Allah kullarını sever

Arşiv.

Mehmet Nezir Gül

“Bil ki kulun Allah ve Resulünü sevmesi, onlara itaat etmesi, emirlerine uyması demektir. Allah’ın kullarını sevmesi ise, amellerini kabul etmesi, onu bağışlayıp affetmesidir.”

İmam Gazali

Bir kul, Allah’ı sever de Allah kulunu sevmez mi?

Elbette O da kulunu sever. Yüce Rabbimiz, Kuran-ı Kerim’de hangi kulları sevdiğini, farklı ayetlerde belirtmektedir. Bize düşen görev, belirtilen bu güzel vasıflara uygun hareket ederek en yüce varlığın sevgisini kazanmak ve ilahi rahmete mazhar olmaktır.

Cenabı Allah, kimleri sevdiğini saklamadığı gibi açıkça belirtmektedir. Ne kadar güzel. Bir gizemlilik yok, sır yok, bilinmezlik yok. Bu güzel davranışları yapan kişi Allah tarafından seviliyor. Haliyle devamında da kulların onu sevmesi ve cennette devamlı elde edilen sayısız nimetler…

Allah’a iman edip güzel amellerde bulunanlar için bir sevgi oluşturacağını Kur’an’daki şu ayet açıkça ifade ediyor: “İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, Rahman onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.” (Meryem, 19/96)

Kulun Allah’a itaat etmesi, buyruklarını yerine getirmesi, yasaklarından kaçınması sonucu ona sevap vermesi, onun değerini yüceltmesi, pek çok nimetler vermesi, bazen zorluklarla imtihan etmesi, manevi dereceler vermesi şeklinde kendisini gösterir.

Farz dışı ibadetlerle de Allah’ın rızasını, sevgisini kazanmanın mümkün olduğunu belirtelim. Yani farzları eda eden bir Müslüman, sünnet ve nafile ibadetlerle de muhabbetullaha giden yolu açar, kolaylaştırır.

Sevgili Peygamberimiz (as) bir kutsi hadisinde şöyle buyurmuştur:

“…Kulum, kendisine emrettiğim farzlardan, daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten) nafile ibadetlerle yaklaşır; nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse, onu mutlaka veririm, bana sığınırsa, onu korurum.” (Buhârî, Rikak 38)

“Allah’ın kulunu sevmesi, kulunu ayak bağlarından ve günahlarından kurtarmak, içini dünya kirlerinden arındırmak ve nihayet kulunun kalbinden perdeyi kaldırmak suretiyle onu kendisine yakınlaştırması şeklinde olur. Ve bu sayede kul sanki O’nu görüyormuş gibi müşahede hâline ulaşır. Kulun Allah’ı sevmesi ise mahrum bulunduğu, sahip olmadığı, bu yetkinliği kazanmaya yönelmesidir. Kuşkusuz insan sahip olmadığı nimete iştiyak duyar. Ondan bir miktarına sahip olunca da bunun tadını hisseder.” (İmam Gazali)

Cenabı Allah’ın bizlerin ibadetine, sevgisine elbette ihtiyacı yok. Bizim O’na ibadet etme, yönelme, acziyetimizi ikrar ihtiyacımız var. Eğer biz imanımızın gereğini yerine getirmezsek, Allah korusun dinden uzaklaşırsak, dini kişisel anlayışlarımıza (heva ve heveslerimize) göre yorumlayıp özden saparsak kaybeden biz oluruz. O zaman, Allah’a hakkıyla iman edip gereğini yerine getiren başka müminler gelir. Ve Allah onları, onlar da Allah’ı severler.

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir.” (Maide, 5/54)

Allah kulunu sevdi mi, o kulların, ilahi rahmet ve ihsanından nasipleri tastamam olur.

Allah’ın sevdiği kullardan olmak duasıyla…