ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları dünyayı enerji darboğazına sokarken, bu süreçte enerji altyapılarının güvenliği de hayati önem taşıyor. Savaş ve nükleer altyapının önemini anlatan İTÜ Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam, nükleer başlıkların doğrudan enerji fiyatına döndüğüne dikkat çekti.
KRİZ REFLEKSİ ŞART
Bölgedeki nükleer tesislerin çatışma atmosferine girmesinin ülkemize yönelik ‘güvenlik dersleri’ verdiğine vurgu yapan Kam, “Nükleer güvenliğin artık sadece reaktör duvarı, teknik hesap ya da tesis içi prosedür olmadığını anlamak bu süreçten alınacak en büyük ders. Hava sahası riski, tedarik zinciri kırılması, yanlış bilgi akışı, kamuoyu paniği ve bölgesel tırmanma da bunun parçasıdır. İran’daki Natanz Nükleer Tesisi ve Bushehr örnekleri bize aynı şeyi söyledi. Biri doğrudan hasarla, diğeri savaş atmosferiyle baskı altına girdi. Türkiye’nin burada görmesi gereken şey, nükleer güvenliğin aynı zamanda kriz dayanıklılığı ve kurumsal koordinasyon meselesi olduğudur. Barış zamanı plan tek başına yetmez, kriz zamanı refleksi de gerekir” diye konuştu.
ENERJİ DEĞİL MİLLİ GÜVENLİK
“Türkiye için ders çıkarılacak konu açıktır” diyen Kam, “Enerji güvenliği artık sadece ekonomi değil, milli güvenlik meselesidir. Hürmüz’deki her sarsıntı içeride fiyat baskısı demektir. Bu yüzden belirsizliğe karşı en güçlü silah hazırlıktır. Stratejik stok, tedarik çeşitliliği ve deniz ticareti güvenliği aynı paketin parçalarıdır. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı soğukkanlı akıl, güçlü devlet refleksi, çok yönlü diplomasi ve uzun vadeli bir enerji vizyonudur. Çünkü bu çağda sadece sınırlar değil, enerji hatları da savunulur” dedi.
İRAN’IN NÜKLEER PROGRAMI BİTMEDİ
Nükleer programın tek bir binadan ibaret olmadığına işaret eden Kam, “Nükleer program işleme, depolama, taşıma ve denetim halkalarından oluşan bir zincirdir. İsfahan bu zincirin sessiz ama çok stratejik düğümlerinden biri olduğu için bugün yeniden öne çıkıyor” ifadelerini kullandı. ABD ve İsrail’in saldırılarının İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini tamamen sıfırlayamadığını söyleyen Kam, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA), Natanz’daki yer altı tesisinin giriş binalarında hasar olduğunu doğruladığını hatırlattı. Kam, “Ancak ana tesiste yeni ve büyük bir hasar tespit edilmedi. Bu yüzden ‘Program bitti’ demek doğru değil” diye ekledi.
Tarımı etkileyen bir durum yok
Türkiye’nin tarımını etkileyecek bir nükleer serpinti riskine yönelik tespitlerde bulunan Kam, “Şu ana kadar yapılan doğrulanmış açıklamalara göre, nükleer serpinti senaryosunu gerektirecek bir radyolojik salım belirtisi yok. IAEA, son saldırılarla bağlantılı olarak radyolojik etki görmediğini bildirdi. Natanz’daki hasar için de radyolojik sonuç beklenmediğini açıkladı. Bu yüzden bugün itibarıyla, Türkiye tarımını yağmurla taşınan serpinti üzerinden tartışmayı gerektiren doğrulanmış bir durum bulunmuyor” vurgusu yaptı.
GEREKİRSE ÖNLEM UYGULANIR
Nükleer salım olması halinde sürecin nasıl işleyeceğini ise Kam, şöyle anlattı: “Hızlı ölçüm ve izleme, riskli ürünlerde geçici kısıtlama, ürünlerin yıkanıp işlenmesi, hayvanların otlatmadan çekilmesi ve temiz yemle beslenmesi. Gerekirse gerekli tarımsal önlemler de uygulanır.”
Piyasalar yarının riskini satın alır
- Hürmüz Boğazı’ndaki gerilime dikkat çeken Kam, “Hürmüz’deki risk petrol fiyatını hızlı etkiliyor. Çünkü piyasalar sadece gerçekleşmiş krizi değil, yaklaşan krizi de fiyatlar. Tam kapanma olmasa bile gemiler bekliyor, sigorta primi artıyor, belirsizlik büyüyor. Son günlerde gördüğümüz tam da budur. Piyasa burada bugünün hasarını değil, yarının riskini satın alıyor” değerlendirmesi yaptı.