Cumhuriyet tarihinin yaklaşık 75 yıllık dönemini ifade eden demokratikleşme sürecinde, pek çok darbe ve darbe girişimleriyle sandıkta tezahür eden millet iradesi vesayet altına alınarak demokrasi kesintiye uğratılmıştır. Sözünü ettiğimiz muhtıra ve darbeler zincirinin son halkası ise yüzünü, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) eliyle 15 Temmuz 2016 tarihinde göstermiştir. Esasında 15 Temmuz, darbe pratiği itibarıyla Fetullahçı bir darbe girişimiydi. Ancak Atatürkçü bir darbe olarak duyuruldu ve önceki girişimlerde görülen retorik, 15 Temmuz darbe girişiminde de kendini gösterdi.
FETÖ, yaklaşık 50-60 yıllık bir dönemde farklı aşamalardan geçerek 15 Temmuz 2016’daki yapısına ulaşmış bir örgüttür. Bu süre zarfında çeşitli dini söylemleri kullanarak gizli hedefler içinde devletin tüm kurumlarına adeta sızmıştır. “Dini cemaat” görüntüsüyle sahneye çıkan ve iddialarının propagandasını bu temelde yapan Fethullah Gülen’in önderliğindeki bu oluşum, önce “hizmet” adıyla bir büyüme ve başkalaşma süreci yaşararak; daha sonra yargı, emniyet ve TSK’daki üyeleri üzerinden siyaset sahnesindeki yerini almıştır. Ergenekon davaları gibi birçok konuda hem devlet kurumundaki adamları hem de siyaset ve medya dünyasındaki temsilcileri üzerinden açık pozisyon üretmeye başlayan “cemaat”, “örgüt” görünümü vermeye başlayınca iktidarla karşı karşıya gelmek durumunda kaldı ve hızlı bir şekilde 15 Temmuz’a giden yol şekillendi. Mit tırları meselesi, 17-25 Aralık yargı operasyonları, iktidarın dershaneleri kapatma davası ve devlet kurumlarındaki Fethullahçıların tasfiyesi gibi girişimler, 15 Temmuz’a giden yolda önemli gelişmeler oldu. Nitekim TSK içerisinde yapılanmış olan Fethullahçılar, 15 Temmuz gecesi harekete geçerek bir darbe teşebbüsünde bulundu. Ağırlıklı olarak Ankara ve İstanbul merkezli olan bu kalkışmanın neticesinde; 252 şehit, 2.740 gazi verildi, 104 darbeci asker öldürüldü, 10 binlerce gözaltı gerçekleşti ve çok sayıda iltisaklı kamu görevlisi görevlerinden uzaklaştırıldı. Farklı bir darbe girişimiydi ve daha öncekilerden farklı olarak milletin tepkisi de farklı oldu. Bir gece içerisinde ihanet, direniş ve diriliş birlikte yaşandı.
Küresel Emperyalist Kuşatma
FETÖ’nün özellikle 2013 yılından itibaren Türkiye’de ve dünyadaki faaliyetleri, Batı emperyalizmiyle iş tuttuğuna işaret etmekteydi. Gelişmeler, FETÖ yapılanmasının Ortadoğu’da yaşananlarla ilgili adeta Türkiye’yi köşeye sıkıştıran, yalnızlaştıran politikanın Türkiye’deki ayağı gibi çalıştığını gösterdi. Dolayısıyla 15 Temmuz, FETÖ maşası kullanılarak emperyalizmin bir işgal politikası olduğu değerlendirmesini yapmamıza imkân veren gelişmelerin adeta zirve noktasıydı. Ancak haince darbe planlayarak Türkiye’ye yönelik felaket kaderi yazanlar ve onların doğrudan ya da dolaylı işbirlikçileri halkın cesaretini, imanını ve iradesine güçlü bir şekilde sahip çıkma azmini hesaba katmamışlardı.
Direniş Ruhu ve Sosyolojisi
Daha önceki darbe girişimlerinin başarılı olması açısından 15 Temmuz, geleneğin bozulması anlamına geliyordu. O gece darbe girişimini püskürten çok sayıda faktör devreye girdi ancak, etkisi açısından en büyüğü ‘halk direnişidir.’ Darbeciler için direnç noktası olarak görülmeyen ve bu bağlamda çok da dikkate alınmayan ‘millet’, darbeyi püskürten ana güç oldu. ‘Korkak’ denilerek ciddiye alınmayan halk; tankın, tüfeğin, helikopterin, uçağın karşısına bedenleriyle çıktı ve adeta darbecileri moral bakımından çökerterek başarısızlığa mahkûm etti.
Direnişin örgütlenmesinde ve direniş sosyolojisinin şekillenmesinde en etkili faktörlerden biri de kuşkusuz liderlikti. 15 Temmuz darbe girişimi gecesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın millete yönelik yaptığı çağrının içeriği ve bulduğu karşılık, ortaya koyduğu liderliğin bir göstergesidir. Halkın, darbecilere karşı güçlü direniş göstermesi ve liderliğin çağrısına verdiği olumlu cevap, tam anlamıyla devrimci bir tavır olarak şekillendi siyasi tarihteki önemli yerini almış oldu.
15 Temmuz Ne Öğretti?
15 Temmuz sürecinde yaşanan gelişmeler gösteriyor ki, emperyalistler darbe girişimi üzerinden Türkiye’ye tam anlamıyla bir felaket senaryosu yazmışlar ve bu senaryoyu, heretik ve ezoterik bir grup olan, aynı zamanda da bir casusluk şebekesi olarak çalışan Fetöcüler üzerinden hayata geçirmek istemişlerdir. Darbe girişimi, millet olarak kardeş olmak, iç cepheyi sağlam tutmak ve diri olmak gibi pozitif nitelikleri öğretti. Sürekli uyanık olmamız gereken bir jeo-stratejik değeri olan coğrafyada yaşadığımızı hatırlattı. Siyasi kültürümüzde var olan darbe geleneğini hiç aklımızdan çıkarmamız gerektiğini gösterdi. En önemlisi de siyasi kültürümüzde olmayan, darbelere karşı nasıl direneceğimizi de öğreten bir gelişme oldu. Bugünden baktığımızda Türkiye için tehlike geçmiş midir? Ya da girişim sonrasında yaşanılanlar tehlikenin atlatıldığını göstermekte midir? Sorularının cevapları, 15 Temmuz’un bugüne ne mesaj taşıdığını da söyleyecektir.
FETÖ elebaşı Fethullah Gülen’in ölümüyle örgüt sarsılma yaşayarak dağılma görünümü verse de hala belirli düzeyde örgütlü bir yapıya sahip oldukları bilinmektedir. Esas önemli olan ise bu heretik ve ezoterik kült yapının sahip olduğu zihniyete ilişkin örgüt içerisinde çok güçlü bir eleştiri ortaya çıkmamış olmasıdır. Dolayısıyla tedbiri elden bırakmamak ve bu yapının Türkiye karşıtı faaliyetlerine ve yeniden yurt içerisinde örgütlenme faaliyetlerine karşı önlemler almak elzemdir. Ayrıca bu tür yapıları ortaya çıkaran şartların ve imkânların da kontrol altında tutulması önem arz etmektedir.
Birlikte bağımsız ve barış içerisinde yaşamak, millet olarak hepimizin temel ülküsü olmalıdır.