Hayat onu nakavt edemedi

Osman Sınav'ın yeni yüzü Haluk Piyes'in, Pusat'ta bir yönüyle de kendi hayatını canlandırdığını biliyor muydunuz... ? Almanya'da doğup büyüyen, gurbetçi bir ailenin oğlu olarak bir çok sıkıntı çeken Piyes, sokaklarda kendini korumak için öğrendiği boksta Almanya Şampiyonu bile olmuş

Nurcan Çalışkan
Hayat onu nakavt edemedi

Türk izleyicisi Haluk Piyes'i, ilk olarak Barış Pirhasan'ın yönettiği “O da Beni Seviyor” isimli sinema filmiyle tanıdı. Sahte Prenses ve Pars Kiraz Operasyonu derken şimdi Pusat'la izleyici karşısına çıktı. Osman Sınav'ın yönettiği Pusat'ta çektiği sıkıntılara, zorluklara rağmen sevdiği için, ailesi için, arkadaşları için ayakta durmaya çalışan bir boksörü canlandıran Piyes'in oynadığı rol, gerçek hayatta yaşadıklarıyla büyük benzerlikler taşıyor.

Almanya'da doğup büyüyen, hem Almanya Şampiyonu olmuş bir boksör, hem hukukçu hem de oyuncu olan Haluk Piyes'le Cihangir'de buluştuk ve hem oyunculuğunu hem de Almanya'da yaşadıklarını konuştuk.

Türküm diye engelli sınıfına koydular

1970'lerde Almanya'ya giden Adanalı bir anne ile Türkmenistanlı bir babanın oğlu olan Piyes, O da Beni Seviyor isimli filmde oynamak için Türkiye'ye dönünceye kadar Almanya sokaklarında büyümüş. Piyes uzaklara doğru dalıp, o günleri şöyle anlatıyor: “Babam bizi terk edip gittiği için annem çalışmak ve iki ablamla bana bakmak zorundaydı. Temizliğe gidip evi geçindiriyordu. Ben de boynumda anahtar, elimizde süt ve birkaç yumurtayla sokakta günü geçiriyordum”

18 yaşında Almanya şampiyonu oldu

Almanya'daki Türk çocuklarının sokaklarda birbirlerine kenetlenip yaşamaya çalıştığını anlatan Piyes, çarpıcı bir gerçeği bir kez daha dile getiriyor: “Birbirimize bağlılık vardı dışlanmışlığın verdiği… Okulda Alman öğretmenler de bizi dışlardı. Bir keresinde Türk olmanın dezavantaj olduğunu söylediler ve çok ağırıma gitti. Ben de tepki olarak konuşmadım. Sonrasında da beni engelliler sınıfına koydular.” İlkokuldan sonra da gurbetçi bir ailenin çocukları Avrupa sokaklarında ne yaşıyorsa, hepsini görüp yaşayan Piyes, “Sokaklar benim ve arkadaşlarımın evi gibiydi” diyor. Sokaklarda yaşadıkları ve babasız büyümesi ndeniyle korumasız kalması, Piyes'i boksa itmiş. Bu sporu Pusat'ta rol yapmayacak kadar iyi bilen Piyes 18 yaşındayken Almanya Şampiyonu bile olmuş. Yaşadığı sıkıntıların kendisini hayata daha çok bağladığını belirten Piyes, 'Hayatım bu zamana kadar hep sıkıntılarla geçti ama ben hayat karşısında nakavt olmamak için her düştüğümde kalkmasını bildim” diyor. Sokaklara da sözünü böyle dinletmiş zaten. Zaman zaman kötü şeyler düşündüğü de olmuş ama hep kendisini engellemeyi bilmiş. Tıpkı Pusat'ta olduğu gibi ona sahip çıkan da Almanya'daki boks hocası olmuş. Piyes hocasına hâlâ minnettar: “Bıraksaydı sonum hayatı kayıp giden arkadaşlarım gibi olurdu”

Bir öğretmen hayatını değiştirdi

Haluk Piyes'in hayatı okullarına öğretmen olarak gelen psikolog İpek Tlabar sayesinde değişmiş. Piyes'in hayatının tümüyle değişmesini sağlayan Tlabar, aslında Almanya'ya psikolog olarak gelmiş ama diplomasını Türkiye'den aldığı için görev alamamış. Almanlar, 'İstersen Türkçe öğretmenliği yapabilirsin' deyince o da kabul etmiş.

Piyes, ilginç bir gözlemini ise şöyle anlatıyor: Sınıfımıza ilk geldiğinde üzerinde kürk vardı. Tırnakları oldukça uzun ve ojeliydi. Bize ilk öğrettiği şey ise Kelime-i Şehadet oldu.” Tlabar'ın kendileriyle çok ilgilendiğini, kitap okuma alışkanlığı kazandırdığını belirten genç oyuncu, “Bize kendimizi ifade etme fırsatı verdi. Bize tiyatro oynamayı öğretti.” diyerek hayatının dönüm noktasının öğretmeniyle ve tiyatroyla tanışması olduğunu söylüyor.

Hukuk okudu, aktörlük yapıyor

Haluk Piyes'in beş parmağında beş marifet misali, oyunculuk mesleği dışında eğitimini aldığı ve yaptığı bir çok meslek var. Bunlardan en belirgin olanı ise hukuk okumuş olması. Almanya'da hukuk okuyan Piyes'i bu meslekten soğutan da yine Alman hocalar olmuş. Eğitim sırasında hocaların kendisine verdiği dosyaların hep suç işleyen Türklere ait olduğunu anlatan Piyes, hukuktan soğuyunca, tiyatroyla yöneldiğini anlatıyor. Hem çalışıp, hem tiyatroya devam eden Piyes, çalıştığı şirketin aracılığı ile Amerika'ya gitmiş ve orada da 3 sene kalmış. American Film Institute'de senaryo ve yönetmenlik eğitimi alan Piyes o dönemlerde tek bir amacı olduğunu söylüyor: “Kısa film çekip yaşadıklarını anlatmak ve insanlara hayatın hafife alınmayacağını göstermek.”

Robert De Niro'nun koçuyla çalıştı

Amerika'da geçen günleri, Haluk Piyes'in kendini yetiştirmesi için büyük bir fırsat olmuş. James Dean ve Marlon Brando gibi isimlerin keşfedildiği ünlü sanat okulu New York Actors Studio School 'a da giden, tiyatro ve yönetmenlik eğitimi alan Piyes, bu kadar eğitime rağmen kendini yine de yeterli görmemiş ve soluğu Robert De Niro'nun koçu MC Louise'in yanında almış. Sanatçı Almanya'ya döndükten sonra bir çok kısa filmde rol aldıktan sonra ilk uzun metrajlı filmi olan Kanak Attack için kamera karşısına geçmiş. Başrol oynadığı bu filmde Ertan isimli asi bir genci oynayan Piyes, Almanya'da o zamana kadar yaşadığı tüm sıkıntıları bu filmle haykırmış Bu filmin Almanya'da olay haline geldiğini belirtiyor ve böyle olmasını da “Allah'ın bir lütfu” olarak değerlendiriyor. Çünkü gösterimi yasaklanan filmin DVD'leri yok satmış.

Ülkesine 'Luk Piyes' olarak döndü

Oyunculuk hayatıma Almanya'da da devam edebilirdim ama ülkemin hasreti hep burnumda tütüyordu. Dönmek ve burada güzel işler yapmak istedim” diyen Piyes'in Türkiye'deki ilk işi de “O da Beni Seviyor” olmuş. Ama Luk Piyes olarak… Filmin tanıtım afişlerine ve jeneriğine Luk Piyes yazılmasının sebebi ise Almanya'da bu isimle tanınmasıymış. 'Sahte Prenses' isimli dizi ve yine Osman Sınav'ın yönettiği 'Pars: Kiraz Operasyonu'nda rolan alan genç oyuncu, boks yeteneğini değerlendirmek istediğini ünlü yönetmenle paylaşınca ortaya Pusat çıkmış. Dizinin senaryosuna da yaşadıklarıyla katkıda bulunmuş Piyes. Genç sanatçı, “Kaderimde onunla da çalışıp güzel işler yapmak da varmış” diyerek seviniyor.