
Hakan Keleş’in ilk öykü kitabı Acayip Melodram okurla buluştu. Uzam Yayınları etiketi taşıyan kitabı ilk eline aldığı anı anlatan Keleş, “Sırtımı ovaya dönmüşüm de dağa bakıyormuşum gibi. Mutlu bir esinti” diyor.
Üzerimden bir yığın toz toprak kalktı, yerini bir boşluğa bıraktı. Ama bu mutluluk verici bir boşluktu benim için. Sırtıma yeni şeyler yüklemeden önce o esintiyi hissetmem gerekiyordu. Öyle de oldu. Sırtımı ovaya dönmüşüm de dağa bakıyormuşum gibi. Mutlu bir esinti.
Kağıt üzerinde ya da bilgisayar ekranında öykülerimi okurken aldığım histen bambaşkaydı tabii. Önce kitabımın kokusunu içime çektim, gibi bir şey söyleyemeyeceğim. Sadece izledim bir süre kitabı. Elimde çevirdim. Kantara koysam ne kadar gelir diye düşündüm bir de galiba. 13*20 cm’lik boyutundan başka bir boyutta karşıma çıkmış gibiydi daha çok kitap. O anın mistik bir tarafı da vardı.
Eşime ve kızıma. Sandıklarından çok daha fazla katkıları var ikisinin de.

BİR YAZ GÜNÜ KALEMİ ELİME ALDIM
Şu tarihte yazmaya başladım demem çok güç. Ama bir yazdı, onu çok iyi hatırlıyorum. Uzun, upuzun bir yaz. Okur Hakan olarak ilk defa o yaz kalemi elime aldım. Bir odaya kapandığımı, iki ay boyunca yazdığımı hatırlıyorum. Ne yazdım derseniz, boş çiziktirmeler. Sonra bir gün, iki ayın sonunda, o odadan çıktım. Çıkınca bir alev yüzüme vurdu. Evin güneş alan odasına geçtiğimden midir, emin değilim. Yazı yazdığım odanın içindeki o ferahlıkla cehennem arasında bir seçim yapmam gerekiyormuş gibi bir hissetmiştim. O gün bugündür, o odanın içerisinde kalmaya çalışıyorum.
Zaman hiç fark etmiyor. Ama Acayip Melodram -üstelik içinde öyle çok gece olan bir kitap değilken- sanırım daha çok geceleri yazılan bir kitaptır.
Defterle başladım önceleri. Sonuçta “kağıt medeniyeti” diye bir şey var hak verirseniz. O medeniyeti kolay terk edemiyorsunuz. Sonra yıllar geçtikçe kendimi bilgisayarın başında buldum. Ergonomik ve hızlı bir alan sağladı bana. Onun hızına kendinizi kaptırmamanız mümkün mü? Şu an için bilgisayar diyorum.






