Kur'an-ı Kerim'de deniz, ırmak, sel, yağmur, pınar, çeşme gibi anlamlara gelen kelimelerin yanı sıra su manasına gelen ma kelimesi tam 63 defa geçmektedir. Hayatın devamı için su, bütün canlıların ihtiyaç duyduğu en temel maddedir. Bu durum Kur'an'da birçok ayette geçer. Örneğin beşinci ayette Allah-u Teala şöyle buyurur: Bu ayette suyun sadece insanın yaradılışının kaynağı olarak değil, varlığının devamı için de muhtaç olduğu besinlerin yetişmesinde önemli bir rol oynadığı ifade edilir. Kur'an'ın pek çok tekrarla önemle üzerinde durduğu bir husus da her kış mevsimiyle birlikte ölü durumuna geçen tabiatın baharla birlikte adeta dirilmesinde yağan yağmurun oynadığı önemli roldür. vegibi ayetlerde buna işaret edilmektedir.Kur'an-ı Kerim, dolayısıyla da İslam suya böyle büyük bir kutsiyet atfederken Osmanlı medeniyeti de bu kutsiyete uygun hayır işlerine koyulmuştur. Bu hayır sanatlarından birisi de çeşmelerdir. Çeşme, Farsça çeşm yani göz sözcüğünden türemiş, Osmanlı Türkçesinde, "kaynak" anlamında kullanılmıştır. Osmanlı'da suya verilen önemi, göz ile suyun eş anlamlı tutulduğu bir kültürün yaşatılmasından anlamaktayız. İstanbul'un çeşmelerinde bütün bir medeniyetin, "pet şişeye ram olmadan önceki" inceliğini görmekteyiz.20. yüzyılın ilk yarısında Profesör Schütte çeşmeler için, "Bayramlık elbiselerdeki pırlantalara benzeyen dört köşeli kutular" benzetmesini yapmıştı.
Çeşmelerin kitabelerine çoğu defa ebced hesabıyla tarih düşülürdü. Yani çeşmenin inşa tarihi rakamla değil, sanat ile anlatılırdı. Hicabi Yıldız, ebced ilmine göre bir beyit veya kelimeyle tarihe işaret edildiğini aktarır. "Bazen kitabeye kazınmış bir beyitte üç sanatkarın imzası olurdu. O beyti yazan şair, beytin hüsn-ü hat üslubunu belirleyip üslubu kalıba alan hattat ve kalıptaki hattı mermer tahtaya hakkeden hakkak."
Yine Hicabi Yıldız'ın aktardığına göre, eskiden sefere çıkan Osmanlı ordularının toplandığı ve son hazırlıkları yapıp yola koyulduğu yerlere çeşme yapılıp bunlara ayrılık çeşmesi denmiştir. "Yine surre alaylarının, hac kafilelerinin, kervanların, gurbete veya askere gidenlerin uğurlandığı son nokta ayrılık çeşmesi olurdu. Sadece İstanbul'da değil, Anadolu'nun birçok yerinde bu isimle anılan çeşmeler vardır. Özellikle mübarek gün ve gecelerde, medeniyet çeşmelerinden bal şerbeti, Osmanlı şerbeti gibi farklı meşrubatlar dağıtılmış ve buna ikram çeşmesi denmiştir."