Gülçin Durman
Çocuk zamanı diye bir şey var gerçekten de. Bir türlü bitmek bilmeyen, çektikçe uzayan uzadıkça genişleyen genişledikçe bir ahtapot gibi çocuğun etrafındaki her şeye dolanan bir şey bu çocuk zamanı. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi her yerimize yapışmış, acı ağırlığıyla omuzlarımıza çökmüş bu kütle, küçüklerin bayağı canını sıkardı benim çocukluğumda.
Bu sıkıntıyı, -belki de acı demeliyim buna- en çok, bir zamanlar İstanbul’un en güzel manzaralı okullarından sayılan Beylerbeyi İlkokulu’nda (şimdiki Beylerbeyi Olgunlaşma Enstitüsü binası) hissederdim. Bu acıyı, ne sınıf penceresinden görebildiğimiz muhteşem Boğaziçi, ne dalgaların bizi oyuna ve yaramazlığa çağıran tatlı şıpırtıları, ne ulu çınarların gölgesindeki geniş bahçe, ne de çocukların her gün yeni bir macerasının uydurduğu Beylerbeyi Sarayı’ında huzursuz hayaletler azaltabilirdi. Beşinci sınıfın başlarına kadar derslerde, tahtadan ziyade sınıf saatini takip ettim. Teneffüse başlama zili bir şölendi, bitiş ziliyse hapishaneme dönüşü haber verirdi. Ziller arasında geçen çileli ömrümün en mutlu günleriyse, kolayca tahmin edileceği üzere yaz tatilleri olurdu.
Üçüncü veya dördüncü sınıfta olmalıyım, günlerden bir gün bir kitap gördüm ve şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim. Başlığını tekrar tekrar okudum. Daha kapağını açmadan, içinden bir -iki sayfa dahi olsun okumadan aşık olmuştum kitaba. Bu kitabın adı, “2 Yıl Okul Tatili” idi. Çocuk zamanına göre, benim için okulsuz iki sene çoooook uzun; aynı zamanda cennette olmak gibi bir şeydi. Şömizli yani kapağında bir kılıfı bulunan kitabın, kapak resmi ise o serinin diğer kapakları gibi harikulade idi. O zamanlar bugün olduğu gibi resimli çocuk kitabı çok azdı. Resimli olanlar da çoğunlukla siyah beyaz, özensiz ve siyah beyaz çizimlerden oluşurdu. İşte böyle çorak bir ortamda, çölde karşımıza çıkan bir vaha gibiydi, Altın Çocuk Kitapları. Çoğunluğu Jules Verne’nin olmak üzere dünya edebiyatının en çok okunan çocuk romanlarının yayımlandığı bu seride, Türkiye’den bir tek Gülten Dayıoğlu yer alırdı. Altın Çocuk Kitapları’nın arka kapağında, şöyle bir cümle yazılıydı.
“Çocuklar! İşte kitaplığınızın güvenilir dostları” bu cümlenin altında da serinin diğer kitaplarının kapakları yer alırdı. Kapak resmi diyorum ama bunlar son derece profesyonel, duygulara anında etki eden, güçlü tasvirlerdi. Neredeyse bir sinema karesini izler gibi olurdunuz bu roman kapaklarına baktığınızda. Bu seriden bir kitabı okumak kadar sevdiğim diğer bir şey de, arka taraftaki roman kapaklarına bakmak ve okumadığım kitapları saymaktı. Elimdeki “2 Yol Okul Tatili” nin künyesinde baskı tarihi yazılmamış. Seksenli yılların başı diye tahmin ediyorum. Bugüne kadar yüzü aşkın kitabın çevirisi yapmış Nihal Önol Türkçe’ye kazandırmış romanı. Jules Verne kitapları neredeyse basılır basılmaz ülkemizde de yayımlamaya başlamış. Servet-i Fünun dergisinin kurucularından Ahmet İhsan Tokgöz tutkuyla sevmiş Jules Verne kitaplarını. Mülkiye’de okurken Recaizade Mahmud Ekrem’in öğrencisi imiş. Ahmet İhsan Tokgöz gerçekten de ilginç bir şahsiyet. Tophane Meclisi Harbiye Dairesi’nde çalışırken ya gazeteciliği ya da işi bırakması gerektiği söylenince, istifa ederek sadece yayıncılık yapmış. Yirmiye yakın Jules Verne kitabını Türkçe’ye kazandıran Tokgöz’ün 1888’de ilk tercümesini yaptığı eser “Seksen Günde Devr-i Âlem” olmuş. “İki Yıl Okul Tatili”ni ise “İki Sene Mekteb Tatili” başlığıyla 1890’de çevirmiş. Yıllar geçse de, Jules Verne popülerliğini hâlâ muhafaza ediyor. Jules Verne, UNESCO tarafından hazırlanan “Index Translationum” veri tabanına göre dünya dillerine romanları en çok çevrilen ikinci yazar.
Künyede kapak tasarımının yanına Aslan kelimesi yazılmış. Aslan imzası kitabın ön kapağında bariz bir şekilde seçiliyor zaten. Arka kapaktaki romanların kapaklarında da aynı sanatçının resimleri bulunuyor. Kimisi acıklı, kimi heyecanlı, kimi sevinçli bu resimlerin sahibi, dünyanın en üretken ressamları arasında sayılan Aslan Şükür. Namı diğer Altın fırçalı adam. Arslan Şükür Zagor, Teksas, Tommiks, Kızıl Maske ve Mister No gibi meşhur çizgi romanlarının kapak resimlerini hazırlamış bir sanatçı. Çocuk kitaplarına yönelmek de tamamen onun aklına gelmiş bir fikir imiş. Hayatının anlatıldığı “Altın Fırçalı Adam” belgeselinde, “Çocuk yayıncılığında bir eksikliği fark ettim. Türkiye’de aman aman bir çocuk kitabı yok. Hani şöyle güzel, maceralı, afişe, hoş resimlerle çocuk kitabını sevdirebilir miyiz diye Altın Kitaplar’ın müdürüne söyledim” diye anlatıyor bu işe nasıl başladığını. Sonuca bakılırsa, kitap kapaklarıyla çocukluğumuzu renklendiren, şenlendiren Aslan Şükür başarılı olmuş görünüyor.
Biraz da kitabın içinde neler var onlardan bahsetmek lazım. Bilindiği üzere Jules Verne romanlarının, en temel konusu macera ve yolculuktur. “2 Yıl Okul Tatili” de bir okul seyahati ile başlıyor. Kitaplarında yolculuk meselesini bu kadar yoğun kullanmasının altında, acaba yazarın çocukluğunda yaşadığı söylenen şu olay yatıyor olabilir mi? Rivayete göre Jules Verne, on bir on iki yaşlarında iken denizci olmak için evden kaçar ve bir gemiye biner. Ancak babası tarafından yakalanır ve bir daha böyle bir kaçma teşebbüsünde bulunmayacağına sadece ve sadece hayal dünyasında yolculuklar yapacağına dair söz verir. Bir diğer rivayete göre de bir liman şehri olan Nantes ‘de ve Loire Nehri kıyısında sandalları, yelkenlileri ve gemileri izleyerek geçirdiği çocukluğu onda sürekli uzaklara açılma ve yolculuk etme fikrini aşıladı ve kitaplarına ilham verdi.
Yazıya son noktayı , “2 Yıl Okul Tatili”nin son cümlesiyle Jules Verne koysun. “Bütün çocuklar şunu İyi bilmelidir ki, çalışmakla, sağduyuyla, cesaretle yenilmeyecek hiçbir tehlike, aşılmayacak hiçbir engel yoktur.”