Mehmet Nezir Gül
Allah’ı hakkıyla seven Müslüman, O’nun yolunda mücadele eder.
Hakkın hâkim kılınması için, Allah’ın dininin tatbik edilmesi, “i’lâyı kelimetullah: Allah’ın adının, dininin yücelmesi, egemenliği” için gayret eder.
Gece gündüz demeden cihad eder.
Cihad; malıyla, canıyla, diliyle, nefsiyle, bedeniyle, kalemiyle, tüm varlığıyla Allah için çaba harcamak, gayret etmektir. Her Müslüman, mücahittir. "...Kim, eliyle cihad ederse o mümindir. Kim onlarla diliyle cihad ederse mümindir, kim onlarla kalbi ile cihad ederse mümindir, bunun dışında hardal tanesi kadar iman yoktur." (Müslim, İman, 80)
Müslüman öncelikle nefsine, sonra şeytana, şirke, küfre, her türlü kötülük ve haksızlıklara karşı dik durur, Allah’ın safında yer alır, adalet ve merhamet insanı olur.
Kur’an’ı esas alarak mücadele verir. “…Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur’an ile büyük bir cihatta bulun.” (Furkan, 25/52)
Samimiyetle mücadele eden kulları Rabbim yalnız bırakmaz, yolda bırakmaz, şaşırtmaz. “Bizim uğrumuzda cihad edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. Şüphesiz Allah, mutlaka yararlı işleri en güzel biçimde yapanlarla beraberdir.” (Ankebut, 29/69)
Bir mazereti olmayan Müslüman hayatı boyunca bu mücadeleden kaçınmaz. Bilgisine, imkânlarına, sahip olduğu maddi ve manevi varlığa göre çaba harcar. Bilir ki oturarak, yatarak Allah’ın sevgisi ve rızası elde edilemez. “Müminlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibarıyla, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır…” (Nisa, 4/95-96)
“Müşrikler ile mallarınız, canlarınız ve dilleriniz ile cihad edin.” (Ebu Davud, Cihad, 17; Nesai, Cihad, 3)
Allah’tan Başka Kaybettiklerine Üzülmez.
“Gelse celâlinden cefâ/ Yâhut cemalinden vefâ
İkisi de cana safa/ Kahrın da hoş, lütfun da hoş”
“Hoştur bana senden gelen/ Ya hil’at-ü yahut kefen,
Ya taze gül yahut diken/ Kahrın da hoş lütfun da hoş.”
Yunus Emre
Her şey Allah için.
Mal, mülk, evlat, bağ, bahçe, sanal, hayal, gerçek, her şey Rabbimiz için.
Mümin kul, O’nun için gerektiğinde çilelere katlanır, fedakârlıkta bulunur.
O’ndan gelene razı olur. Verdiklerine razı olur. Aldıklarına razı olur. “Zehiri bal görür. Fakirliği ikram görür. Hastalığı manevi derece vesilesi görür.”
Her şey zaten O’na ait. Her nimeti veren O.
Verdiğinde hamd ve şükür, aldığında hamd ve sabır.
Çünkü bir mümin, en büyük kaybın, en acı felaketin Allah’tan gafil olmak olduğunu bilir. Allah’tan uzak kalmak olduğunu bilir. Allah’ı inkâr olduğunu bilir. Allah’a karşı gelmek olduğunu bilir.
Eğer kalben, zihnen, zikren, ruhen ve lafzen Allah ile birlikteyse gerisi hiç önemli değildir.
Veren Allah, alan Allah’tır.
Aldığının daha büyüğünü, güzelini, fazlasını vermesi mümkün, çünkü hazine O’nda.
Bütün bir kâinat Onunla beraberken, bedenimiz tüm zerreleriyle O’nu anarken bizim de ruhen Onunla olmamız en büyük sevgi kaynağı ve sebebidir.