Resmi tarihin kuru ve yavan dilinden çıkıp, anıların ve günlüklerin sürükleyici anlatımına kapılmak birçok okur için geçmişi anlamanın en iyi yolu. Tarihi birebir yaşayanların kendi ağızlarından aksettirdiklerinin etkisi bir de güçlü bir edebiyat ile buluşunca hatıratlar ayrı bir önem kazanıyor. Doğu kültüründe Batı'ya nazaran hatıra yazmanın itiraf geleneğinden çok eğitici bir yön taşıdığı öne sürülüyor. Edebiyat tarihçileri eleştirilerin aksine hatıra yazma geleneğinin Doğu kültüründe de yaygın olduğunu ancak günışığına çıkarılmadığını dile getiriyor. Bu noktadan hareket eden Timaş Yayınları edebiyatımıza önemli bir katkı sağlayacak olan hatırat dizisini başlattı. Şimdiye kadar dört kitap basan yayınevi önümüzdeki günlerde bu açığı kapatacak yayınlar yapmaya devam edecek.
KİTAPLARA ADANAN BİR ÖMÜR
Timaş Yayınları'nın hatırat dizisinin Ali Emiri'nin İzinde çalışması kütüphaneciliğe ömrünü adayan Mehmet Serhan Tayşi'nin hatıralarını kapsıyor. Kitap, Tayşi'nin çocukluğunun anlatıldığı bölümle başlıyor ve Dolmabahçe Sarayı'nda sekiz yıl boyunca Mustafa Kemal Atatürk'ün muhafızlığını yapan polis babası Ahmet Râsih Tayşi'nin anılarıyla devam ediyor. İzmir'deki çocukluk yıları, İstanbul'daki üniversite yılları, kütüphanecilik mesleğine başlaması ve hayatına damgasına vuran insanlar kitapta tüm ayrıntılarıyla ele alınıyor. Tayşi'nin yaşamında Millet Kütüphanesi'nin kurucusu Ali Emiri Efendi ayrı bir yer tutuyor. Diyarbakır'da dünyaya gelen Ali Emiri Efendi babasının maddi gücüyle büyük alimlerden ders alma fırsatı bulur. Çok genç yaşta Arapça, Farsça ve Türkçe Divan kaleme alır. Diyarbakır Valisi Said Paşa bu parlak genci fark eder ve Ali Emiri'nin yaşamı boyunca sürdüreceği memuriyet dönemi başlar. Tayşi, görev yaptığı şehirlerde değerli kitapların peşine düşen Ali Emiri Efendi'de bu kitap sevgisinin aşk derecesinde olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Mesela kendisinde bir cildi bulunan iki ciltlik bir kitabın diğer cildinin Yemen'de bir kabile şeyhinin elinde var olduğunu duymuş. O kitaba öylesine sahip olma hırsına kapılmış ki, hemen Yemen'e tayin istemiş ve gerçekten de kitabın diğer cildini temin etmiş. Kitap, Yemen tarihi, siyaseti, devlet adamları, fikir önderleri hakkında kaleme alınmış bir esermiş.” Ali Emiri Efendi'nin miras bıraktığı kitapları gözü gibi koruyan Mehmet Serhan Tayşi'nin hatıraları geçen yüzyılın İstanbul'unun kültür çevrelerinin gündemlerine, önemli şahsiyetlerinin çalışmalarına ve eleştirilerine ayna tutuyor.
VAHDETTİN'İN HACZEDİLEN CENAZESİ
"Sultan Vahdettin'in San Remo Günleri" adı ile yayımlanan Rumeysa Aredba'nın hatıralarında, padişahın İstanbul'dan San Remo'ya sürgün edildiği günler anlatılıyor. Kitapta padişaha dair yer alan en çarpıcı bilgilerden biri de Sultan Vahdettin'in cenazesinin haczedilmeye çalışılması. Aredba bu hazin olayı şöyle anlatıyor:"Efendimizin naaşını haczettiler." deyince cümlemiz şaşkın ağaya baka kalmıştık. Allah'ım bu nasıl olurdu. Bu insanlarda vicdan diye bir şey yok muydu? Cenazeye de mi haciz konulurdu? Haykırarak tekrar ağlamaya başladık. Derhal alt kata koştuk ve kendi gözlerimizle tabutun haciz edilmesini gördük." Rumeysa Aredba cenazenin kaçırılma olayını ise şu sözlerle aktarıyor: "Yan salonda olan efendimizin naaşı hizmetçi merdivenleri kullanılarak alt kata indirilmiş ve orada boş bir odaya konulmuştu. Haciz memurları bütün feryadımıza rağmen tabutu tekrar mühürledikten sonra odadan ayrıldılar. Daha sonra bütün Harem erkânı tekrar üçüncü kata çıkarıldı. Hayrettin Ağa orada bize her şeyi anlattı. Cenaze alt kata indirilmiş ancak kapının önünde polisler nöbet tuttuğu için dışarı çıkaramamışlardı."Peki, şimdi ne olacak?" diye soran Nevzad Hanım'a Hayreddin Ağa şöyle cevap verdi:Kadınefendiler alt kata insin ve büyük salonda yüksek sesle ağlasınlar, biz o esnada cenazeyi Faruk Efendi'nin getirdiği arabayla serseccadecinin şehirdeki evine götüreceğiz" dedi." Hatırat dizisinden çıkan diğer kitaplar ise Teşkilat-ı Mahsusa'dan Kuva-yı Milliye'ye ve Bir Devrin Hükümranları. Enver Paşa'nın görevlendirmesiyle Teşkilat-ı Mahsusa'nın içinde yer alan Emekli Tuğgeneral İhsan Aksoley'in anılarının yer aldığı Teşkilat-ı Mahsusa'dan Kuva-yı Milliye'ye Milli Mücadele Dönemi'ne ilişkin çapıcı bilgileri kapsıyor. Bir Devrin Hükümranları ise gazeteci Cihad Baban'ın çok partili hayata geçiş döneminin siyasetçileriyle yaptığı görüşmeleri içeriyor. İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Fuat Köprülü ve Osman Bölükbaşı gibi önemli isimlerin bulunduğu çalışma adeta demokrasi tarihine ayna tutuyor. Yayınevi “Hatırat geleneğimiz var hem de en iyi örnekleriyle!” diyerek hatırat dizisine büyük bir hızla devam ediyor.
Biz de hatırat yayıncılığının yeni bir soluk kazandığı bugünlerde, edebiyatçılara gönüllerinde, zihinlerinde yer etmiş, hatırat ve bu türlerle birlikte anılan günlüklerden kendilerin etkileyen kitapları sorduk.
TANPINAR VE MERİÇ TİPİK BİRER İTİRAFÇI
Dücane Cünduoğlu: Türkçe'de 'Günlük' denilince, adını hak eden yayımlanmış iki kitap tanıyorum. İlki Ahmet Hamdi Tanpınar'ın günlükleri, ikincisi Cemil Meriç'in. Niçin bu iki 'günlük'? Çünkü düşünce ve sanat adamlarının dünyasının hiç de göründüğü gibi olmadığının yetkin birer örneğini teşkil ettikleri için. Confession (itiraf) Batı'ya, Batılılara özgüdür. Bizim düşünür ve sanatçılarımız itiraf etmezler. Tanpınar ve Meriç tipik birer itirafçıdır. İç dünyalarının itirafçısı. Kibirlerine galebe çalmışlar, hiç değilse kendilerine karşı maske takmamışlardır. Bu tavırları, iyi düşünülürse anlaşılır, emsalsizdir.
YERYÜZÜNDE BİRKAÇ ADIM
Sevinç Ergiydiren: Postmodern durumun bir getirisi de hemen her alanda olduğu gibi, edebiyat türleri arasındaki yüzyılların çizdiği sınırları bir hamlede silikleştirip melez metin üretimi olmuştur. Yine de türler arasında bir ayrım yapacak olursak, Hatıra ve Günlük gibi türlerin dış gerçekliğe olan referansları sebebiyle bir tarafıyla en başta sosyal tarihçilik olmak üzere başka bir çok disiplini de ilgilendirmesinden dolayı en çok dikkat çeken türler olduğunu söylemek mümkün. Meseleye daha genel bakacak olursak -bugün artık tarih anlayışının gündelik hayat üzerine odaklandığını da düşünürsek- bu tür eserlerin bir yekun tutarak meydana getirdiği kültür tarihi bir milletin yazılı hâfızasını oluşturur. Her türlü hâtırat, günlük, monografi, biyografi, türünde eserler, kültür târihinin önemli bir parçasıdır. Ne yazık ki kültür ve edebiyat tarihimiz bu anlamda çok zengin sayılamaz. Oysa bir medeniyetin dünyaya bakışını, hayatı yaşama ve yorumlama tarzını, her ne kadar kişiselmiş gibi görünse de bir kalem sahibinin dilinden okumak belli bir dönemin kesitini yine de verir bize. Bu anlamda son iki yüzyılın hamulesini hem hayatında, hem de entellektüel donanımında temellük, tefekkür ve telif etmiş biricik isim olarak öne çıkan Samiha Ayverdi'nin özellikle iki kitabını anmak gerekir: Hem bir gezi yazısı hem de bir hatıra kitabı niteliğindeki Yeryüzünde Birkaç Adım adlı kitabı ile münhasıran şahsi anılarını anlattığı Bir Dünyadan Bir Dünyaya adlı kitabı bu türün önde gelen eserleri arasındadır. Uzun ve zengin bir medeniyetin sonunda adeta tek başına hasadını yapıp kaleme alan Ayverdi bu kitaplarda sadece bir kayıplar dökümü yapmaz, iki yüzyıl arasında dünyanın geçirdiği değişiklerin analizlerini derin bir vukufla yapar; sağduyulu mukayeselerle kayıplarla kazançların çetelesini tutarken bütün bir dünyanın yek vücut olmuş bir vicdanı gibi konuşur. Özelde ise, kaybettiğimiz bu zengin ve uzun sürmüş medeniyetin çoktan unuttuğumuz, ama bir an önce hatırlamamız gereken değerlerinin, noktalarının, dikkatlerinin, eserlerinin bir arkeolog, bir sosyal antropolog, bir kültür tarihçisi titizliğiyle fihristini çıkarmıştır. Bugün bu medeniyet üzerine çalışacak yerli veya yabancı kim olursa, onun ortaya koyduğu bu medeniyet fihristi ve mütealaları büyük bir yol gösterici olacaktır. Asırlar boyu devam etmiş zengin ve muhteşem Osmanlı medeniyetinden, müthiş bir süratle içine düştüğümüz mirasyedi tavrı ortada pek fazla bir şey bırakmadığından Sâmiha Ayverdi'nin eserleri işte bu kadri bilinmemiş, dökümü yapılmamış zengin mîrâsın son kalıntılarını, nerdeyse bir yüzyılı kuşatan bütün ömrü (1906-1993) boyu çalışarak dikkatle toplamış ve emeklerinin bereketli hasadını sayfalara dökmüştür. Sâdece yazmakla kalmayıp, bugün ihtiyâcını duyduğumuz Türk-İslâm medeniyetinin bütün bir estetiğini, yaşama felsefesinin ciddi ve derin bir tahlinini yaparak özlü bir hülâsasını ortaya koymuştur, üstelik son derece artistik bir üslupla...
ANILAR ÇOCUKLUĞUMUN BİR PARÇASI
Emine Gürsoy Naskali: Çok merak ettiğim bir günlük var: Büyükbabam Celal Bayar'ın Yassıada'da tecritte bulunduğu süre içinde ve davalar boyunca tuttuğu günlük. Bu günlüğü okuyabilmek isterdim. Yassıada büyükbabamı idama mahkum etti. Yassıada'da tuttuğu günlüğü karar celsesine giderken masasının üzerinde bırakmış. Bir daha odasına dönememiş. Kararlar açıklandıktan sonra odasına dönemeden mahkeme salonundan doğrudan hücum botuna bindirilip infaz için İmralı'ya götürülmüş. İdama dakikalar kala idam kararı müebbete çevrildi. Zati eşyalarını bize İstanbul'da Beşiktaş'ta Deniz Müzesinde teslim ettiler, daha doğrusu annem almaya gitti. Bize teslim edilen şeylerin içinden Yassıada günlükleri çıkmadı. Kimin elinde kaldı bulmaya çalıştık ama bulamadık. Büyükbabam İmralı'dan Kayseri cevzaevine götürüldü. Yassıada günlükleri gün yüzüne çıkamadı ama üç yıl kaldığı Kayseri Cezaevinde tuttuğu günlük basıldı: Kayseri Cezaevi Günleri (hzl. Yücel Demirel, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999) 27 Mayıs 1960 darbecileri, İmralı'da idam sehpalarını aylar öncesinden hazırladıkları gibi 400-500 kişiyi mahkum edip Kayseri cezaevine göndermek için de gerekli hazırlığı yapmış. Kayseri günlerinden bahisle büyükbabam şöyle yazıyor: '... vaktiyle bu avluda ağaçlar varmış, zemin de toprakmış. Yassıada davaları başladıkları sırada hapishanenin tamir ve ıslahı ele alınmış, bir subay bu işle vazifelendirilmiş. Uzağı gören insanlar! Mahkemenin 450-500 kişiyi mahkûm ederek buraya göndereceklerini derin bir ferasetle daha o zaman anlamışlar! İşte bu tamir sırasında avludaki ağaçlar kesilmiş, toprak yere Erciyes'in ateş püskürdüğü devirden kalma siyah taşlar -arnavutkaldırımı tarzında- döşenmiş. Bu intizamsız kara taşlar üzerinde yürür, dört duvar arasında başımızı yukarıya kaldırır, mavi semadan temiz hava dilenirken, küçük bir 'filiz' dikkatimizi çekti. Samet bu filizi himayesine aldı, korudu, büyümesi için ihtimam gösterdi. Filiz, kesilmiş bir ağacın kökünden sürmüştü. Ölçtüm, tam üç karış boylanmış, kışın kuruttuğu yaprakları dökülmüş, yerine yeşil tomurcuklar belirmiş. Bu hal bana dışarıda baharın başladığını hatırlattı. Düşündüm: İstanbul, baharının güzelliğiyle meşhur şehirlerimiz cennet olarak nazarımda canlandı. Odama döndüğüm zaman, Kayseri Hastanesi'nde muayeneden gelen Bahadır Dülger 'bahar gelmiş, dışarısı yemyeşil' dedi. Ben de bu filizin beni aldatmadığını anladım.' Bütün bu anılar benim çocukluğumun bir parçası.
YAZARIN İÇ DÜNYASINA YOLCULUK
Handan İnci: Günlükleri ve anı kitaplarını hem yazarları gündelik hayatları içinde göstermesi, hem de kaleme alındığı dönemin havasını yansıtması açısından çok önemli bulurum. Bununla birlikte edebiyatımızda her iki türün de yeterince zengin olmaması hayıflanacağımız bir gerçektir. Bir seçme yapmam gerektiğinde günlük türünde ilk aklıma gelen Tomris Uyar'ın Bir Uyumsuzun Notları üstbaşlığıyla topluca yayımlanan gündökümleri oldu. Yazarın iç dünyasını tanıtması, edebiyat anlayışına dair ip uçları vermesi bir yana, 70'lerden 90 sonuna kadar Türkiye'nin geçirdiği dönüşümü çarpıcı tesbitlerle sergilemesi açısından da çok önemli bulurum bu günlükleri. Neredeyse Uyar'ın öyküleri kadar lezzetle okunması da cabası. Anı türünde tek bir kitabı seçmem gerçekten zor. Severek okuduğum, yararlandığım ve yazarı/dönemi üzerine verdiği bilgiler açısından önemsediğim kitaplar var. Ancak bir tanesinde karar kılacaksam, hem türün ilk örneklerinden olması, hem de birinci elden bilgiye kolay kolay ulaşamadığımız bir dönemi, yani Tanmizat dönemi edebiyat ortamını yansıtması açısından Ahmet Midhat'ın Menfa adlı kitabını söyleyebilirim.
GOETHE'NİN GİZEMLİ DÜNYASI
Gürsel Aytaç: Hatırat", "anı", "günce" gibi türlerde yayınlanan kitaplar, yazarlarının her şeyden önce geniş anlamda "mesleği"ne, sonra kişiliğine ilgi duyan meraklı ya da uzman okurlara hitab eder ve de onlar tarafından okunur, değerlendirilir. Tarihe meraklı, siyasete meraklı kişiler için bu alanın önemli kişilerin anıları bir şey ifade eder. Ben,bir edebiyatçı, karşılaştırmalı edebiyat uzmanı olarak tabi ki bu ürünlerin Türk ve Alman edebiyatında yeri olanlarına ilgi duyuyorum; özellikle de söz konusu yazarın öteki eserlerini, onun düşünce dünyasını temellendiren yaşantılarını kendi ağzından öğrenmek için. Bu kitaplar arasında benim en çok ilgimi çekenler, yazarının edebiyat dünyasından geldiğini hissettirecek düzeyde "edebi" olanlar ve onun yaşantılarıyla, karşılaşmalarıyla ve okuma yoluyla tetiklenen görüşleri ışığında kaleme aldığı "deneme" tadında pasajları da içerenler. Bu bakımdan klasik Alman yazarı Goethe'nin "Dichtung und Wahrheit"ını, çağdaş İsviçre Alman edebiyatı yazarı Max Frisch'in güncelerini, bizden de Ahmet Haşim'in "Frankfurt Seyahatnamesi"ni favorilerim olarak sayabilirim.
TANPINAR'IN GÜNLÜKLERİ DÜŞÜNDÜRÜCÜ
Ahmed Güner Sayar: Okuduğum anı kitapları içinden bir tercih yapabilmek benim için oldukça zor. Günlükler içinde Ahmed Hamdi Tanpınar'ın günlüklerini hem etkileyici hem de düşündürücü buldum.
YILLARIN İZİNİN YERİ AYRI
Dursun Gürlek: Bizim kültür tarihimizde hatıra kitapları, hatıra sahibinin verdiği bilgiler sayesinde devrin önemli özelliklerini öğrenilmesi açısından büyük önem taşıyor. Siyasi, edebi, dini tüm hatıra kitapları önem arz eder. Okuduğum hatıra kitapları arasında Mahir İz Hocamızın, Yılları İzi eserinin ayrı bir yeri vardır. Mahir Hocamız son dönemin önemli edebiyatçılarından biri ve Mehmet Akif'in de yakın arkadaşı olması hasebiyle anıları hem tarihi hem edebi bakımdan çok zengin bir hazine. Akif-i Sani olarak anılan Merhum Ali Ulvi Kurucu Hocamızın üç cilt olarak basılan hatıralarını ilgiyle okudum. Son dönemde ise Mehmet Serhan Tayşi'nin Ali Emiri'in İzinde adını taşıyan kapsamlı çalışmasını ve Ali Kemal Saran imzalı Omzumda Hemençe Cumhuriyet Döneminde Bir Medrese Talebesinin Hatırları kitabını dikkate değer buldum.