Gökhan Özcan: Sessizliğe terk edilen meselelere ses oldu

Yeni Şafak geçen otuz yıl boyunca Türkiye’nin geçmişte sessizliğe terk edilen meselelerine ses oldu. Daha önce dile getirilmeyen ve aslında sessiz çoğunluğun hissiyatının tercümesi olan ana fikri ülke gündemine taşıdı. Yok sayılan kalabalıkların kanaatlerini sosyal hayatın ağırlıklı bir parçası haline getirdi. Yeri geldi vesayet arayışında olanların eski alışkanlıklarını hayata geçirmelerine karşı çıktı, direnç gösterdi. Gerektiğinde bunun bedelini de ödedi.

Gökhan Özcan.

Otuz yıl çok uzun bir zaman... Hele hele dünyada her şeyin çok daha hızlı yaşandığı, Türkiye’de belki daha da hızlı, daha sancılı yaşandığını düşünürsek, bu otuz yılın sayılamayacak kadar çok hikaye barındırdığını teşhis edebiliriz. Bütün bu olanlara, değişime, hayatımıza katılan yeniliklere, kaybettiğimiz değerlere, nesilden nesile geçerken oluşan farklılıklara tanıklık etmek ve bunları kayda geçirmek... Türkiye’nin çalkantılı siyasi süreçleri, darbe girişimleri, vesayet krizleri, kimlik çatışmaları... Ben bütün bunların güncel sonuçlarından ziyade insana ve hayata ne getirip götürdüğüne, mikro ölçekte bakmaya çalıştım daha ziyade...

Geçici olmayan bir gündemimiz de olmalı

Gazete başlıklarının gösterdiği yerlere değil, bu sonu gelmez gündem yoğunluğu içinde göstermeyi ihmal ettiği yerlere bakmaya çalıştım. En yalın ama aslında en gerçek halimizle insana ve hayata ne olduğuyla ilgilendim. Bir gazetede yayınlandığı düşünülürse istisnai şeylere yöneldiğim, genel bakışla kendimi güncel olanın dışında tuttuğum da söylenebilir. Bu bile isteye yaptığım bir şey... Güncel olan, tabiatı gereği gelip geçiyor. Oysa biz insanların geçici olmayan bir gündemimiz de olmalı... Çoğu zaman olayların harareti işin bu tarafını görünmez kılıyor. Ben bir tercih olarak hep bizimle birlikte yaşayan, gelip geçici olmayan gündemimizle ilgilenmeye gayret ettim. Yeni Şafak bugüne kadar benim bu istisnai konu başlıklarıma daima saygı gösterdi. Yıllar Türkiye’de ve dünyada birçok şeyi değiştirdi, yaşadıklarımız hayatımızı ve insanlığımızı derinden etkiledi ve hepimizi az ya da çok değiştirdi. Ben bu süreçte insana ve hayata neler olduğunu takip etmek, itirazlarımı, hüzünlerimi, heyecanlarımı, sevinçlerimi doğrudan sokaktaki insanın hayatında gözlemleyerek kayda geçirmek istedim. Yaşananların bir muhakeme ve muhasebesini yapmaya çalıştım. Kendimce elbette, herkes adına konuşarak değil... İnşallah okuyan insanlar için de bir muhakeme ve muhasebe vesilesi olmuştur yazdıklarım.

Yazdıklarımı okuyan bir okurum 17 Ağustos depreminde hayatını kaybetmişti

Birçok şey yaşadık tabii bu zaman boyunca... Basit bir hesapla binlerce yazı yazdığım görülebiliyor. Yorulduğum zamanlar da oldu, bırakmayı düşündüğüm zamanlar da oldu. Hatta bir keresinde yazmayı kesin olarak bırakmayı kafama koymuştum. Artık zihnimde veda cümleleri dolanmaya başlamıştı. Tam o günlerde internette benimle ilgili bir kaç cümle çıktı önüme. Sanıyorum adı da tadı da ekşi olmayan bir sözlükteydi. Yazdıklarımı severek okuyan, kesip biriktiren, etrafıyla paylaşan bir okurumdan söz ediliyordu. Bana bir mektup yazmıştı, ben de nezaketle cevaplamıştım. Günlerce bu cevabı beklemiş, cevap geldiğinde çok sevinmişti. Sonra hafızam beni yanıltmıyorsa 17 Ağustos depreminde o da birçokları gibi hayatını kaybetmişti. Bütün bu satırları yakın bir arkadaşı yazıyordu. Artık neredeyse bir vasiyeti yerine getirir gibi kendisinin takip ettiğini de eklemişti sözlerine. Çok etkilendim bundan. Zamanın bir yerinde birilerinin hayatında küçük güzellikler doğmasına vesile olmaktan daha iyi bir şey yaşayamayacağımı düşündüm. Yazmayı bırakma fikrini kafamdan söküp attım. Yıllar geçti üstünden, yazmaya devam ediyorum hâlâ. Allah’tan rahmet diliyorum o kardeşime, mekanı cennet olsun. O da benim hayatıma esaslı biçimde dokunmuş oldu böylece.

Medya alanında sayısız isim yetiştirdi

Yeni Şafak geçen otuz yıl boyunca Türkiye’nin geçmişte sessizliğe terk edilen meselelerine ses oldu. Daha önce dile getirilmeyen ve aslında sessiz çoğunluğun hissiyatının tercümesi olan ana fikri ülke gündemine taşıdı. Yok sayılan kalabalıkların kanaatlerini sosyal hayatın ağırlıklı bir parçası haline getirdi. Yeri geldi vesayet arayışında olanların eski alışkanlıklarını hayata geçirmelerine karşı çıktı, direnç gösterdi. Gerektiğinde bunun bedelini de ödedi. Türkiye’nin sosyolojisindeki eksik parçanın yerine konmasına önemli katkıda bulundu. Medya alanında sayısız isim yetiştirdi, yeni alanlar açtı. En başından beri bu geminin içinde olmak bana da çok şey öğretti. Katkıda bulunan herkesi tebrik ediyor, Yeni Şafak’a uzun ömürler diliyorum.