Abdülhamid’e vefa
Hayat
Abdülhamid’e vefa
Sultan 2. Abdülhamid, vefatının 102. yılında Sultanahmet’teki türbesi başında anıldı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan törene çok sayıda vatandaş katıldı, dualar edildi ve helva dağıtıldı.
Yeni Şafak
133 yıllık tarihi bina yeniden eğitime açılıyor
Gündem
133 yıllık tarihi bina yeniden eğitime açılıyor
İzmit’te, 1887 yılında Osmanlı Padişahı 2'nci Abdülhamid tarafından yaptırılan ve ‘Mekteb-i İdadi’ olarak açılan, değişik tarihlerde de farklı isimlerle eğitim veren Gazi Anadolu Lisesi, geçici olarak yeniden eğitime açılıyor. Gazi Lisesi’nde, yıkılacak olan İzmit İmam Hatip Lisesi'nin öğrencileri eğitim görecek.
DHA
Türkiye’nin yanındayız
Dünya
Türkiye’nin yanındayız
Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekâtı ile güvenli bölgeye dönüştürdüğü Bab ilçesi, pazar gecesi Rus uçaklarının hedefi oldu. Bab’daki Şeyh Duşi Camii’ni, sebze halini ve bir sokağı bombalayan Ruslara tepki büyük.
Yeni Şafak
Sultan Abdülhamid’in halası
Sultan Abdülhamid’in halası

Eskiden güzel ahlakıyla; şefkatiyle, merhametiyle, özellikle hayırseverliğiyle tanınan ve bilinen hanımlardan söz açılınca “salihat-ı nisvandan” biri denilirdi. Günümüzde bile bazı ölüm ilanlarında bu ifadenin yer aldığını görüyoruz. Osmanlı hanedanına mensup hanımlar arasında, yaptırdığı çok sayıdaki eser dolayısıyla, hayırla anılan Âdile Sultan da işte böyle önemli bir şahsiyetti. Bu hanım sultan, yeri geldikçe şöyle övünürmüş: “Ben, bir padişahın kızıyım, iki padişahın kardeşiyim, bir padişahın da halasıyım!”

Kısaca söyleyecek olursak, babası İkinci Mahmud da ecdadı gibi güzel sanatlara büyük bir ilgi duyuyordu. Mesela amcası şehid Sultan Üçüncü Selim’den mûsıkî dersleri aldı. Tanbur ve ney çalıyor, besteler yapıyordu. Bugün bile söylenen yirmi kadar şarkısı var. “Adlî” mahlasıyla kaleme aldığı şiirlerinin içinde pek güzelleri bulunuyor. Resme de merakı olan padişahın portresini yaptırıp devlet dairelerine astırdığı biliniyor.

Ayrıca Mehmed Vasfi’den icazet alan usta bir hattattı. Mustafa Rakım’dan da ders almıştı. Bazı camilerde celi yazıları ve Topkapı Sarayı’nda levhaları bulunuyor. Türk İslam Eserleri Müzesi’nin eski müdürlerinden Elif Naci Bey’in belirttiğine göre, yazı kalıpları adı geçen müzede atlas torbalarda, üç sandık içinde saklı tutuluyor.

Âdile Sultan da babası gibi bir şairdi. Kanuni Sultan Süleyman’ın “Muhibbi” mahlasıyla yazdığı şiirlerden meydana gelen divanını yayımladığı gibi, kendisi de ayrıca bir divan hazırladı. Altın yaldızlı bu yazma divan Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunuyor. “Âdile Sultan Divanı” Doç. Dr. Hikmet Özdemir tarafından hazırlanıp Kültür Bakanlığı Türk Klasikleri serisi arasında neşredildi. (1996)

Âdile Sultan, babasının genç yaşta ölümünden sonra, kardeşi Abdülmecid Han’ın desteğiyle evlendiği gibi, diğer biraderi sultan Abdülaziz’den de büyük alaka gördü. Bu padişahın bir askeri darbeyle tahtından indirilip şehit edilmesi, kardeşinin kalbinde onulmaz yaralar açtı. Göz yaşlarını mürekkep yaparak yazdığı matem şiirleriyle duyduğu büyük acıyı dile getirdi. İşte bir örnek:

Nasıl yanmam kim, oldu olanlar Şah-ı Devran’a

Bilinmez oldu hâli, kıydılar o zıll-i Yezdan’a

O gitti mülk-i ukbaya, firak geçti ta câna

Saraya velvele saldı, cihanı koydu efgana

Cihan matem tutup kan ağlasın Abdülaziz Han’a

Meded Allah, mübarek cismi ki, boyandı al kâna

Nasıl hemşiresi bu Âdile yanmaz o Hakan’a

Ki, kıydı bunca zalimler karındaşı cihan-bâna

Rıza vermezdi adl ü şefkati zulm-i müşirâna

Bütün nâr-ı firakı saldı, kalb-i ehl-i imana

Cihan mâtem tutup kan ağlasın Abdülaziz Han’a

Meded Allah, mübarek cismi ki, boyandı al kâna

İkinci Abdülhamid Han’ın, halası Âdile Sultan’a gösterdiği büyük saygıya gelince, onu da, bu padişahın kızı Ayşe Osmanoğlu “Babam Abdülhamid” isimli hatıratında şöyle anlatıyor:

“Babamla görüşmek istediğinde haber gönderir, sarayda özel olarak hazırlıklar yapılırdı. Diğer sultanlar gibi bayramlarda falan gelmez, ariza yazmaz, arzularını başağası ile bildirir, istediği derhal yapılırdı. Hala Sultan gelmek isteyince babam hususi dairesinde kendisini bekler, karşısına Hazinedar Usta ile rütbeli hazinedar ve katibelerden başka kimse çıkmaz, huzurunda müsahipler ve hazinedarlar hizmet ederdi.

Arabası Hünkar Dairesi’ne yanaşır, Başmüsahip koluna girerek arabadan indirir, kapıdan girerken babamla Valide Sultan tarafından karşılanırdı. Doğruca salona alınırdı. Babam, hürmet ve tazimle halasının elini öper, büyük kanepeye halasını oturtup kendisi de karşısına otururdu. Hazinedarlar askılar içinde kahvesini getirirler, babam eliyle tepsiden alıp halasına verirdi. Âdile Sultan’ın nargile içmek mu’tadı olduğundan, mücevherli billur nargile evvelden hazırlanır, odaya getirilir, babam kalkıp halasının önüne koyar, marpucu da eline verirdi. Bizler içeriye girip, elini öper, yerden bir temenna ederek padişaha yaptığımız resmi ta’zimi ifa eder, çıkardık. Babama ‘Oğlum’ hitabında bulunur, babam da kendisine ‘emredersiniz halacığım’ cevabını verirdi. Konuşma bir iki saat kadar devam eder, yine geldiği gibi arabasına biner, babam da kapıya kadar kendisini geçirirdi. Son geldiğinde parmağında taşıdığı gayet değerli bir la’l yüzüğü çıkarıp babamın parmağına takmış ve şunları söylemiş: Dedem Sultan Birinci Abdülhamid, bu yüzüğü baban Sultan İkinci Mahmud’a yadigar olarak vermişti. Babam da bu yüzüğü bir gün parmağıma takarak, babasının yadigarı olduğunu söylemiş ‘ ben de sana yadigar ediyorum’ demişti. İşte o gün, bugün bu yüzüğü parmağımda taşıdım. Ama bize şimdi ahiret yolculuğunun yakın olduğunu hissediyorum. Kimseye vermeye kıyamadığım bu yüzüğü şimdi ben de sana yadigar ediyorum oğlum!

Babam da hemen kalkıp halasının elini öpmüş ve bu tarihi yüzüğü verdiği için teşekkür etmiştir. Hakikaten de son görüşmeleri ve saraya son gelişi olmuştur. Babamın yüzük takmak adeti olmadığından halasının yadigarı olan bu hatırayı altın, küçük bir kese içinde saklamış, daima yattığı odada bulundurduğu küçük camlı dolaba koymuştu. Baş ucunda duran bu dolapta babasına ait bir çok aile yadigarı dururdu. Hal’inde bunların hepsi kaybolmuştur.”

Şehbenderzade’nin Libya izlenimleri
Şehbenderzade’nin Libya izlenimleri

Libya ile imzaladığımız mutabakat Türkiye’nin coğrafî ufkunu değiştirdi. Libya’ya gidecek olan askerlerimizin ordunun yanında aşiret ve kabilelere de teknik destek ve eğitim vereceği söyleniyor. Libya’yı daha iyi tanımak açısından geçmişte üretilen bilgilerin bir kısmını paylaşmanın doğru olacağını düşündüm. Bu yazının amacı budur.

Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi, 1901’de Libya’ya sürgün olarak gönderildiği zaman Trablus üzerinden sürgün yeri olan Fizan’a gitmiş ve bir dönem orada yaşamıştır. Onun, Libya ve genel olarak Kuzey Afrika hakkında söyledikleri bugün için de değerlidir. Aradan çok zaman geçmiş olmasına rağmen son dönem Osmanlı fikir adamlarından birinin Libya hakkında söylediklerini çok önemli olduğu açıktır.

Kitap, 1992’de Senûsîler ve Sultan Abdülhamid adıyla sadeleştirilerek yeniden basıldı. Bu kitapta Şehbenderzâde Afrika’da tarikatlerin çok önemli olduğunu ve bizdeki tarikatlere bakılarak Afrika’dakilerin tam olarak kavranılamayacağını söylüyor. Afrika’daki tarikatlerin ahval-i içtimaiye üzerine olan özel ve güçlü etkileri bizdekilerle kıyas edilemez diyor. Söylediklerini ispat için çöldeki seyahatlerde tarikatlarin olumlu rolünden bahsediyor.

Şehbenderzâde, dinî ve içtimaî vazifelerin yerine getirilmesinde çok önemli bir role sahip olan tarikatlerin adlarını sıraladıktan sonra Senîsîye tarikatinin güçlü olduğunu belirtiyor. Fakat Türklere en fazla yakınlık duyan tarikatin ise Arûsîye olduğunu belirtiyor. Ona göre Arûsîye tarikatinin esaslarının Horasan’dan getirilmiş olması Türklere yakınlık duyulmasında belirleyici olmuştur. Tarikatin pîri olan Tunuslu Ahmed bin Arûsî İbrahim Ethem tarîkı ile Şazeliye’yi mezcederek Arûsîye tarîkını meydana getirmiştir.

Şehbenderzâde, Arûsîlerde Türklere karşı büyük bir muhabbet ve kardeşlik hissi olduğunu ısrarlı bir şekilde vurgulamıştır. İhvan-ı Arûsiye arasında nakledilen bir rivayete göre Seyyid Abdüsselam şunları söylemiştir: “Türkler İslam’ın hizmetkârı, İslam’ın muzaffer askerleridir. Onlara muhabbet ediniz.” Yazar, Arûsîlerin Türkleri kardeş gibi sevdiklerini ve “makam-ı hilafete dahi kemal-i safvet ve samimiyetle bağlı” olduklarını belirtiyor.

Aynı sayfalarda Senûsîlerle Arûsiler arasındaki farklara değiniliyor ve Senûsîlerin Türklere karşı daha ihtiyatlı bir yaklaşıma sahip olduğu belirtiliyor. İki tarîkat arasında benzerlik ve farklılıkların anlatıldığı bu bölümlerde dikkat çekici özellikler dile getiriliyor. Senûsîyenin “mezhep, tarîk, siyaset ve içtimaiyattan mürekkep bir cemiyet olması”na karşın Arûsîlerin “millî bir fikr-i siyasîleri yoktur” şeklindeki tespitler dikkat çekicidir. Bundan sonra “Arûsîler terakkiye ve medeniyete meyyal, içtimaî ıslahatlara pek müsait olduklarından ve Türkleri ziyadesiyle sevdiklerinden Osmanlı Afrika’sında tatbik edeceğimiz ıslahatta bize pek ziyade muavenet edeceklerdir” cümlesini ilave ediyor. Fakat hemen sonra “Şimalî Afrika’nın mukadderatı, Senûsîlerle pek ziyade alakalıdır” uyarısında bulunuyor.

Şehbenderzade, Kuzey Afrika’da Müslümanların Kur’an eğitimine çok önem verdiklerini, okuma yazma bilmeyenlerin oranının yüzde onu geçmediğini belirtiyor. Bunlar oldukça önemli ifadelerdir. Aynı şekilde Seyyid Muhammed es-Senûsî’nin (ö. 1859) niteliklerini sıraladıktan sonra bir tespitini daha paylaşıyor. es-Senûsî’nin çalışmalarını akim bırakan, Avrupa medeniyetine ilgisizliği ve Türklere karşı duyduğu güvensizlik ve hatta düşmanlık hissidir. Şehbenderzâde’nin 19. yüzyılın başlarını kast ederek söylediği sözler çok önemlidir: “Eğer Cenab-ı Seyyid-i Senûsî’nin nus zekâsı bu iki şüpheden uzak olaydı bugün Avrupa’ya muadil büyüklükte bir kıta, Afrika’nın bütün kuzey ve orta kısımları Türklerin himayesi altında büyük bir hükûmet-i İslamiye şeklinde bulunurdu. Yüz sene evvel Orta Afrika tamamen sahipsiz ve henüz Avrupalıların istilası altına düşmemişti.”

Şehbenderzade’nin söyledikleri bu kadarla sınırlı değil. Belki başka bir yazıda kitapla ilgili daha ayrıntılı bir değerlendirme yapma imkânımız olur. Bu yazıda Osmanlı’nın son dönemine damgasını vurmuş önemli fikir adamlarından birinin Libya hakkındaki tespitlerini özet olarak paylaşmaya çalıştım. Libya’nın ve diğer Kuzey Afrika ülkelerinin önemi son olaylarla birlikte bir daha anlaşıldı. Geçmişte üretilen bilgileri bugüne taşımamız gerekiyor. O zamanda Libya, İtalya tarafından işgal edildi; Enver Paşa ve Mustafa Kemal gibi Osmanlı paşaları direnişi örgütledi ve Ömer Muhtar bu direnişi yirmi yıl daha devam ettirdi. Aradan geçen yüz yıldan fazla bir zamanı elbette çok önemsemek gerekir. Fakat geçmişin bilgilerini hatırlamak da çok önemlidir.

Asrın projesi tamamlanmak üzere
Ekonomi
Asrın projesi tamamlanmak üzere
Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz döneminde gündeme gelen ve II. Abdülhamid Han zamanında da projesi çizilen, direkt ve dolaylı olarak yaklaşık 50 ili ilgilendiren Karadeniz-Akdeniz Yolu'nun yüzde 95'lik kısmı tamamlandı. Yaklaşık 600 kilometre uzunluğundaki yol, Karadeniz Bölgesi'nin ekonomisini de olumlu yönde etkileyecek.
IHA
Abdülhamid Han'ın şahsi kılıcı, kamçısı ve marangozluk takımları ilk kez sergide
Hayat
Abdülhamid Han'ın şahsi kılıcı, kamçısı ve marangozluk takımları ilk kez sergide
Sultan 2. Abdülhamit Han'ın kişisel eşyalarının ilk kez gösterildiği sergide, Japon İmparatoru Meiji'nin kendisine hediye ettiği marangozluk takımları da var. Sergide 99'luk iki ayrı tespih bulunuyor. Tespihlerden biri, öd ağacından yapılan altın kazaziye işi tel örme, diğeri ise sarı kehribardan, sarı ipek püsküllü gümüş telkarili. Marangozluk takımında ise farklı boyut ve türde marangoz kalemleri bulunuyor. Sergi, sanatseverleri bekliyor.
AA
Abdülhamid’in kılıcı sergide
Hayat
Abdülhamid’in kılıcı sergide
Sultan 2. Abdülhamid Han'ın şahsi eşyaları ilk kez sergileniyor. Beşiktaş'taki Saray Koleksiyonları Müzesi’ne alınan Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı’nca Yıldız Sarayı Koleksiyonu’na kayıtlı Sultan 2. Abdülhamid Han'ın kılıcı, kamçısı, marangozluk takımları, tespihleri ve altın mührü artık sürekli görülebilecek.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.