Allah ve Resulünü sevmek

Arşiv.

Mehmet Nezir Gül

“Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin.

Beni de Allah sevgisi için sevin.”

Hz. Muhammed (sav)

Mübarek bir mevsime girmenin sevinç ve mutluluğu içerisinde Ramazanınızı tebrik ediyorum. Bir ay boyunca yoğunlaştırılmış kulluk çabalarımızda, sevgi merkezli değerlendirmeler ile imanımızı yenileme, yineleme ve salih amellerle destekleme sürecini gerçekleştirmeye çalışacağız inşallah.

Tüm sevgiler bizi Allah’a götürür. Her şeyden, herkesten çok Allah’ı severiz. O’na olan sevgimizin tarifi imkânsızdır, sınırı yoktur. Tüm benliğimiz, hücrelerimizle O’na olan imanımızı kavrar, sevgimizi hisseder, salih amellerimizi yaşarız.

Sevgimizin ikinci değişmez adresi Peygamber Efendimizdir.

Tüm yaratılanlar içinde en çok onu sever, sayar, saygı duyarız.

O, yaratılmışların en şereflisi, en değerlisi, en yücesi, en güzeli ve en mükemmelidir.

Allah sevgisi her şeyin üstündedir ve O’nun sevgisi peygamber bile olsa bir beşerle, bir yaratılmışla mukayese edilemez.

Beşer içinde de hiçbir insanı Peygamber Efendimiz ölçüsünde sevemeyiz, onunla bir tutamayız. Çünkü Allah Resulü hep ilahi bir denetim ve gözetim altındaydı, korunurdu. Yaptığı her iş bizim için anlamlı ve örnektir.

Bu sebeple ilk andan itibaren Müslümanlar, Allah’ın emir ve yasaklarına dikkat ettikleri gibi Allah Resulü’nün sünnet ve tavsiyelerine de kulak kesilmiş, onun yolunu izlemeye çalışmışlardır. İnanç esaslarında, fıkhî hükümlerde, adabı muaşerette ayetlerin yanı sıra hadisler de esas alınmıştır. Kur’an ve sünnet bütünlüğü, Allah ve Resul ayrılmazlığı asırlar boyu, aslî yol olarak devam edegelmiştir.

Ancak üzülerek gördüğümüz bir husus var. Yeni değil ama her gün maruz kalınan bir durum. Maalesef Müslümanların bir kısmına bir virüs girmiş. Bu virüs, kaldıkça çoğalan ve ruhu kemiren, eriten, karartan, ifsad eden bir virüs.

Allah ile Resulü’nü birbirinden ayırmaya çalışan tefrikacı virüs.

Kur’an ile sünneti birbirinden ayırmaya çalışan bölücü virüs.

Müslümanların inanç bütünlüğünü bozmaya çalışan ayrılıkçı virüs.

İslam dünyasını fikri çatışmalarla uğraştırarak geriletmeye, güç kaybına, ekonomik sıkıntıya, sosyal kargaşalara sürükleyen bir virüs.

Nefis ve şeytanın temellerini attığı, müsteşriklerin sistemleştirdiği, örneklendirdiği bu süreç, okumuş ama Batı’ya endeksli bir zihin dünyasına sahip kimi okur, yazar, ilahiyatçı kesimin de büyük bir aymazlık, cehalet ve ihanet sonucu gündeme taşıdığı ve hızla yaydığı bir virüs.

Peygambersiz bir din oluşturmanın ne kadar saçma ve gayrimümkün olduğunu, sevgi üzerinden görülmektedir.

Müslüman, Allah ile Peygamberin Arasını Ayırmaz!

Aslında şu ayet bütün dediklerimizi ve diyeceklerimizi bir cümlede ifade etmektedir:

“(Ey Resulüm) de ki: Ey insanlar! Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” (Al-i İmran, 3/31)

Allah sevgisi ile Resulullah sevgisinin nasıl iç içe olduğu, ayrılmaz olduğu ayette çok açık ve net. Burada haklı olarak şu soru sorulabilir: “Peygamberi sevmeyen bir Müslüman olur mu?” Elbette olmaz. Ama sözde sevgi ile gerçek sevginin insana neler yaptıracağı da bellidir. Peygamber Efendimizi gerçekten seven bir Müslümanın hadis ve sünnete yaklaşımı da aşikârdır…

Aşağıdaki meşhur hadis de imanın lezzetinden, manevi hazzından bahsederken Allah ve Resul sevgisini birlikte zikretmektedir. Bu ifadeyi Peygamber Efendimiz şahsi talebi olarak zikretmiş olamaz. Şayet Rabbimizin böyle bir isteği olmasaydı, düzeltir ve farklı bir söz söyletirdi peygamberine.

“Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi imanın tadına erer: Allah ve Resûlü’nü herkesten çok sevmek, sevdiği kişiyi sadece Allah için sevmek, ateşe atılmaktan nasıl korkuyorsa imandan sonra küfre dönmekten de öylece korkmak.” (Buhârî, Îmân, 9.)

Bir adam telaşlı bir şekilde Mescid-i Nebevî’ye girdi ve gür sesiyle Peygamberimize sordu:

“Ey Allah’ın Resûlü, kıyamet ne zaman kopacak?”

Ashâb-ı kirâm, ona susmasını işaret ettiyse de o, aynı soruyu sesini alçaltmadan üç defa tekrarladı. Sevgili Peygamberimiz, önce namazı kıldırdı, sonra da,

“Kıyametin ne zaman kopacağını soran kişi nerede?” diye sordu. Adam,

“Benim, Yâ Resûlallah.” diye cevap verdi. Peygamberimiz sordu:

“Peki, sen kıyamet için ne hazırladın?”

“Benim çok fazla amelim yok. Fakat ben, Allah ve Resûlü’nü gerçekten çok seviyorum.”

Bu açık sözlü ifadelerden sonra Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu:

“Kişi sevdiğiyle beraberdir, sen de sevdiğinle beraber olacaksın.” (Tirmizî, Zühd, 50)

Ayetler Arasında Ayırım Yapılmaz!

“Yoksa siz Kitap’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davranan birinin dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsvâ olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah, sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir.” (Bakara, 2/85)

Bu nasıl bir cinayet!

İman edilen Allah’ın, bazı ayetleri kabul edilecek, bazıları reddedilecek.

Bu nasıl inanç?

Bunu Allah nasıl kabul etsin, buna nasıl razı olsun?

Bu yaklaşım geçmişte Yahudi ve Hristiyanların daha sonraları bazı Müslümanların düştüğü en büyük ayrım ve bölücülüktür. Müslüman tüm ayetlere inanır. Hepsinin Allah tarafından gönderildiğine iman eder. Tek bir ayet hakkında bile tereddütte bulunmaz. Bir ayet hakkında bile inkâr yolunu seçemez. Ancak ayetlerin yorumu hakkında ana esastan kopmamak şartıyla dilediği görüşü tercih edebilir. ***