Ertuğrul Cingil / Gazeteci
ABD Başkanı Donald Trump’ın tekrar Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte Amerika, hem içeride hem de dışarıda son yılların en karmaşık ve en sert dönemlerinden birinden geçiyor. Soykırımcı İsrail’in tahrikleriyle İran’a savaş başlatan Trump’ın, Orta Doğu’yu ve tüm dünya dengelerini sarsan bu karanlık hamlesi belirsizliklerle dolu bir ortam oluşturdu. Giderek sertleşen savaşın ne kadar süreceğini ve nasıl sonuçlanacağını kestirmek güçleşirken, Trump’ın Latin Amerika’da Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yapılan operasyonla başlayan yayılmacı dalgasının nerede duracağı bilinmiyor. Orta Doğu’da esen savaş fırtınasının gölgesinde kalsa da Trump’ın Küba’dan Kolombiya’ya, Kanada’dan Grönland’a ve Kuzey Yarımküre’nin geneline uzanan yeni sömürgeci heveslerinin devam etmesi bekleniyor.
İçeride ise Trump’ı karanlık bir gölge gibi takip eden Jeffrey Epstein skandalı, şeffaflık görüntüsü altında kapatılmaya çalışılırken; göçmenlere yönelik “cadı avı”, yükselen vize duvarları, toplumsal kutuplaşma dalgası ve kurumsal dengeleri aşındıran hamleler bu tabloyu tamamlıyor. Trump’ın ülkesini ve küresel düzeni içine çektiği çok boyutlu bu kaotik girdabın gölgesinde Amerika, 3 Kasım’da Temsilciler Meclisi'nin tamamının, Senatoda ise 35 üyenin yenileneceği önemli ara seçimlere gitmeye hazırlanıyor. Şu anda Trump, Temsilciler Meclisi'nde dar bir farkla 435 sandalyenin 218’ine sahipken; Senatoda ise Demokratların 47 olan üye sayısına karşı 53 senatörle Kongrenin her iki kanadında da üstünlüğü elinde tutuyor. Trump, Kongrenin iki kanadında da gücünü pekiştirirse özgürlükleri daraltan güvenlikçi politikalarına kararlılıkla devam edebilir ve dengenin zayıfladığı daha agresif bir Amerika sahneye çıkabilir.
Özellikle daha muhtemel görülen Temsilciler Meclisi'nde gücünü kaybetmesi hâlinde ise “topal ördek” durumuna düşebilecek Trump’ın, Kongrenin frenleyici gücüyle daha dengeli politikalara yönelmesi söz konusu olabilir. Hatta Trump’ın seçmen kitlesini konsolide etmek için kullandığı “Kongreyi kaybedersek beni azledebilirler” sözleriyle dikkat çektiği daha sert süreçler de gündeme gelebilir.
HARİTALARLA OYNANAN SEÇİM SATRANCI
Böylesine önemli sonuçları olabilecek seçimler için Trump ve Cumhuriyetçi müttefikleri yalnızca siyasi kampanya yürütmüyor. Aynı zamanda seçimlerin gerçekleşeceği zemini, yani kurallarını yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Bu hamleler arasında Amerikan siyasetinin en eski ama en etkili araçlarından biri olan seçim haritalarının değiştirilmesi yer alıyor. Kongre seçim bölgelerinin yeniden çizilmesi anlamına gelen gerrymandering, yıllardır iki partinin de başvurduğu bir yöntem. Kongre'deki partilerin üye sayılarını kendi lehlerine değiştirebilmesine zemin hazırlayan bu yöntem, 3 Kasım seçimlerinde 19 eyalete yayılarak nadir görülen bir büyüklüğe ulaştı.
Normal şartlarda seçim bölgeleri her on yılda bir nüfus sayımından sonra yeniden belirlenirken Trump’ın Cumhuriyetçi müttefikleri bu geleneği bozarak ara dönemde haritaları değiştirmeye başladı. Cumhuriyetçiler cephesinde Teksas, Missouri ve Kuzey Karolina’da bu stratejinin en dikkat çekici örnekleri görülüyor. Teksas’ta hazırlanan yeni harita, Cumhuriyetçilere 3 ila 5 ek Kongre koltuğu kazandırabilecek şekilde tasarlandı. Missouri ve Kuzey Karolina eyaletlerinde ise Demokratların güçlü olduğu bazı bölgeler parçalanarak farklı seçim bölgelerine dağıtıldı ve Cumhuriyetçilerin birer üye kazanmasının önü açıldı.
Böylesi teknik hamlelerin seçimlere etkisi küçük gibi görülse de ABD Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğun iki ya da üç sandalye gibi küçük farklarla sağlanabildiği dikkate alındığında bu adımın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Yani birkaç bölgenin seçim sınırını değiştirmek, Kongredeki güç dengelerini ele geçirmek anlamına gelebilir. Elbette bu mücadele tek taraflı değil. Demokratlar da özellikle Kaliforniya ve Virginia gibi eyaletler başta olmak üzere kendi harita hamlelerini devreye soktu.
Kaliforniya’da hazırlanan yeni seçim haritaları bazı Cumhuriyetçi bölgeleri parçalayarak Demokratlara 3 ila 5 üye avantajı sağlayabilecek şekilde tasarlandı. Virginia’da ise Demokratlara 2 ila 3 sandalye kazandırabilecek seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesi için referandum gündemde. Özetle 6 eyalette seçim haritası yeniden oluşturulurken 2 eyalette değişiklik gündemde. Dört eyaletteki değişiklikle ilgili mahkeme süreci devam ederken yedisinde girişim başarısız oldu.
SEÇİMİN KURALLARI YENİDEN YAZILIYOR
Seçim savaşının ikinci cephesi ise çok daha hassas bir alanda açılmış durumda. Cumhuriyetçilerin Kongre'de gündeme getirdiği Amerikalı Seçmen Uygunluğunu Koruma Yasası (SAVE), seçim sisteminde yeni bir tartışmanın kapısını araladı. Temsilciler Meclisinden şubat ayında geçerek Senatonun gündemine gelen tasarıya göre seçmen kaydı sırasında vatandaşlık belgesi zorunlu hâle getirilebilir. Yani daha önceki seçimlerde uygulandığı gibi yalnızca “Vatandaşım” demek yeterli olmayacak. Pasaport ve doğum belgesi gibi belgelerle Amerikan vatandaşı olunduğunun fiziksel olarak kanıtlanması gerekecek.
Oysa yaklaşık 150 milyon Amerikalının pasaportu yok. Yaklaşık 40 milyon kişinin doğum belgesi kayıp. Ayrıca yaklaşık 70 milyon kadının evlilik nedeniyle soyadları doğum belgelerindeki soyadlarından farklı. Seçimler için pasaport çıkarmanın maliyet anlamına geldiği Amerika’da doğum belgelerine ulaşmak ise bazı eyaletlerde oldukça zor. Özellikle düşük gelirli vatandaşlar, yaşlı seçmenler ve göçmen kökenli Amerikalılar için bu tür bürokratik engeller oy kullanmayı daha zor hâle getirebilir.
Cumhuriyetçiler bu düzenlemeyi seçim güvenliği açısından savunsa da tüm bu karmaşık durum nedeniyle yasa hayata geçerse özellikle milyonlarca Demokrat seçmenin teknik eksiklikler nedeniyle sandığa gidememe ihtimali bulunuyor.
“ÇALINMIŞ SEÇİM” SENARYOSU
İran’da zafer arayışında olan Trump, soykırımcı İsrail’in etkisiyle dış politikada attığı riskli adımların gölgesinde 3 Kasım’da sandığın kurallarını değiştirerek seçimleri kazanmanın peşinde. Tüm bu hamleler, Trump’ın seçimleri kazanamaması hâlinde devreye sokacağı hile iddiaları için de sağlam birer gerekçeye dönüşebilir.
Çünkü yenilgiyi kabullenemeyen Trump için kaybedilen her seçim “çalınmış seçim”dir. Bu durumda hile iddialarının yeniden gündeme gelmesi, tansiyonun tırmanması ve kurumsal itiraz mekanizmalarının zorlanması sürpriz olmayacaktır. Hatta böylesi bir durumda Trump’ın, İsyan Yasası kapsamında silahlı kuvvetleri devreye sokması bile gündeme gelebilir. Yani Trump yalnızca bir seçim kampanyası yürütmüyor; aynı zamanda seçim oyununun kurallarını yeniden yazmaya çalışıyor.