Marjinaliz diyerek bağımlılık kutsanıyor

Bu yılki teması ‘Madde ve alkol bağımlılığı’ olan 8. Suç ve Ceza Film Festivali Altın Terazi Uzun Metraj Film yarışmasının jüri başkanı ve Onur ödülünü alacak olan usta yönetmen Derviş Zaim, sinemada bağımlılığın temsilinde çelişkiler olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Biz marjinaliz diye ortaya çıkıp bu marjinallerin görkemli kaybedenler olarak kutsandığı filmler var.”

Harun Karaburç
Marjinaliz diyerek bağımlılık kutsanıyor

Suç ve Ceza Film Festivali bu yıl sekizinci kez İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından düzenleniyor. Festivalin bu yılki teması ‘Madde ve alkol bağımlılığı’. Biz de bu vesile ile festivalin hem Altın Terazi Uzun Metraj Film yarışmasının jüri başkanı hem de Onur Ödülü’nü alacak usta yönetmen Derviş Zaim ile bir araya geldik. Kendi filmlerinde, Türkiye ve dünya sinemasında bağımlılğın beyazperdeye nasıl yansıdığını konuştuk. Bağımlılığın insanı özgürleştirmekten ziyade onu köleleştirdiğini düşündüğünü söyleyen Zaim, “Bunun temsili konusunda sinemada binlerce kötü örnek var. Biz marjinaliz diye ortaya çıkıp bu marjinallerin görkemli kaybedenler olarak sunulduğu ve de kutsandığı filmler var” diyor.

Bağımlılık sinemada nasıl yer buluyor kendine?

Bağımlılığın insanı özgürleştirmekten ziyade onu köleleştirdiğini düşünüyorum. Dolayısıyla bağımlılık meselesi ile ilgili temsil konusunda dikkatli olunması gerektiğini söylemem gerekiyor. Bütün dünyada da bu konuda çelişkili temsiller söz konusu. Kimi zaman bunun insanı ne hallere sokacağına dair örnekler olabildiği gibi onu aşırı örneklerede özendirici temsiller gündeme gelebiliyor. Bağımlılığın temsili konusunda milyonlarca kötü örnek var. Biz marjinaliz diye ortaya çıkıp bu marjinallerin görkemli kaybedenler olarak sunulduğu ve de kutsandığı filmler var. Elbette insanı köleleştiren bir şeyi savunacak pozisyonda olmamamız lazım.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ BİRİNCİL SIRADA

Türkiye’de de böyle mi?

Bizde de böyle. Daha nötr görmeye teşne olan yapımlar var. Bunu olumlu biçimde gündeme getirmeyen yapıtlar var. Bunu sanki bir halta yarayacakmış gibi gösterenler var. Bunu bir halta yarayacakmış gibi kullanmayalım. Bunu insanı beynini ve ruhunu başka bir yere götürüyormuş gibi göstermeye meyilli yapımlar var. Dolayısıyla Türkiye’de de karışık bir durumun olduğu ortada. Türk sinemasında bağımlılığın temsili üzerine sistematik olarak herhangi aklı başında bir araştırma okumuş değilim, varsa da ben bilmiyorum. Kimseye haksızlık etmeyelim. Ama bu konunun kafası karışık bir Türk sinemasında temsiller bütünü olduğunu söyleyebilirim.

Özendirici temsiller sinemaya ne kadar zarar verir?

Elbette reşit olmayanları bazı şeylerden korumak gerekir. Bunlarla ilgili tedbir alınmasında toplum sağlığı açısından yarar vardır. Ancak bunu yaparken de sinemanın özgürlük alanını daraltmamak lazım. Aksi takdirde sinemanın özgürlüğünün de ortasına çok büyük bir bomba koymuş olursunuz. Bu ikisi arasındaki o kırılgan dengeyi gözeterek tedbir almak gerekiyor. Elbette toplumun duyarlı kesimlerinin zarar görebilme ihtimali olan kesimlerini dikakte alınarak politikalar üretilebilir ama bunların da sinemanın en önmeli ve muhakkak üzerine titrenmesi gereken bir tarafını unutmamak gerekir: O da ifade özgürlüğüdür.

O denge nasıl kurulur?

O denge butik bir şekilde korunur. Bu konuda evrensel bir yasa var mıdır? Bilmiyorum. Ama elbette özgürlüğü birincil olarak görmekte yarar var. İfade özgürlüğüne ket vurulması ileride toplum sağlığına çok daha büyük zararlar verebilir.

HASIR ALTI YAPMAYIN

Bu festival nasıl bir yaklaşım getirecektir konuya?

Festival bu tür konuların tartışılmasını, gündeme gelmesini hatırlattığı için üstelik bunu görsel bir biçimde sinema diliyle yapmaya çalışacağı için daha somut bir biçimde ele alınmasını sağlayabilir. Çünkü bir makaleden haberden ziyade sinema dilinin kendisine özgü tikel, kanlı canlı somut havası içinde bu bağımlılığın mselesini gündeme getirdiğiniz zaman insanların başkalarının başına gelenleri somut olarak görür ve ona göre tedbir alabilme, üzerinde düşünebilme şansına sahip olabilir.

Bu konunun çok konuşulması işimize gelir mi? Bir konuyu çok konuşmak da özendirmez mi?

Üstünü örttüğün her şey hayalet olarak üstelik çok güçlü hayalet olarak sana döner. “Şimdi ne gereği var, bırakın kardeşim, halının altına itin, gerek yok ürkütmeyin, kim uğraşacak, aman zaten kimsenin şikayet ettiği yok” dediğin her şey bir süre sonra çok daha güçlü olarak olumsuz manada gelir senin başına dert olur. Hiçbir şeyi halının altına itmeyeceksin.

Siz bir filme başlarken bu bağımlılık konusunu ne kadar düşünürsünüz?

Elbette bir isnan yaratıcı süreç içinde bir sürü kararlar alır. Bir sürü süzgeçlerden geçer, bunları bilinçli ya da bilinçsiz yapar. Ama benim için en azından yaratıcı süreç içinde en azından farkına varabildiğim kadarıyla ele aldığım konunun incelikli olarak gündeme getirilmesi, karakterlerin doyurulması, olay örgüsünün doyurulması gibi önceliklerim vardır. Elbette ahlaki sorumluluklar da bunun yanında gündeme aldığım kıstasların arasında yer alır. Ama sözünü ettiğiniz kaygılar birinci kaygılar değildir. Bunlar ikincil kaygılardır.

Yeni kuşak sinemacılar okuyor

Türk sinemasının akademiyle ilişkisini nasıl değerlendiriyorusnuz?

Türk sinemasının akademinin söyledikelrinden etkileniyor olmasını kastediyorsanız, yani akademinin Türk sinemasıyla ilgili söylediklerini, bizim sinamcıların ciddiye alması, kendilerine bu sayede ipuçları bulmalarını kastediyorsanız bu büyük oranda gerçekleşiyor mu? Emin değilim. En azından eski kuşak ya da orta kuşak akademinin kendileri hakkında söyledikleri şeylere çok da fazla kulak asmayabiliyor. Karşılıklı alışverişin güçlü olduğunu zannetmiyorum. Var olanların hakkını yemeyeyim ama eski kuşak söz konusu olduğunda bunun çok yoğun olduğunu düşünmüyorum. Yeni kuşakta da kimi insanların en azından akademinin yayınlarını takip etmeye çalıştıklarnı söylemek mümkün. Daha bir okumuş yazmış bir kesimin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ama onların da ne kertede sistematik olarak akademiyi takip edip etmediklerini bilmiyorum.

Sokakla rabıtamız kopmamalı

Edebiyattan da beslenen bir yönetmen olarak diğer beslendiğiniz kaynaklar neler?

Edebiyatla teşrikimesaim var. Sadece tek kaynağım edebiyat değil. Edebiyat iyi bir arkadaştır. Kahve içerken güzel sohbet ederiz. Özet olarak insanın sokakla bağını kesmemesi gerekir, sokakla olan rabıtasını koparmaması gerekir, sokağın lezzetinden uzaklaşmaması gerekir. Kütüphaneleri severim ama sokağın lezzetini de severim. Sokağın lezzetiyle kütüphane beraber gitmeli. Soyut fikirler, edebiyat yapıtları felsefi akımlar, sokakta gördüğüm bir karakter, beni etkileyen bir olay, bilgi vermek isteğim bir konuyu deşme isteği bütün bunlar bir araya gelir, film yapım sürecinde etkili olur.