle ağır nadir toprak elementlerinin varlığı, söz konusu projenin katma değerini arttıran önemli faktörlerden.

ALGORİTMİK GÜÇ DÜĞÜMÜ

Tanbreez Mining’in CEO’su Greg Barnes, ABD’li yetkililerin projenin ilerleyen safhalarında Pekin bağlantılı şirketlere büyük miktarlarda satış yapılmamasını defalarca dile getirdiklerini ifade etmiştir. Bununla birlikte ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin’in etkisini elimine etmek amacıyla Grönland’daki madencilik faaliyetlerini ilerletebilmek adına Critical Metals, Locheed Martin, Boeing gibi büyük savunma yüklenicileriyle tedarik görüşmeleri gerçekleştirdiği biliniyor. Bu perspektiften bakıldığında özellikle Grönland ABD için yalnızca coğrafya değil, nadir toprak elementleri, enerji, veri ve algoritmik güç düğümü olarak okunabilir.

Sonuç olarak gelinen noktada Trump’ın Venezuela’ya ilişkin hamleleri ve 2019 yılı itibarıyla Grönland’ı satın alma fikri sıra dışı ve uluslararası hukuk normlarını hiçe sayan bir çıkış olarak değerlendirmekle birlikte Trump ve ekibi bağlamında ise Çin ve ABD teknolojik hegemonya mücadelesinin, yapay zeka için kritik hammadde ve enerji altyapısının askeri dijital güvenlik alanına yansıması olarak değerlendirilebilir.