Darbe başarılsaydı Sisi’nin Mısır’ı gibi olurdu Türkiye
Darbe başarılsaydı Sisi’nin Mısır’ı gibi olurdu Türkiye

15 Temmuz Türkiye için şer güçlerin kurdukları tuzakların başlarına geçirildiği, darbecilerin nasıl bir darbeyle devrildiklerini gördükleri bir gün oldu. Şerrin kendini en güçlü hissettiği, gücünün şımarıklığını yaşadığı bir anda düştüğü basit bir gafletle alaşağı olduğu bir gün. Allah muhafaza o meşum darbe teşebbüsü başarılı olmuş olsaydı bugün 15 Temmuz günü yine bir kutlama konusu olurdu. Muhtemelen halkın içinde olmadığı veya belki Erdoğan’a karşı gözünü nefret bürümüş halk kesimlerinin katılımıyla resmi kutlama törenleri yine yaşanırdı. Tabii bu kutlamalar halkın hüznünün, esaretinin ve makus talihinin daha da derinleştiği, ülkenin en az elli yıl geriye gidişinin utanmadan görmezden gelindiği nutukların sahnesi olurdu.

Tıpkı Mısır’da olduğu gibi. Türkiye’nin 15 Temmuz’unun 4 yıldönümü aynı zamanda Mısır’da yaşanan rezil darbenin 7. yıldönümüne denk geliyor. O darbe aslında Türkiye’de yaşanan Gezi hadiseleriyle eş zamanlı olarak yaşanıyordu. Türkiye’de Gezi hadiseleri sonucu birilerinin devrim diye nitelediği bir darbeye doğru gitmek üzere sahneye konuluyordu. Tıpkı Mısır’da aynı sahnenin sonunda Mısır tarihinin en kanlı, en vahşi darbesinin yaşandığı gibi.

Gezi hadisesi ile Mısır’daki darbe aynı mihraklarca desteklenen, dili, söylemi ve bütün argümanlar ve enstrümanları birbirine paralel projelerdi. Bunu o dönemde Mısır’da da hasbelkader bulunarak yakından gözlemleme fırsatı yakalamış biri olarak söyleyebiliyorum. Daha iktidara geleli bir yıl olmamış, doğru dürüst hükümet kuramamış, Meclisi feshedilmiş, bütün yürütme kurumları iyice zayıflatılmış Muhammed Mursi için “otoriterleşti, iktidarı paylaşmıyor, Mısır’a tek başına hakim olmaya çalışıyor, Mısır’ın sorunlarını çözemedi” denilerek temerrüdün (isyanın) zemini hazırlanıyordu.

Mısır tarihinin nispeten düzgün seçimlerinde ilk seçilmiş Cumhurbaşkanına bir yıl bile ülkenin müzmin sorunlarını çözmek için süre tanınmamış oluyordu. Öyle bir hava estirildi ki, Mursi’nin gerçekten bir diktatör olduğuna birçok insan inanmaya başlamıştı. Oysa kendisine karşı direnen ve arkasından sürekli iş çeviren silahlı kuvvetler ve diğer güvenlik kurumları, anayasa mahkemesi ve diğer kurumların karşısında değil diktatör, seçildiği halde Cumhurbaşkanı bile olamamıştı.

Bu arada netice ortada. Bu haliyle Mursi’yi diktatörleşiyor diye eleştirerek duruma el koyanların ülkede tesis ettiği ilkel ve şedit istibdat ortada. Şu anda Mısır tam bir açık hava hapishanesi gibi. Mursi’yi Mısır’ın müzmin asırlık sorunların bir yıl içinde çözemedi diye darbe yapanlar Mısır’ı ekonomik olarak en az elli yıl geriye götürdüler.

Tarihiyle, coğrafyasıyla çok önemli merkez ülkelerden biri olan Mısır bugün parasıyla şımarmış, tarihi, kimliği ve şahsiyeti olmayan küçücük bir BAE’nin emir kulu haline gelmiş durumda. Ülke her geçen gün daha da kötüye gitmekte, dünyaya söyleyeceği hiçbir sözü olmayan, temsil edeceği hiçbir değeri olmayan, taşeron bir ülke seviyesine düşmüş durumda. Darbelerin bir ülkeye verebileceği en büyük zarar budur. Darbeciler halklarına ihanetle başladığı için, ülkelerini geliştirmek, halklarına iyi bir hayat sağlamak gibi bir dertleri olmaz. Tek endişeleri kendi güvenlikleri ve geleceklerdir. Bunu sağlamak için satamayacakları, harcayamayacakları hiçbir değerleri yoktur.

Mısır’daki darbenin üstünden geçen 7 yıl içinde Mısır halkı darbecilerinden darbe üstüne darbeler yemeye devam etti. Zindanlarda hiçbir insan hakkı gözetilmeden sorgusuz sualsiz tutulan on binlerce insan en ağır şartlarda her türlü işkenceye maruz bırakılarak zaten yavaş yavaş bir ölüme de sürükleniyorlar. Bir şekilde ülke dışına kaçmayı başarabilmiş insanların yaşına bakılmaksızın yakınları rehin olarak alınıyor, malları müsadere ediliyor ve bazıları da güpegündüz operasyon görüntüsü altında evlerinde infaz ediliyor. Bunun sayısız örnekleri vakayı adiyeden olaylar olarak yaşanıyor Mısır’da.

Bütün bu uygulamaların üstüne bir de her yıl bu vakitlerde bu yaşanan rezaletlere Devrim denilerek törenlerle kutlaması yapılıyor. Halkın Mursi’den kurtarılışı şaşaalı resmi gösterilerle kutlanıyor. Halkıyla hiçbir alakası olmayan kutlamalar. Ülkeyi halkıyla, ekonomisiyle, siyasetiyle tarihinin en dip durumuna düşürmüş olan yöneticilerin katılımıyla gerçekleşen törenlerde Mursi’nin bir yılı bulmayan hükümet dönemi darbecilerin yol açmış olduğu bütün kötülüklerin sebebi olarak gösterilerek üstelik.

Oysa herkes ne olup bittiğini biliyor.

Darbeciler başarılı olduğunda ne yapabileceklerinin resmini çiziyor Sisi. Ülkeyi ne hale getirebileceklerini, zulüm ve istibdatta hangi boyutlara ulaşabileceklerini.

Biraz ibret almak isteyenin izleyebileceği mükemmel bir örnek.

Tanımadığı FETÖ’cü yok!
Gündem
Tanımadığı FETÖ’cü yok!
ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Nazmi Mete Cantürk’ün “FETÖ’ye üye olmak” suçundan yargılandığı davada duruşma savcısı mütalaasını açıkladı. 15 yıla kadar hapsi istenen Cantürk’ün, 15 Temmuz’da tankın içinden çıkan Eski Emniyet Müdürü Mithat Aynacı, Selam Tevhid kumpasçısı Yurt Atayün, Başbakanlık Ofisi’ne böcek koyan polisler ve birçok FETÖ’cü ile irtibatlı olduğu belirlendi.
Yeni Şafak
FETÖ'nün hesap veren önemli isimleri ve itirafları
Gündem
FETÖ'nün hesap veren önemli isimleri ve itirafları
15 Temmuz darbe girişiminin ardından yürütülen soruşturma ve açılan davalarda birçok ünlü isim sanık ya da şüpheli sıfatıyla yer aldı. İş, basın ve spor dünyasında yer alan bazı ünlü isimler FETÖ kapsamında yargılandıkları davalarda ceza aldı. Bazı örgüt mensupları yurt dışına kaçarken, bu isimlerin iadesi ile ilgili süreçler devam ediyor.
Yeni Şafak
Mustafa Cambaz'ı mezarı başında dualarla andık
Gündem
Mustafa Cambaz'ı mezarı başında dualarla andık
FETÖ'nün 15 Temmuz gecesi darbe girişimi sırasında, cuntacı hainler tarafından Çengelköy'de vurularak şehit edilen Yeni Şafak Foto Muhabiri Mustafa Cambaz mezarı başında anıldı. Cambaz'ın Çengelköy'deki mezarı başında Kuran'ı Kerim okundu ve dualar edildi. Aynı mezarlıkta yer alan 15 Temmuz şehitleri de Cambaz ile birlikte anıldı.
Yeni Şafak
15 Temmuz tweet'leri hatırlatılan Kaftancıoğlu: Kafa keserek adam öldürmeye hala karşıyım
Gündem
15 Temmuz tweet'leri hatırlatılan Kaftancıoğlu: Kafa keserek adam öldürmeye hala karşıyım
FETÖ'nün asker kılığına girmiş hainlerinin 15 Temmuz 2016'da yaptığı alçak darbe girişimi sırasında kahraman halk, sokaklarda tanklara tüfeklere dur deyip şehit olurken, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu gerçekliği aradan dört sene geçmesine rağmen ispatlanmayan "askerlerin boğazı kesildi" yalanını hala savunuyor. "Erdoğan'a diktatör" diyen, 15 Temmuz gecesi "Tekbir getirerek boğaz keserek mi demokrasi mücadelesi verilir. İnandığınız Allah'ınız sizin de belanızı versin" gibi çok sayıda paylaşımda bulunan Kaftancıoğlu skandal bir tweet daha attı. Hukuku ve adaleti savunmaya devam edeceğini belirten CHP İstanbul İl Başkanı, "Canan Kaftancıoğlu’nun 15 Temmuz gecesi twitleri diyerek bik bik edenlere gelsin.. Bu arada darbeci bile olsa boğaz keserek adam öldürmeye hala karşıyım ve karşı olmaya devam edeceğim" ifadelerini kullandı.
Yeni Şafak
Darbelerin ekonomiye maliyeti
Darbelerin ekonomiye maliyeti

Darbe yalnızca halkın iktidarının askerler tarafından ele geçirilmesi değil, toplum üzerinde meydana gelen travma, ekonomiye neden olduğu maliyet, ülke algısı ve demokrasi üzerinde derin izler bıraktığı tartışma götürmez.

Bu nedenle darbelerin neden olduğu ekonomik maliyetlerinin azaltılması, karamsarlığın giderilmesi, darbe dönemlerinde alınan kararların etkisinin bertaraf edilmesi ve tekrar darbe öncesi döneme dönülmesi çok zaman alabiliyor.

DARBE DÖNEMLERİ VE EKONOMİ

27 Mayıs 1960 tarihinde askeri darbe ile tanışan Türkiye’nin, 1960’lı yılların tümünde IMF ile standby anlaşması yapmak zorunda kalması ve ekonomik darboğazlarla mücadele etmesi söz konusu darbenin nelere mal olduğunun da sonucudur.

Ayrıca, 1970’li yıllarda yaşanılan ekonomik sorunlar, darboğazlar, gerçekleşen borç yapılandırmaları ve ağırlaşan finansal sorunlar nedeniyle tekrar tekrar IMF’ye gidilmesinin sebebi darbenin uzun süre ekonomide ve toplumda neden olduğu hasardır.

Öyle ki, 1960 askeri darbe döneminde temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran kararlar veren Yüksek Adalet Divanı’nın hukuki dayanağını kaldıran düzenlemenin TBMM’den geçmesi 60 yıllık bir süreyi aldı.

1970’li yıllarda Türkiye’nin ekonomik olarak 5 sente muhtaç olması, siyasi ve ekonomik istikrarsızlığı çok ağır biçimde yaşaması, oluşan ağır askeri vesayet ile beraber meydana gelen siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar askeri darbenin etkisini devam ettirmiştir. Bunun sonucunda adım adım gelen 12 Eylül 1980 askeri darbesi bu maliyeti kat be kat arttırmıştır.

28 Şubat post modern darbesi ve arkasında yaşanılan ekonomik ve siyasi çalkantılar Türkiye ekonomisini 2001 kriziyle baş başa bıraktığı gibi ülkeye ağır faturalar yükledi.

2001 ekonomik krizin neden olduğu faturayı rakamsal olarak hesaplamak zor olsa da üretimde meydana gelen daralma, artan faizler, yüksek borç maliyetleri, yatırım yapılabilir kredi notunun kaybedilmesi, ekonomik göstergelerin ve ekonomik dengelerin hızla bozulması, bankaların içinin boşaltılması ve en önemlisi de güvenli ülke imajının ve pozitif algının kaybedilmesi, ekonomik olarak çok maliyetli bir faturaya neden oldu.

2001 ekonomik krizinin ekonomide neden olduğu maliyet ile ilgili farklı hesaplar olsa da bu kriz sonrasında yalnızca IMF’ye olan borcun 2002 yılında yaklaşık 23 milyar dolar olması ve kriz nedeniyle alınan borcun yanında bu krizin neden olduğu yüksek faizler, artan kurlar ve ülkeden çıkan sermaye de hesaplandığında ekonomiye maliyetinin ne kadar devasa olduğu ortada.

Diğer yandan, uluslararası doğrudan yatırımların geçmişte Türkiye’ye neden gelmediğini yani Türkiye’nin potansiyelinin altında neden kaldığının cevabını da burada aramak lazım. Çünkü, siyasi ve ekonomik istikrar, kar motivasyonu ve ülke algısı uluslararası doğrudan yatırım yapan yatırımcılar için önemli kriterler arasında yer alıyor. Bu nedenle sık sık darbelerin gerçekleştiği, sürekli olarak darbe tehlikesinin bulunduğu ekonomilerde uluslararası doğrudan ya da dolaylı yatırım girişleri olumsuz etkilenmektedir.

Türkiye’de uluslararası doğrudan yatırımlarla ilgili ilk düzenlemenin yapıldığı 1954 yılından 2001 yılına kadar gelen uluslararası doğrudan yatırım miktarı 20 milyar doların altında iken 2006 yılında yani tek bir yılda ülkeye gelen sermaye miktarının 20 milyar dolar olması bu durumu çok açık bir şekilde özetlemektedir.

Hele ki Türkiye gibi uluslararası doğrudan yatırımlara ihtiyacı olan gelişmekte olan ülkeler için bunun ne kadar önemli olduğu son derece açıktır.

17-25 yargı darbesi ve ardından 15 Temmuz 2016 hain FETÖ darbe girişiminin de ekonomi üzerinde birçok açıdan maliyeti olduğu aşikârdır.

Artık gözümüzün gördükleriyle mücadele ediyoruz
Artık gözümüzün gördükleriyle mücadele ediyoruz

Darbeye teşebbüs ettiler ve başaramadılar. Bu işi yapanların kimler olduğu ve arkasındaki güç merkezleri hakkında çok önemli bilgilere sahibiz. 15 Temmuz 2016 gecesinde yaşadıklarımızla ilgili karanlıkta kalan bazı hususlar olabilir fakat genel olarak zihnî bulanıklığa yol açabilecek bir belirsizlik söz konusu değildir. Yine de oluşum aşamaları, birçok faaliyeti ve hedefleri hakkında bilgilerimiz olmasına rağmen örgütün geçmişi ve geleceğiyle ilgili birtakım belirsizliklerin ortadan kalktığını söyleyemeyiz. Örgütle ilgili belirsizlikleri besleyen ve gerçekliği tahrif ederek zihnî bulanıklık oluşturmaya çalışan çok güçlü merkezlerin varlığı, benzer yapılanmalar ve hedeflerden bahsedilmesinin yersiz olmadığına işarettir. Çünkü 15 Temmuz 2016 gecesinde, Türkiye ile birlikte yakın coğrafyamızı hedefe koydukları gelişen hadiselerle de anlaşılmaktadır. Darbeye teşebbüs ettiler ve başaramadılar.

Türkiye hiçbir zaman sömürge ülkesi olmadı. Bu, bizim için çok önemli bir durumdur. Türkiye, kendi kendini sömürgeleştirmiş de değildir. Bu cümleleri hamaset gereği söylemiyorum. Önemli bir hususu daha belirginleştirmemiz gerekir: Kurumlarımız millîydi fakat içeriden ele geçirmeye çalıştılar. Bunun için devşirmeler peydahlandı. Bunlar vasıtasıyla kurumlarımıza hâkim olmak istediler. Devşirmelerle kurumlarımıza sızarak ele geçirmeyi ve bu kurumların kimliğini tahrif etmeyi gaye edindiler. Bunun için bağımlı yapıların oluşturulması hayatî bir öneme sahipti. Bağımlı yapıları tahkim etmek için aynı anda laikliği ve dini kullanarak kurumları içeriden zayıflattılar. Kurumlarımıza sızarak içeriden ele geçirmeye çalışsalar da bu kurumlarımızın millîlik vasfı, bağımlı yapıların önündeki en önemli engeldi. Bu sebeple kısa bir zamanda etkisizleştirileceklerini ve tasfiye edileceklerini anladılar. Arızî bir gerçekliğe yaslandıklarını kendileri de biliyorlardı. Bu da darbe girişimine giden yolu açtı.

Başaramadılar ve bu, zaten değişmekte olan dengelerin çok güçlü bir sarsıntı ile yıkılmasına sebep oldu. 15 Temmuz’dan sonra coğrafyamızın tamamını etkileyen bir süreç yaşanmasına rağmen yozlaşma, ehliyet, liyakat gibi ahlâkî kavramların çokça kullanıldığına şahit oluyoruz. Örgütlü oldukları için bağımlı yapılar karşısında bireylerin savunmasız, kurumların da yönlendirmelere açık olduğunu kabul etmemiz gerekir. Kamuoyunu yönlendirmeye çalışmalarını da bu örgütlülük hâlinin devamı olarak görmek gerekir. 15 Temmuz’dan sonra kurumlara yerleşmiş bağımlı yapı unsurlarının tasfiyesi hızlanınca birtakım ahlâkî kavramlar daha çok kullanılmaya başlandı. Bu da daha önceleri olduğu gibi 15 Temmuz’dan sonra da dinî değerleri yoğun bir şekilde istismar ettiklerini gösterir. Onlar için din ve ahlak hedefe ulaşmak için bir araçtı.

Millet iradesinin galip gelmesi ile birlikte coğrafya genelinde bütün dengeler değişti. Bu değişim ve yol açtığı sarsıntının coğrafya genelini etkilemesiyle birlikte yerel olduğu düşünülen sorunların bölgesel niteliği bariz bir şekilde öne çıktı. Türkiye’de darbe girişiminde yer alan unsurların BAE ve Suudî Arabistan’ın temsil ettiği düşünceye yakınlık duymayacağı varsayılırdı. Fakat gelişmeler bunun aksini gösterdi. Milletin darbe girişimini durdurması ile birlikte coğrafya genelinde bir değişim yaşanıyorsa ortaya çıkan birtakım sorunların yerelliğinden bahsedemeyiz. Bu kadar güçlü bir değişimi tanımlamak için yeni kavramlara ihtiyaç var. Gözümüzün önünde muazzam bir eksen değişikliği yaşanıyor. Bu, büyük değişimi millî iradeye borçlu olmamız da en az değişimin kendisi kadar kıymetlidir.

FETÖ, yeni dinî hareketler kategorisinde ele alınması gerekli bir bağımlı yapı örneğidir. Gizliliği temel aldığından kısa bir zaman içinde çözülmeyecektir. Türkiye’de etkisini yitirmiş olsa da Avrupa ve Amerika’da yeniden güçlenmektedir. Bunun coğrafya genelinde etkisinin olacağı da açıktır. Aynı şekilde içerideki uzantılarıyla birtakım yıkıcı faaliyetlere girişmesi de beklenmelidir. Coğrafya genelinde de kendini yeniden var etmeye çalıştığını görmek gerekir. Mursî’nin devrilmesinde görüldüğü gibi bağımlı yapılar da kendi aralarında birlik oluşturmaktadır. Gayr-i millî yapıların coğrafya genelindeki etkinliğini önemsemek gerekir.

O gece gün ışıyana kadar devam eden mücadele ile yüz yıldır gizliden gizliye yürütülen yıkıcı faaliyetlerin ve kirli odakların üzerindeki sis perdesi aralandı. Bundan sonra gözümüzün gördükleriyle mücadele edeceğiz. Korkuya ve endişeye mahal olmadığını düşünüyorum.

Tokatın devamı rekorlarla geldi: Artık Türkiye 15 Temmuz’dan önceki Türkiye değildir
Ekonomi
Tokatın devamı rekorlarla geldi: Artık Türkiye 15 Temmuz’dan önceki Türkiye değildir
TÜRKİYE’nin yaşadığı hain darbe girişimi sonrası ekonomide atılan adımlar toparlanma sürecini en aza indirdi. “Milletimizin hainlere attığı tokadın devamını ihracat ailesi olarak biz de rekorlarla getirdik” diyen TİM Başkanı İsmail Gülle, ekonomik anlamda birçok başarıya şahit olduklarını belirtti.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.