Mehmet Nezir Gül
Kur’an-ı Kerim bizim hayat rehberimiz. Bizi sahili selamete götürecek manevi navigasyonumuz. Öğle bir yazılım var ki sıfır hata, tamamen ilahi rota üzere. Bize düşen ise çok kolay.
Önce iman etmek. Allah tarafından gönderildiğine, bir kelimesinin ile değişmeden günümüze kadar geldiğine ve kıyamete kadar baki olduğuna inanmak. Ayrıca şu özellikleri de unutmamalıyız:
Onu içten sevmeli, saygı duymalı, hürmet etmeliyiz. Bunun lafta kalmaması için de elbette ciddi davranmalıyız. Çocuklarımıza da bu sevgiyi aşılamalı, onların Kur’an’la temasını sağlamalıyız.
Kur’an’ı okumalıyız. “Allah’ın kitabını okuyanlar… asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler… O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol verendir.” (Fatır, 35/29-30)
“Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir” (Müslim, Müsned)
“Kim Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.” (Tirmizi)
Okumamız hem Arapça aslından hem de anlama çabası yönünde meal ve tefsirinden olmalıdır. Sadece meal okumaları yapmak başlangıç aşamasında anlama sorunları oluşturabilir. Bu sebeple tefsirle ve bir bilen kişi rehberliğinde yol almak tavsiye edilen metottur.
Kur’an’dan bazı bölümleri (ayet ve sureleri) ezberlemeliyiz.
Onunla amel etmeli, buyruklarını yerine getirmeliyiz. Onun emirlerini yerine getiren toplumlar yücelir. “Allah şu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” (Müslim, İbni Mace)
…
Kur’an-ı Kerim; son peygamber Hz. Muhammed’e gönderilmiş olup onun en büyük mucizesidir. Arapçanın en güzel lehçesiyle indirilmiş hem ifadesi hem de içerdiği (manası) vahye dayanır; bir bütündür ve kendisiyle ibadet yapılır. Bu yüzden Arapçanın dışında bir dille ibadet olarak okunması mümkün değildir.
İnsanlar bir benzerini asla getiremez. Mucizdir. Üslubu, insanları, müminleri hayran, düşmanları ise aciz bırakır.
O iner inmez yazılmış, korunmuş, değişmeden bugüne ulaşmış ve kıyamete kadar da korunacaktır. Bu husus Allah tarafından da güvenceye alınmıştır.
Bütün insanlığa hitap eder, o yalnız bir millete, döneme, bölgeye has değildir. İnsan hayatının bütününü kuşatan ve onlara en doğru yolu gösteren ilahi bir rehberdir. Tüm insanlık için kesin bir hüccettir. (Enam, 6/156-157)
Kur’an, mesajı apaçık olan bir kitaptır. (Enam, 6/114, Maide, 5/15, Bakara, 2/99, 118)
Bir hidayet ve öğüt, (Ali İmran, 3/138), hüküm, (Nisa, 4/105), müjde veren ve korkutan bir eser (Enam, 6/51, Araf, 7/2) olup selim akla, mantığa, bilimsel gerçekliğe asla aykırı düşmez.
İman, tevhid, peygamberlik, ahiret, kıyamet, cennet, cehennem, ibadetler, hukuk, insan ilişkileri, ceza hukuku, ahlak, nasihatler, ilmi hakikatler, tefekkür, geçmiş milletlerin kıssaları, dua ve zikir, cihad ve şehitlik gibi temel konuları içerir.
Görüldüğü gibi bir insan için gerekli en temel mevzular ana hatlarıyla Kur’an’da yer almaktadır. Böylece dini, en sahih birinci kaynaktan alıp ruhuna ve tüm benliğine yedirir. Din konusunda cehaletin kişiyi derin uçurumlarda sürükleyeceğini bilir. Kur’an’ın yolunu aydınlatan bir nur olduğunu bilir, onunla geçen her saati Rabbiyle yaptığı özel bir görüşme olarak nitelendirir.
Kur’an’a sahip çıkana da Allah sahip çıkar iki dünyada…