FETÖ'de yeni dönem sancısı: Yeni elebaşılık için yarışıyorlar 

FETÖ’de elebaşı Gülen’in ardından başlayan liderlik kavgası, Pensilvanya merkezli iç savaşa dönüştü. Sözde İstişare Heyeti’nin yerini alan İcra Heyeti, örgütün kontrolünü ele geçirmek için yeni bir yapılanma kurdu. Mustafa Özcan ve Abdullah Aymaz gibi isimler öne çıkarken, elebaşı olma yarışı örgüt tabanı rahatsız etti.

Oğuzhan Ürüşan
Arşiv.

FETÖ elebaşı Fethullah Gülen’in ölümü öncesinde örgütün parasal kaynaklarını ve liderlik pozisyonunu kontrol etmek isteyen gruplar arasındaki gerilim gizli kalsa da ölüm sonrası bu gerilim açığa çıktı. Örgüt, uzun yıllar boyunca karar alma mekanizmasında sözde “İstişare” ilkesini esas aldığını iddia etti. Ancak gerçekte örgüt içi mutabakat değil, tek adam rejimiyle örtülü bir sadakat zinciri hakimdi. Bu yapının simgesi olan “İstişare Heyeti”, elebaşı Gülen’in doğrudan denetiminde çalışan ve kamuoyunda “Başyüceler” ya da “Âli Heyet” olarak da bilinen dar bir kadrodan oluşuyordu. Bu yapı, örgütün hem stratejik yönelimlerini hem de kadro atamalarını belirliyordu. İstişare Heyeti, sözde danışma organı gibi sunulsa da pratikte Gülen’in mutlak kontrolü altındaydı. Heyette yer alan isimlerin çoğu, kamuoyunda fazla bilinmeyen, ancak örgüt içinde “kanaat önderi”, “abi” veya “molla” sıfatlarıyla tanınan figürlerdi. Bu kişiler, Gülen’in söylem ve hedeflerini örgüt tabanına aktarmakla görevliydi. Karar alma süreçlerinde ise gerçek anlamda bir fikir alışverişi yapılmadığı, Gülen’in yönlendirmeleriyle hareket edildiği çok sayıda itirafçı beyanında ve yurt dışına sızan yazışmalarda yer aldı.

15 TEMMUZ SONRASI YENİ YAPILANMA

Sözde ‘İstişare Heyeti’nin etkinliği, 15 Temmuz›daki hain darbe girişiminin ardından ciddi şekilde sarsıldı. Türkiye’nin terör örgütüne karşı başlattığı kararlı mücadele sonucunda birçok örgüt yöneticisi yurt dışına kaçtı ya da bağlantıları kesildi. Bu süreçte heyetin içindeki fikir ayrılıkları da su yüzüne çıktı. Gülen’in sağlık sorunlarının ağırlaşmasıyla birlikte liderlik krizi de derinleşti. 2020›li yılların başında bazı üyelerin artık toplantılara katılmadığı, örgüt içi ihtilafların arttığı ve tabanla irtibatın koptuğu bilgileri sızmaya başladı. Bu boşluk, 2024 sonrası adı İcracılar olarak da nitelendirilen “İcra Heyeti” isimli yeni bir yapılanmayı gündeme getirdi, örgüt içi otoriteyi yeniden inşa etme amacıyla oluşturulan bu yeni yapı, İstişare Heyeti’nden farklı olarak daha merkezi, daha kapalı ve doğrudan uygulama odaklı bir sistem olarak tasarlandı. Artık fikir sorulanlar değil, emir verenler ve uygulayanlar sahnede. Gülen’in ardından örgütte başlayan liderlik krizi, Pensilvanya’daki ana karargâhta her geçen gün derinleşen bir iç savaş havasına dönüştü. İstişare Heyeti döneminde kullanılan “rüya yorumları”, “manevi işaretler”, “istiharelerle yön bulma” gibi yöntemlerin, yeni dönemde daha az görünür hale gelmesi, örgütün dogmatik çizgisinde de bir dönüşüm olduğuna işaret ediyor.

ÖZCAN VE AYMAZ REKABETİ

Gülen’in sağlığında örgüt yönetiminde yer alan İstişare Heyeti’nde bulunan Mustafa Özcan ve Abdullah Aymaz, örgüt içindeki liderlik savaşının iki temel aktörü olarak öne çıktı. ABD, Avrupa ve Balkanlar’da faaliyet yürüten örgüt kollarının, yerel liderlikler üzerinden yeniden yapılandığı gözleniyor. Ancak ‘Damatlar İttifakı’nın İcracılar arasında kontrolü büyük oranda ellerinde tutmaya devam ettiği anlaşılıyor. Bir dönem “Başyüceler” olarak anılan istişare kurulları etkisizleşirken, örgüt liderliğini devralacak kimsenin olmaması büyük bir boşluk yarattı. İcra Heyeti, örgütün yurt dışındaki okulları, finans kaynakları ve medya organları üzerindeki kontrolü sürdürmeyi hedefliyor. Aynı zamanda örgüt tabanına da “liderlik boşluğu yok, süreç kontrol altında” mesajı verilmek isteniyor.

Gülen’in gölgesi, kumpasların mimarı

  • “Gülen’in gölgesi” olarak nitelenen Mustafa Özcan. Yıllar içinde örgütün en mahrem yapılarında görev alan Özcan, bugün FETÖ’nün sözde en üst düzey yöneticilerinden biri olarak anılıyor.  Gülen’in ilk öğrencilerinden biri olan Özcan, bu avantajla 2003 yılında örgütün sözde “Türkiye imamı” konumuna getirildi. Özcan, sadece mali işler değil, aynı zamanda kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin hedef alındığı kumpas davalarının da mimarı oldu. “Kozanlı Ömer” kod adlı Osman Hilmi Özdil ile birlikte Balyoz, Ergenekon, İzmir casusluk ve 17/25 Aralık operasyonlarını planladığı tespit edildi. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “FETÖ çatı davası” iddianamesine göre Özcan, sadece örgütün finans akışını değil, aynı zamanda tayin, terfi ve görevlendirmelerle ilgili kritik kararları da alıyordu. Bu yönüyle “karanlık kurul” üyeleri içinde en etkin isimlerden biri olarak gösteriliyor. Örgüt içinde kendisine karşı olan isimlerin bir bir tasfiye edilmesini sağlayan Özcan, sık sık Pensilvanya’ya giderek Gülen’den doğrudan talimat alıyordu. Zaman Gazetesi’nin eski yayın yönetmeni eski FETÖ mensubu Hüseyin Gülerce, Özcan’ın gücüne dair, “Ona toslayıp da ayakta kalan olmadı” ifadelerini kullandı. Özcan’ın kendisine yakın olmayan Mehmet Ali Şengül, İsmail Büyükçelebi ve Şerif Ali Tekalan gibi örgüt yöneticilerinin etkisiz hale getirilmesinde de rol aldığı belirtiliyor.  Bugün Mustafa Özcan, İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan Terörden Arananlar Listesi’nde 10 milyon lira ödülle kırmızı kategoride yer alıyor.

Avrupa kolu onda

  • FETÖ’nün kurucularından Abdullah Aymaz, örgütün Avrupa yapılanmasını şekillendiren en önemli isimlerden biridir. 1980’li yılların sonlarında yurtdışına gönderilen Aymaz, Hollanda, Almanya, Belçika, İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde yürüttüğü çalışmalarla örgütün Avrupa’daki kurumsal ağını kurdu. Bu görevleri karşılığında örgüt içinde sözde genel müfettiş unvanını aldı. 1990 yılında Zaman gazetesinin genel yayın yönetmenliğine getirilen Aymaz, örgütün medya ve ideolojik yapılanmasına yön verdi. Daha sonra ABD’ye “ülke imamı” olarak atanarak burada Altın Nesil Vakfı’nı kurdu. Papa II. John Paul ile yapılan görüşmenin organizasyonunda*yer aldı. 1999’da Gülen’le birlikte ABD’ye kaçtı, 2001’de yeniden Avrupa’ya gönderildi ve Berlin merkezli Diyalog ve Eğitim Vakfı’nın denetim kurulunda görev aldı. Gülen’in ölümünden sonra örgüt içindeki “gelenekçi” kanadın lider adayı olarak öne çıktı. Hakkındaki iddianamelerde, örgütün üst yönetiminde yer aldığı, Pensilvanya’daki toplantılara katıldığı ve ideolojik yayınlar yaptığı belirtiliyor. Aymaz, Terörden Arananlar Listesi’nde 10 milyon lira ödülle kırmızı kategoride.

FETÖ’nün sır küpü

  • FETÖ elebaşılığı için ismi geçenlerden biri de uzun yıllardır örgütün tepe yöneticileri arasında yer alan Ali Ursavaş, örgütün yurt dışında kurduğu okul, üniversite, dershane, dernek ve yurtlardan sorumlu en yetkili kişi olarak biliniyor. Yurt dışındaki bu yapılanmaların kurulmasında aktif rol alan Ursavaş, aynı zamanda bu kurumlara personel temini, finansman sağlanması ve lojistik desteğin koordinasyonunda da görev aldı. Gülen’in talimatlarını doğrudan iletmek üzere farklı ülkelere birçok kez giriş-çıkış yaptığı belirlenen Ursavaş’ın, örgüt mensuplarına talimat taşıdığı ve faaliyetleri yerinde denetlediği tespit edildi. Kamuoyunun yakından bildiği bir diğer faaliyet ise, örgütün propaganda aracı olarak kullandığı Türkçe Olimpiyatları.
  • Bu etkinliklerin başlıca organizatörü olarak bilinen Ali Ursavaş, dünyanın dört bir yanından getirilen çocuklar üzerinden “kültürel diyalog” kisvesi altında örgütün küresel imajına hizmet etti. 014 yılında Türkiye’den ayrıldığı tespit edilen Ursavaş, ‘Terörden Arananlar Listesi’nde, 10 milyon lira ödülle kırmızı kategoride yer alıyor.

Ahmet Kurucan, Âdem Kalaç, Kemal Gülen, Mesih Gülen, Mustafa Yeşil, Cevdet Türkyolu.

Hainliğin yeni beyin takımı

İcra Heyeti’nde yer alan isimler, uzun yıllardır örgüt içinde sadakati ve etkinliğiyle bilinen kişilerden oluşuyor. Bu yapılanmada Ali Ursavaş, örgütün yurt dışı yapılanmaları ve hafıza birimlerinden sorumlu isim olarak öne çıkıyor. Yıllardır örgütün uluslararası ağını yöneten bir figür olarak biliniyor.

Heyette ‘kavga’ya önlem

İcra Heyeti’nin görev alanları, örgütün yeniden yapılanma sürecinde dört temel başlık altında şekillendirildi. Bunlardan ilki eğitim ve okullar alanı. Heyet, yurt dışındaki örgüte yakın okullarının denetimini, müfredat düzenlemelerini ve öğretmen kadrolarının belirlenmesini yürütüyor. İkinci olarak mali yapı, yani himmet adı altında toplanan paralar, kayıt dışı bağışlar ve para transfer ağlarının güvenli biçimde sürdürülebilmesi hedefleniyor. Üçüncü olarak ideolojik yönelim, örgüt tabanında inanç ve aidiyet duygusunu güçlendirmek amacıyla vaazlar, rüyalar ve “hizmet” anlatıları üzerinden yeni bir motivasyon dili inşa etmeyi kapsıyor. Son olarak uluslararası temaslar, başta ABD ve Avrupa olmak üzere Batı kamuoyunda destek arayışlarını ve lobi faaliyetlerini içeriyor.

O da liderlik peşinde

  • Örgütün başına oynayan bu isimler arasında en dikkat çekenlerden biri “İsrail imamı” Harun Tokak, 1973 yılında Balıkesir’in Edremit ilçesinde vaizlik yaptığı sırada Fetullah Gülen’le tanıştı. 1979’da İzmir Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra Antalya’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yapmaya başladı. Sözde “dinler arası diyalog” projeleriyle farklı din temsilcilerini bir araya getiren Tokak, örgütün dış kamuoyu stratejisinde etkili bir figür olarak öne çıktı. 2015 yılında bizzat Gülen tarafından “İsrail imamı” olarak görevlendirilen Harun Tokak, bu ülkede örgütsel faaliyetleri yürüttü. FETÖ’ye ait Kimse Yok mu Derneği’nin Kudüs koordinatörü sıfatıyla hareket eden Tokak, Türkiye-İsrail ilişkilerinin gergin olduğu dönemde bu ülkede oturma ve çalışma izni alarak faaliyetlerini sürdürdü.  Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen FETÖ çatı davasının iddianamesinde Tokak’ın örgütün sözde “Başyüceler Kurulu” üyeleri arasında yer aldığı ifade edildi.  Örgütün çözülmeye başladığı bu süreçte, örgütün geleceği açısından önemli bir figür olarak görülen Tokak, halen firarda. İçişleri Bakanlığı’nın Terörden Arananlar Listesi’nde “kırmızı kategori”de yer alan Tokak hakkında 10 milyon lira ödül veriliyor.

Tabanı kaynıyor

Örgüt içinden sızan bilgilere göre, İcra Heyeti’nin meşruiyeti örgüt tabanında sorgulanıyor. Bazı gruplar, bu yapının “meşru bir liderlik devri” olmadan kurulduğunu ve kendi çıkar çevrelerinin etkisine girdiğini düşünüyor. Özellikle para trafiğinin belli isimlerin kontrolüne geçmesi, bazı örgüt mensuplarını rahatsız etmiş durumda.