Modern zamanlar için cadı masalı

Paulo Coelho'nun romanlarının temel sorunsallarından biri kadın ve onun dünya karşısında aldığı ruhsal şekildir. Kadın doğası, coğrafi çeşitlilik ve inanç biçimlerinin farklılığını yansıtan Portobello Cadısı da Coelho'nun diğer kitaplarının ortak zeminini yansıtıyor.

Berke Mercan
Modern zamanlar için cadı masalı

Simyâcı, ilk kez Türk okurunun eline ulaştığında sıcak bir ilgiyle karşılaştı. Hatta okur, biraz daha dikkatli baktığında, mistik öğelerle bezenmiş kurgusu, içeriği ona açıkçası çok tanıdık geldi. Brezilyalı yazar Paulo Coelho, bir İspanyol çobanın Kuzey Afrika'dan Mısır'a kadar uzanan arayış yolculuğunu anlatıyordu ve sonunda aradığı şeyin evinin bahçesinde gömülü olduğunu fark ediyordu. Bütün bunlar, çok benzer biçimde Mesnevi'de de geçiyordu ve bu benzerlik bir çok okuru rahatsız etmişti.

Bundan kısa bir süre önce ben bu merakımı, Amerika'da yaşayan, çok ünlü sinemacıların belgesellerini filme alan ve Coelho'nun dostu olan Türk yönetmenle yaptığım sohbet sonucunda giderdim. Yönetmen Fehmi Gerçeker, aynı endişeyi Coelho'ya taşıdığını söylediğinde, ünlü yazar 'Simyâcı'da anlatılanlar dünyanın pek çok yerinde bilgeler tarafından anlatılır. Her ülkenin sözlü kültüründe benzer hikayeler vardır. Simyâcı'nın başka bir literatürde geçen bir hikayeye benzemesi gerçekten çok hoş, çünkü bu ortak bilinci yansıtıyor' demiş.

Doğrusu, dini formlar ve inanç algıları Coelho'nun romanlarının sürekli merkezi halindedir. Simyâcı'dan hemen sonra dilimize aktarılan 'Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım' adlı romanında da aynı izlek devam eder. 'Beşinci Dağ' kitabında ise bu sefer İlyas Peygamber'in sınandığı felaketleri, inancının ışığında atlattığı güçlükleri yeniden kurgular.

'Işığın Savaşçısının El Kitabı' ise farklı bir biçemde karşımızda yer alır, gerçek bir rehber kitap olarak. Yine bir varoluş kroniği olan 'Veronika Ölmek İstiyor'da hayatı tüm keyifli yönleriyle yaşarken, aniden ölmeye karar veren genç ve güzel kadının serüvenini, 'Şeytan ve Genç Kadın'da ise genç kızın zihninde gerçekleşen iyi ve kötünün kavramsal savaşımın deneyimi vardır.

Coelho'nun romanlarının temel sorunsallarından birisi de kadın ve onun dünya karşısında aldığı ruhsal şekildir. Genelde de bu kadınlar anlatının içinde kahraman olarak çıkışları, yaşama, onun şartlarına ve alışkanlıklarına karşı kendilerini keşifleri sırasında somutlaşır. Diğerlerinde olduğu gibi 'Onbir Dakika'da da bu içerik korunur. Başka bir ortalama ise, romanlarındaki mekanların işleniş yolunda ve çeşitliliğinde görürüz. Her ne kadar gündelik hayatın dışında kalarak onun imgelerine uzak, ruhani olana yakın görünse de kahramanların çoğu doğduğu ülkelerin dışında, yolculuk halindedir. Karısının peşinde, yatay düzlemde Fransa'dan Orta Asya'ya giden, dikey düzlemde de kendi benliği içinde derinleşen gazetecinin endişelerine yer veren 'Zahir' romanında olduğu gibi.

Paulo Coelho'nun kendi ülkesindeki ilk kitabı 'Hac' kitabıdır, psişik bir eğitimden bahseder. Hac da bildiğimiz anlamıyla seyri, yani yolculuğu gerektirir. 'Hac' geçen sene yayımlanmıştı ve onun dilimizde ardılı gibi görünen Portobello Cadısı henüz basıldı. Kadın doğası ve coğrafi çeşitlilik, bu doğrultuda inanç biçimlerinin farklılığını yansıtan bu roman, yine Coelho'nun diğer kitaplarının ortak zeminini bu yönleriyle yansıtır.

Romanya'da bir çingenenin kızı olan Athena'nın arayışını dillendiren anlatıyı okur farklı meslek gruplarından ve milletlerden, ona yakın olanların ağzından dinler. Athena, Romanya'da bir çingenenin kızı olarak doğar ve Lübnanlı zengin bir çiftin evlatlığı olarak zengin bir eğitim anlayışından faydalanır. Çocukluğunda diğerlerinden farklı ruhani bir düzeye sahip olan Athena'nın kayıtlardaki asıl ismi Şirin Halil'dir. Lübnanlı ebeveyni, doğu ve batı için merkez bir kelime olarak görünen, anlamı nedeniyle cazip bulunan Athena ismini ona uygun görürler. Hakkındaki doğru bilgiyi öğrendikten sonra, yavaş yavaş toplumun onun için uygun öngördüğü evlilik, annelik, eğitim gibi norm ve kalıplardan sıyrılarak kendi gerçeğini arar. Bu sırrın ipucu ona doğduğu ülkeden, Romanya'dan verilir. Sır açıldıktan sonra, metafizik anlayışla yoğrulan, temeli bütün dinlere dayandırılan alternatif bir inanç sistemi içinde hareket eder Athena. Entelektüel birikimi büyüye, ibadet biçimlerini dansa, anneliği ve evli olma konumunu salt dişil güce, auranın etkinliğine dönüştüren ilginç bir sistemdir bu. Slav görünümü, Ortadoğulu kimliği, modern dünyanın alışkanlıklarıyla zaten yeterince çekici bir kadın olan Athena, eylemleriyle çevresindekilerden ilgiyi toplayıverir.

Coelho'nun 'cadı' nitelemesiyle yüz yüze kalışı da boşuna değildir Athena'nın. İngiltere'nin Portobello semtinde yaşayan kahraman, bu yeni yaşam felsefesiyle karşısında, tıpkı ortaçağda cezalandırılan ayrıksı seslere sahip kadınlarla aynı kaderi yaşar, yani bağnaz bir toplumun ve kilisenin nefesini ensesinde hisseder. Roman, bu bağlamda anlam ve hız kazanır. Böylesi bir eksende gelişen olaylar, kendisine yakın olan gazeteci Heron Ryan'ın konuşması için kendisine ayrılan bölümde son bulur.

Portobello Cadısı, Coelho'nun artık yazarak hayatını sürdürmeye, kazanmaya karar verdikten sonra yazdığı onuncu ve son roman. Roman sık sık atıfta bulunduğu Hinduizm ve Budizm'in disiplinleriyle içeriği zenginleşiyor, öte yandan Ortadoğu dinlerinden de besleniyor. Ancak romanın ana dayanağı, Halil Cibran'ın iki yerde geçen, 'İstendiği zaman vermek iyi bir şeydir, ama istenmeden vermek daha iyi bir şeydir' sözü. Athena bu cümlenin sevgi ve aşk için söylendiğini öngörüyor. Portobello Cadısı, okur kitlesini çoktan oluşturmuş Coelho'nun düşünsel yoğunluğu içinde yeni bir uzantı ve 'evrenin ruhu'nu arayan benlikler için sınırları ortadan kaldıran bir pencere.

Potobello Cadısı

Paulo Coelho

Can Yayınları

320 sayfa