Trump'ın menajeri Manafort'a 43 ay daha hapis cezası
Dünya
Trump'ın menajeri Manafort'a 43 ay daha hapis cezası
ABD Başkanı Donald Trump'ın eski seçim kampanyası menajeri Paul Manafort, "Rusya soruşturması" bağlamında yargılandığı davada 43 ay hapis cezasına çarptırıldı. Manhattan Bölge Savcısı, geçen hafta başka bir davada 47 ay hapis cezası alan Manafort hakkında 16 suçtan yeni bir iddianame hazırladı.
AA
Şimdi de İlhan Ömer’in başörtüsüne kafayı taktılar!
Şimdi de İlhan Ömer’in başörtüsüne kafayı taktılar!

İsrail Lobisi”nin ABD Temsilciler Meclisi’nin Müslüman üyesi İlhan Ömer aleyhinde Kongre kararı çıkarttırma girişimi akamete uğradı. İlhan Ömer’i linç kampanyasına “Temsilciler Meclisi”nin iştirak etmemesi “İsrail Lobisi”ni ve “Cumhuriyetçiler”i çılgına çevirdi. Ömer’i linç ettirmedikleri için Demokratlar ’Yahudi karşıtı’ olmakla suçlanıyor. Trump, Demokratları Yahudi karşıtı bir partiye dönüşmekle suçladı. Medyaya yansıyan bilgilere göre Trump, hafta sonu “Mar a –Lago” tesislerinde Cumhuriyetçi bağışçılarla yaptığı basına kapalı toplantıda da “Demokratlar Yahudi halkından nefret ediyor” demiş.

Video: Şimdi de İlhan Ömer’in başörtüsüne kafayı taktılar!

Trump sözkonusu toplantıda İsrail için neler yaptığını bir bir anlatmış ve İsrail’de başbakanlık seçimlerine girmesi halinde kolayca kazanacağını bile söylemiş. Trump, Amerikalı Yahudilerin “Demokratlar”a oy vermesini anlayamadığını da ifade etmiş. Hemen hatırlatalım, Amerikan Yahudilerinin yaklaşık dörtte üçü Demokratlara oy veriyor ve bu durumun 2020’deki seçimlerde değişmesi beklenmiyor. Amerikan Yahudileri, kendileri için en tehlikeli grubun “Beyaz ırkçı Amerikalılar” olduğuna inanıyorlar. Bu yüzden Demokratlar, Amerikan Yahudileri için hâlâ en güvenli adres olarak görülüyor.

“Reformcu” ve “Liberal Yahudiler” Benyamin Netanyahu’nun politikalarını tasvip etmiyorlar ve bu yüzden İsrail hükümetini eleştirmenin ‘Anti-Semitizm’ ile ilgili olmadığını düşünüyorlar. Aslında Trump, Yahudi oylarından daha çok “İsrail Lobisi”yle bağlantılı iş adamlarının bağışlarının kendi partisine doğru yönlendirilmesini istiyor. 2020 seçimleri için başkan aday adayları sahneye çıktı ve iki parti arasında bağış toplama mücadelesi başladı. Genç Demokratlar ise para ve siyaset arasındaki kirli ilişkiye son vermek istiyor. Demokratlar bağışları sınırlandıran ve bağışlarda şeffaflık içeren yasa tasarısını da Meclis’ten geçirdiler. Tasarı partileri belli bir miktarın üstündeki bağışları ve kaynaklarını ifşa etmekle yükümlü kılıyor. Ülke dışından yapılan gizli bağışların engellenmesini içeren tasarı “siyasi eylem komiteleri (PAC’ler)” tarafından gerçekleştirilen reklamların finans kaynaklarının şeffaf olmasını da düzenliyor.

Tasarı “Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC)”ı da yakından ilgilendiriyor. “AIPAC” doğrudan olmasa bile üye ağları aracılılığıyla siyasi eylem komitelerine bağışları yönlendiriyor. AIPAC bağlantılı siyasi eylem komiteleriyse seçimlerde İsrail yanlısı adayların kazanması için çalışıyor. Lobileri rahatsız eden tasarıya Cumhuriyetçilerin tamamı “hayır” oyu verdi. Tasarının Cumhuriyetçilerin kontrol ettiği Senato’dan geçmesiyse beklenmiyor.

Lobi, İlhan Ömer’i etkisiz hale getirmek için başka yollara da tevessül ediyor. “Fox Haber”in sunucularından Jeanine Pirro, İlhan Ömer’in başörtü takmasını anayasaya aykırı olduğunu öne sürdü. Başörtüsünün “Kur’an”da yer aldığını söyleyen Pirro, Demokratlardan Ömer’in Amerikan anayasasına bağlılığını sorgulamalarını istedi. Pirro’nun sözleri tehlikeli bulunmuş olmalı ki Fox News yönetimi bile açıklama yapmak zorunda kaldı. Fox açıklamasında “Pirro’nun Temsilci İlhan Ömer hakkındaki yorumlarını şiddetle kınıyoruz. Ağın görüşlerini yansıtmıyor ve konuyu doğrudan onunla ele aldık” denildi.

“İsrail Lobisi”nin İlhan Ömer’i linç kampanyası hedefine ulaşmadı ama yorumculara göre bu bir ilk atış, yaydan çıkan ilk ok. Öte yandan yapılan araştırmalara göre genç kuşaklar yeni Demokratların gündeme taşıdığı sosyal içerikli başlıklara daha fazla ilgi duyuyor. Genç nüfus arasında İsrail desteği azalıyor ve bu grup içerisinde Beyaz olmayan Amerikalıların oranıysa artıyor. Bu nüfus değişimi Cumhuriyetçiler için ciddi bir uyarı sinyali veriyor. Genç Demokratlar sadece Demokrat Parti’yi dönüştürmüyor, Cumhuriyetçi Parti’yi de değişime zorluyor. Yaşanan tartışmalarsa buzdağının sadece görünen kısmı.

ABD Kongresi Trump’ı zorluyor
ABD Kongresi Trump’ı zorluyor

Trump’ın Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ile başlattığı nükleer zirve fiyaskoyla sonuçlandı. Zirveden anlaşma çıkmaması en fazla Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ı mutlu etmiş. Analistler bu yorumu tescilli “Neocon” olan Bolton’ın anlaşmazlıkları diplomasiyle değil güç uygulayarak çözme yöntemine inanmasına dayandırıyorlar. Trump’ın Kuzey Kore ile anlaşma girişimine en sıcak destek ise Demokratlardan geldi. Temsilciler Meclisi’nden 18 Demokrat zirve öncesinde yaptıkları açıklamayla Trump’ı destekledi. Açıklamaya Trump’ın en sert eleştirmenlerinden Alexandria Ocasio-Cortez, Raşide Tlaib ve İlhan Ömer de imza attı.

Video: ABD Kongresi Trump’ı zorluyor


Trump, Vietnam’da Kim Jong-Un ile görüşürken, eski avukatı Michael Cohen, “Rusya Soruşturması” kapsamındaki iddialarla ilgili olarak Kongre’de ifade veriyordu. “New Yorker” dergisi Trump’ın ruh halini bir karikatürle yansıttı. Karikatürde “Trump, Kuzey Kore füzelerinin Michael Cohen’e ulaşıp ulaşamayacağını öğrenmek istiyor” sözleri yer aldı. Cohen, Kongre’deki oturumlarda da Trump’ı suçlayan açıklamalar yaptı. Ancak Cohen, Trump’ın 2016’daki Başkanlık seçimlerinde Rusya ile anlaştığına dair ciddi kanıt sunmuyor.

Jeff Sessions’dan boşalan Adalet Bakanlığına William Barr’ın getirilmesinin ardından Robert Mueller’in soruşturmayla ilgili raporunu teslim etmesi bekleniyor. Soruşturmayı denetleyen Bakan Yardımcısı Rod Rosenstein yakında ayrılıyor. Sessions feragat ettiği için soruşturmayı Rosenstein denetliyordu. Rosenstein de FBI eski başkanlarından Mueller’ı görevlendirmişti. Mueller’dan önce soruşturmayı FBI Başkanı James Comey yürütüyordu. Trump ise Comey’i görevden almıştı. Sessions’ın soruşturma yetkisinden feragat etmesine fena halde içerleyen Trump, Mueller’ı kendisine yönelik bir “cadı avı” başlatmakla suçluyor. Demokratlar, Mueller’in raporunun kamuya açılmasının engellenmemesi için önlem alıyorlar.

6 Kasım’daki seçimlerde Demokratlar’ın “Temsilciler Meclisi”nde çoğunluğu elde etmesi “Rusya Soruşturması”nı yakından ilgilendiriyor. Demokratlar, Trump’ın azledilmesi dahil bir çok seçeneği dillendiriyorlar. Senato’yu Cumhuriyetçiler kontrol ettiği için azil seçeneği pek mümkün gözükmüyor. Meclis azîl süreci başlatsa bile Senato’nun da üçte iki oy çoğunluğuyla karar alması gerekiyor.. Aslında sorun, hukuki olmaktan çok siyasi nitelikte ve Demokratlar 2020’deki seçimlerde Trump’ı bu yolla sıkıştırabileceklerini düşünüyorlar. Bazı hukukçular göre Trump, Ruslarla anlaşmaktan değil, ‘adaleti engellemekle’ suçlanmaktan korkmalı. Bu hukukçular, Trump’ın FBI Başkanı Comey’yi azletmesini bu bağlamda değerlendiriyorlar.

Trump’ın başını ağrıtan bir diğer sorun, ABD’nin Meksika sınırından göçmen girişlerini engellemek için vaat ettiği duvar inşası. Trump, Kongre’den bütçe çıkartamadığı için “Ulusal Acil Durum” ilân etmişti. Trump bu yolla, Savunma Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli fonlardan çekeceği paralarla duvarı yapmak istiyor. Kongre Demokratlar’ı ise Ulusal Acil Durum uygulamasını durdurmaya çalışıyorlar. Aralarında Rand Paul’ün yer aldığı bazı Cumhuriyetçi senatörler ise Demokratlar’a destek vereceklerini ilan ettiler. Beyaz Saray, Ulusal Acil Durumu sona erdirecek karar çıkması halinde Trump’ın veto edeceğini duyurdu.

Benzer durum Temsilciler Meclisi’nde bireysel silahlanmayı zorlaştıran iki ayrı yasa tasarısı için de geçerli. Cumhuriyetçiler bireysel silahlanmayı neredeyse kutsal hak olarak görüyorlar. ve kısıtlanmasını istemiyorlar. Çok az sayıda Demokrat silah kontrol yasasına” hayır” oyu verirken çok az sayıdaki Cumhuriyetçi “evet” oyu verdi. Temsilciler Meclisi’nden çıkan kararlar, bireysel silahlanma konusunda son 25 yıl içinde verilen ilk karar niteliği taşıyor.

Demokratlar Kongre’de gerek “bireysel silahlanma” ve ve gerekse “Ulusal Acil Durum” ilânına karşı ciddi hamleler yaparak Trump’ı muhafazâkâr seçmenler nezdinde örselemeyi başardılar. Yeni Meclis’te Trump’ı daha birçok başlıkta zorlayacak hamleler göreceğiz.

1 düz 1 ters 2 hikâye: Demokrasi ve terörle mücadele
1 düz 1 ters 2 hikâye: Demokrasi ve terörle mücadele

Jean François Lyotard’ın, 1979 yılında yaşadığımız dünyanın yeni bir dönemece girmiş olduğunu ve artık “postmodern bir dünya” olarak nitelenmeyi hak eden ayırt edici özelliklere işaret etmesinden bu yana tam 40 yıl geçti. İçine girdiğimiz yeni dünya içinde yaşamakta olduğumuzu sandığımız bir eski dünyadan çıkmış olduğumuzun farkına varmakla başlayacaktı elbet.

Video: 1 düz 1 ters 2 hikâye: Demokrasi ve terörle mücadele


Lyotard’a göre o dünyanın en ayırdedici özelliklerinden biri büyük hikayelerle (meta-anlatılar) kaim olmasıydı. Büyük hikayeler: ilerleme, aydınlanma, evrensellik, özgürlük, eşitlik, adalet, hümanizm gibi büyük ideolojilerdi. İnsanlar bu büyük hikayelerin peşinde koşarak çok büyük bedeller ödediler ama elde ettikleri şey bu hikayeler adına koca bir hiç idi. Ne liberalizmin inandırmaya çalıştığı özgürlük idealine ulaşılabildi ne sosyalizmin gösterdiği eşitlik sağlanabildi ne de adalet. Modernizmin aydınlanma, ilerleme ve evrensellik iddialarının dünyayı getirdiği yer de ortada.

Bu büyük hikayeleri öne sürerek insanları yönetmeye kalkışan siyasi hareketlerin neticede bu ideallerin tam tersi bir dünyaya nasıl mahkum ettiğini insanlık trajik bir biçimde tecrübe etti. Yeni dönemde artık böyle ideallere yer olmayacaktı, gerek de olmayacaktı. Postmodern bir durum vardı artık ve insanlar daha küçük şeylerle mutlu olmanın yollarını bulmaya çalışacaklardı. İnsanların büyük hikayelere karnı tok olacaktı. Kimse artık insanların önüne böylesi büyük idealler koyup sevk edemeyecekti.

Oysa Lyotard’ın üzerinde durduğu postmodern durum üzerinden 40 yıl geçtiği halde insanlığın bu tür büyük hikayelere tamamen veda ettiği, bir tür “ideolojinin sonu” durumu da ayrı bir hikaye olmaktan başka bir şey ifade etmemiş oldu.

Galiba Lyotard’ın kaydettiği “büyük anlatıların sonu” aslında bu tür anlatıların periyodik çöküş anlarından sadece birine denk geliyordu. O, bunun üzerinden bir “tarihin sonu” yazmayı denedi. Böylece kendi hikayesi bütün büyük hikayelerin yerine ikame olacak gibi oldu.

Bu 40 yılın içinde sosyalizm ve kapitalizm çatışmasına dayalı soğuk savaş sona erdi, ama ondan önce sosyalist zannedilen ülkelerin kapitalizme karşı bir savaş içinde olduğu düşüncesi zaten çökmüştü. Sosyalizmin insanlığa gerçekten emeğe dayalı, eşitlikçi ve huzurlu bir hayat getirebileceği beklentisi bitti.

Sosyalizmin çöküşü elbette sadece fikir düzeyinde yanlışlanması veya argümanlarının çürütülmesi yoluyla değil, pratikte ideallerini gerçekleştirme konusunda sergilediği trajik sonuçlara yol açan başarısızlıklar ve bunların yol açtığı hayal kırıklıkları yoluyla gerçekleşti. Yoksa argüman ileri sürmekten, onları en güçlü ve en cazip retorikle savunmaktan kolay ne var? İnsanların bütün beklentileri bittiği halde teoride ve retorikte-sanatta kuyruğu dik tutan bir sosyalist söylemin hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi, anlatılara inancın kolay kolay bitmediğini yeterince göstermiyor mu?

Aslında insanlar kısa zamanda tekrar yeni büyük ideolojiler üretmekten ve tekrar o büyük ideolojilere veda etmekten geri durmadılar. Belki eşitlik değil ama “Demokrasi” ve bir negatif hikaye olarak “terör” yeni bir büyük anlatı olarak, bir hikaye olarak insanlara sunuldu.

Demokrasi o kadar kutsal, o kadar gerekli bir şeydi ki, insanlar Saddamlardan, Kaddafilerden, Castrolardan kurtarılmalıydılar ve “demokrasimizi tehdit eden terör” belasına karşı savunma yeterince kutsaldı. Saddam’ın Kuveyt’i işgali ile Irak’ta demokrasinin olmaması arasında kuruldu ilk tuhaf denklem. “Ortadoğu’ya demokrasi götürmek” bir kutsal savaşın kamufle ifadesiydi ve Amerikan ve İngiliz halklarına, belki de bir çok Avrupa halkına yeterince inandırıcı geliyordu.

Büyük hikaye buydu artık: Bütün insanlığı Batıya ait demokrasi nimetinden faydalandırmak. Bu uğurda demokrasi ihraç edilen ülkelerin ödemek zorunda kaldığı bedeller pagan-kafir doğuluların tarihsel olarak hak ettikleri bedellerdi. Ölen canların hiçbir kıymeti yoktu. İnsan hakları onlar için değildi zaten. Onlar haddi zatında insan da değildi zaten. Yeni binyılın eşiğindeki aydınlanmış Batının icracısı olduğu Tanrı Krallığının kahrettiği gafiller sürüsüydü.

Diyebiliriz ki Lyotard’ın o büyük tespitine rağmen, son 30 yıldır dünya biri ters biri düz bu iki büyük anlatıyla idare ediliyor. Bunların birer hikaye olduğunun aslında entelektüeller farkında. Bu hikayeler adına girişilen bütün operasyonlarda canı yananlar da fazlasıyla farkında. Ama zaten hikaye hiçbir zaman herkesin inanmak zorunda olduğu bir şey olmaz ki. Hikaye egemenlerin hikayesidir ve onların dünyayı idare etme tarzlarını meşrulaştırmak için bir araçtır sadece. Yerseniz.

Demokrasinin Batılılar için pek değerli olduğuna inanan Arap halkları 2010 yılının sonunda bunu gerçekleştirmek için yola çıktıklarında Batılı ülkeleri yanlarında bulacaklarını beklediler. Vaka ilk başta Avrupa’dan da Amerika’dan da destekleyici, hatta kutlayıcı mesajlar geliyordu. Oysa her biri gerçek birer demokrasi hikayesi olan Arap devrimlerinin karşısına dikilen darbeler karşısında aynı Batı dünyası önce sessiz kaldı, darbelere darbe bile demediği gibi sonrasında bütün darbecilerle iş tutmaya başladı.

İşte Şarmelşeyh’te darbecilerin en kötüsü, en eli kanlısı ile bütün Avrupa liderlerinin birlikte verdikleri görüntü İslam dünyasında demokrasinin Avrupalılar için ne türden bir hikaye olduğunu bütün çıplaklığıyla ele verdi.

Ne diyelim biz şimdi? Lyotard gibi bir büyük hikayenin daha sonu mu diyelim, yoksa ikiyüzlü sömürgeci batılıların bu hikayesine zaten hiç inanmamıştık mı diyelim?

Bu bir soru da, AB ve ABD’nin başlarda Arap Baharını destekleyen tavrı ve mesajlarına ne demeli?

Aslında Tunus’un Nahda hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’nin geçtiğimiz günlerde SETA’da verdiği bir konferans vesilesiyle bu soruya cevap için başlamıştım yazıma. Yerimizin sonuna geliverdik. Demek ki, devam edeceğiz…

Fenerbahçe için yeni teknik direktör iddiası
Spor
Fenerbahçe için yeni teknik direktör iddiası
Portekiz basını, tarihinin en kötü sezonunu geçiren Fenerbahçe'nin teknik direktör Ersun Yanal'ın yerine Paulo Sousa'yı gündemine aldığını iddia etti.
Yeni Şafak
Sömürgecilik tartışması sonrası Fransa'dan İtalya'ya zeytin dalı
Dünya
Sömürgecilik tartışması sonrası Fransa'dan İtalya'ya zeytin dalı
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, İtalya'daki büyükelçilerini geri çağırmalarının geçici bir önlem olduğunu ve karşılıklı saygı olduğunda ilişkilerin normal seyrine dönebileceğini söyledi.
AA
Nobel ödüllü ekonomist durgunluk bekliyor
Ekonomi
Nobel ödüllü ekonomist durgunluk bekliyor
Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman, küresel ekonominin bir durgunluğa gittiğine ilişkin ciddi işaretler olduğunu, 2019 yılında bir durgunluk beklediğini söyledi. Krugman, şu anda durgunluğa en yakın yerin ise Euro Bölgesi olduğuna dikkat çekti.
DHA
İngiltere'den Suudi Arabistan'a işkence suçlaması
Dünya
İngiltere'den Suudi Arabistan'a işkence suçlaması
İngiliz milletvekili heyetinin raporu: Suudi Arabistan'da tutuklu kadın aktivistler, zalim ve insanlık dışı bir muameleye maruz bırakılıyorlar. İlkece, en üst düzeydeki Suudi yetkililer de işkence suçundan sorumlu olabilirler.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.