İmam Şafi, uzun bir seyahatin sonunda Bağdat''a yakın bir yerde bir kervansaraya konuk olur. Orada bulunan insanlardan biri kendilerine diğerlerinden daha fazla ikram ve iltifatta bulununca İmam Şafi dostlarına: ''Bu Âdemin şeklinde kuvvetli bir kötülük duygusu var. Lakin bize üç gündür haddinden fazla ikramda bulunuyor. Bakalım akıbeti de böyle olursa benim bildiğim o feraset ilminin hiçbir aslı yoktur'' demekten kendini alamaz. Öyle ki İmam hazretleri yola revan olmayı buyurunca mezkûr şahıs imamın atının gemini yakalayıp ''Üç gündür yiyip içtiniz, bunların karşılığını ve hane kirasını verin.'' diyerek çıkışır. İmam hazretleri tebessüm ve taaccüp buyurunca onun yaranı dönüp ona: ''Ya imam, sizin bildiğiniz feraset ilmi sahihtir, bunun delili ve alameti böylece sabit olmuştur'' derler.
BÜRHAN VE FERASETE DAİR
Eflatun yüksek bir dağ tepesini mesken seçmiş. Tepeye çıkan yolun başında da bir nakkaş görevlendirmişti. Bunlar kendisiyle sohbet etmek isteyen kimselerin suretlerini tasvir edip ona sunarlar, o da feraset gözüyle inceler, sohbete layık görürse kabul edermiş.
Bir kişi Hz. Osman''ı ziyaret için yanına gelir. Bu kişi yolda gelirken bir kadına şehvetle bakmıştır. Hz. Osman o kimseye baktığında ''Sizden biriniz gözlerinde zina iziyle mi bize gelir'' der. O kimse de ''Hz. Peygamberden sonra da mı vahiy vardır'' deyince Hz. Osman '''Yoktur velakin bürhan ve feraset vardır'' demiştir.
SİRETİ KEŞFE ÇIKMAK
Yukarıdaki üç örnek insan ilminin ipuçlarını veriyor bize. Dışa bakarak içi okumak. Suretten sirete bir keşfe çıkmak. Yüz ruhun fihristidir. İnsanın ruhunun giriş kapısı mesabesindendir. Eskiler, bu ilmi çok ciddiye almışlar ve insana bakarak ona dair önemli hükümler vermişlerdir. İnsanların zahiri halinden yani renginden ve azalarının şeklinden deliller getirerek onların ahlaklarını bilmek; kısaca dış görünüşe bakarak içi keşfetmek… İnsanın kendisini ele veren bu yönüne yeniden dikkatlerimizi çeken çok değerli bir çalışma var elimizde. Mustafa Bin Bâli''nin 16. Yüzyılda kaleme alıp 3. Murad''a takdim ettiği İlm-i Feraset adlı eseri Ramazan Sarıçiçek çok özenle çalışarak gün yüzüne çıkarmış. Müellif, kendisinden önce kaleme alınan bu alandaki eserleri derinlemesine incelemiş.
ALLAH VERGİSİ BİR İLİM
Mustafa Bin Bâli, Muhyiddin İbn Arabi ile Fahreddin Razi gibi büyük isimlerin eserlerinden istifade ettiğini, onların kırıntılarını topladığını takdim kısmında belirtiyor. Türkçede derli toplu bir çalışma bulunmadığını da ifade eden müellif, feraset konusundaki birikimini eserine aktarıyor. Feraset ilmini '''Türkçenin güzel elbisesini''' giydirerek aktardığını ifade eden müellif, eserinde sadece insan yüzü değil, insanın görünen bütün uzuvları ile mizaçlar, huylar, dimağ, kalp, insanın dönemleri, insan türlerinin ahlâkı, ırklar, beldeler, mekânlar ve iklimler açısından insanı ele alıyor. İlm-i Feraset bugün yazılan ilmi makaleler, bilimsel tezler gibi derli toplu, maddeleştirilmiş müthiş bir akademik hava taşıyor. Bu yönüyle ve ayrıca yerel ve eski Anadolu Türkçe unsurlarını ihtiva ettiği için de üzerinde her yönüyle durulmaya hak kazanan bir eser. Bâli ilk bölümde bu ilmin tarifini, devamında faziletlerini, kısımlarını, feraset ehlinin bilmesi gerekenleri, feraset ilmine yakın olup garip ilimleri açıklıyor.
Feraset ilminin Allah vergisi bir özellik olduğu, basiret gözü açık olanların bu ilmi elde ettikleri eserde ifade edilmiştir. Hadiste ''müminin ferasetinden korkunuz'' deniliyor. Bu ilim çalışmakla elde edilebilir mi? Hal ehli olmak çalışmakla elde ediliyorsa evet. Mustafa bin Bâli, veli kulların ferasetinin tan yerinin ağarması gibi hatalardan arı ve kesin doğru olduğunu ifade ederek bu ilmin bir vergi olduğunu sonradan elde edilemeyeceğini vurgular. Bu insanlar bir kişiye basiret gözüyle baktıklarında kişinin ahlak ve tavırlarındaki gizli açık her şeyi ayan beyan görürler. Bunlar kişilerin dış görünüşlerine ve emarelerine iltifat etmezler. İnsanların istidatlarını büyük bir öngörüyle keşfedip inkişaf ettiren Fethi Gemuhluoğlu gibi büyüklerin hayatına baktığımızda feraset ilminin hakikati gün gibi ortaya çıkmıyor mu? Allah''ın veli kulları insanın yüzüne bakarak onun ölçüsünü alır ve ölçüye göre ona bir elbise teklif eder.
SES DE FERASET YOLLARINDAN BİRİ
Bâli, eserinde insana dair çok yönlü bilgiler verir, feraset yollarını açıklar. O yollardan biri de sestir. İnsanın çeşitli zaafları ve hastalıklarının müzikle tedavisi konusunda Fahreddin Razi''den çok değerli bir bilgi aktarır. Fahreddin Razi, Hint hekimlerinin çoğunlukla iyileşebilecek hastaları düzgün nağmeler ve güzel seslerle tedavi ettiklerini söyler. Hekimlerin düzgün nağmeler ve güzel seslerle iyileşemeyenler hakkındaki hükümleri ise oldukça manidar: ''ilkbahar, çiçekler ve musiki aletlerinin harekete geçirmediği kimsenin mizacı bozulmuştur ve tedavisi yoktur.'' O halde ilkbahar, çiçekler ve musiki ile kıpırdamayan bir mizaçtan Allah''a sığınmak ve kimi yüzlerin kararacağı o günde aydınlık bir yüz için burada ışıklandırma çalışmaları yapmak gerek.