Şair yaralı bir şifacıdır

Şair ve Psikoterapist Gökhan Ergür, yeni kitabı “Halden Anlamak”ta yas süreçleri, ayrılıklar, ilişkiler ve ruhsal iyileşme konularını ele alıyor. Şairin yaralı bir şifacı olduğunu söyleyen Ergür’le edebiyatla psikoterapinin birbirini desteklediği alanları konuştuk.

Sevda Dursun
Gökhan Ergür.

Şairler ve terapistler insanın yarasına değer ve bazen de şifa olur. Her ikisini birlikte götürenler ise insanı çözmekte epeyce aşama kaydetmiştir denilebilir. İşte bunlardan biri Şair, Yazar ve Psikoterapist Gökhan Ergür. Psikolojiyle edebiyatı içi içe geçirerek, insanların hem edebi yönünü hem de ruhunu besliyor. Ergür, yeni kitabı “Halden Anlamak” ile yas süreçleri, ayrılıklar, ilişkiler, ruhsal iyileşme ve terapinin doğası gibi konulara değiniyor. Muhit Kitap’tan çıkan eserle insanı anlama yolculuğuna devam eden Ergür’le yeni kitabını ve günümüzün psikolojik sorunlarını konuştuk. Gazze’deki soykırımla ilgili psikoloji camiasındaki popüler terapistlere kırgın ve kızgın olduğunu söyleyen Yazar, soykırım hakkında en çok onların konuşması gerektiğinin altını çizdi.

Psikolojiyle edebiyatı iç içe geçiren bir yazarsınız. Kelimeler insanların hem edebi yönünü hem de ruhunu besliyor. Şair olmanızın bunda etkisi var sanırım?

Ünlü psikanalist Sigmund Freud: “Dostoyevski olmasaydı eğer psikanaliz biraz beklemek zorunda kalacaktı” der ve yine bir konuşmasında Freud: “Terapiler vasıtasıyla insan ruhunda her nereye temas ettiysem benden önce oraya ulaşmış bir şair gördüm” der. Sanatçının temel vazifelerinden birisi de insan ruhunun gizemini en ince detaylarıyla bize anlatmak ve dünyadaki bu yabancılığımızı, karmaşıklığımızı çözmemize yardımcı olmaktır. Büyük edebiyat ustaları da kelimeleriyle tam olarak bunu yapar. Dolayısıyla psikoloji ve edebiyat birbirini fazlasıyla besleyen, destekleyen alanlardır. Ben de hem iş hem de edebiyat hayatımda bu iki disiplinin imkânlarını kullanmaya çalışıyorum.

HER SEANSTA O BÜYÜLÜ ÖYKÜYE GİRERİM

* Nasıl kullanıyorsunuz bu imkanları?

Her seansta karşımdaki insanın zihnindeki, kalbindeki o büyülü öyküye yeniden giriş yapmış oluyorum. Ve seans bitene kadar o öykünün bir kahramanı aynı zamanda da meraklı bir okuru hatta zaman zaman da editörü oluyorum. Sanırım terapistliği bu kadar çok sevmemin altında yatan şey bu öykülere duyduğum merak. Şair, yaralı bir şifacıdır. Kendi yaralarından yola çıkarak yaralanmışlara şifa sunar, onlara yalnız olmadıklarını hissettirir. Yazmaktaki temel motivasyonum bu.

İLİŞKİLERE YETERİNCE YATIRIM YAPILMIYOR

*Yeni kitabınızda ayrılıklar, ilişkiler ve ruhsal iyileşme süreçlerini ele aldınız. İlişkilerden bahsedecek olursak, günümüz ilişkilerinde en büyük sorun ne sizce?

Bana göre günümüz ilişkilerinde en temel sorunlardan biri, kişilerin birbirine nitelikli zaman ayırmaması. Bu durum ilişkilerde duygusal bağın zayıflamasına, empati kurma becerisinin körelmesine ve çatışmaların daha yüzeysel veya çözümsüz hale gelmesine neden oluyor.

Zaman ayırmak, sadece fiziksel olarak bir arada bulunmak değil; duygusal, zihinsel ve sosyal olarak da o anın içinde olmak anlamına gelir. Terapiye gelen çiftlerin büyük çoğunluğu, bu temel eksikliğin yol açtığı iletişim sorunları, duygusal uzaklık ve güvensizlikten yakınmaktadır. Bu yüzden nitelikli zaman, ilişkisel sağlığın anahtarıdır.

BAĞIMLILIKLAR KÜRESEL HASTALIK OLACAK

* Bekar veya evli, çocuk veya yetişkin fark etmeksizin günümüzün en tehditkâr psikolojik problemi ne sizce?

Günümüzde en tehlikeli psikolojik problemlerden biri bence bağımlılıklardır. Bu durum sadece madde ya da alkol gibi klasik bağımlılık türleriyle sınırlı değildir; ekran bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, kumar, yeme davranışı bozuklukları, alışveriş ve hatta ilişki bağımlılığı gibi çok boyutlu formlarda karşımıza çıkıyor. Psikolojik açıdan en kaygı verici olanı ise, bu bağımlılıkların büyük oranda görünmezleşmiş olmasıdır. Örneğin telefonunu günde 6-7 saat kullanan bir birey bunu bir bağımlılık değil, “gereklilik” olarak tanımlayabiliyor. İlerleyen yıllarda bağımlılıklar küresel olarak şiddetli bir biçimde mücadele etmemiz gereken bir hastalık olacaktır.

Soykırım hakkında en çok terapistler konuşmalıydı

*Bir yanda günlük dertlerimiz sorunlarımız, diğer yanda gözümüzün önünde Gazze’de yaşanan soykırım. Böyle bir durumda psikolojimizi dengelemenin bir yolu var mı?

Psikoloji camiasındaki birçok büyük hocaya ve sözde entelektüel popüler terapistlere kırgın ve kızgınım. Dünyanın bir köşesinde bebekler, kadınlar, yaşlılar, mazlumlar bombalanırken böyle bir olay hiç yaşanmıyormuş gibi, hemen ötemizde bir soykırım yaşanmıyormuş gibi hayatlarına devam ettiler. Soykırım hakkında en çok konuşması gerekenler kamuoyu baskısından korktukları için orta yollu birkaç gönderi paylaşıp köşelerine çekildiler. Çünkü bağlı oldukları Avrupalı dernekleri, vakıfları, üniversiteleri üzmek istemediler. O tavırlarını, suskunluklarını Allah şahidim olsun hayatımın son anına kadar hatırlayacağım ve hatırlatacağım.

YAPTIĞIN ŞEYİ KÜÇÜMSEME

Hepimiz çok öfkeliyiz ve bu öfkemizi doğru şekilde kullanmalıyız. İlk kural kendimizi vahşet görüntüleri içerisinde kaybetmemek ve ayakta kalabilmek. Ayakta kalmalıyız çünkü o mazlumlar için ses yükseltecek, eylem yapacak, hesap soracak, dua edecek birilerine ihtiyaç var. Kural iki: Yaptığın şeyi asla küçümseme. Sosyal medyada gönderi paylaşmak, eylemlere katılmak, boykot etmek, dua etmek kısacası her ne yapıyorsak yapalım bunu sürdürmek hepimizin birinci vazifesi. “Bunlar hiçbir işe yaramıyor” diyenlere kulak asmayın. Biz en nihayetinde yüce Allah’ın her şeye gücünün yettiğine iman etmiş insanlarız. Buna iman etmeye devam etmeliyiz.