Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Papa'nın koronavirüs testi 'negatif çıktı'
Dünya
Papa'nın koronavirüs testi 'negatif çıktı'
Rahatsızlığı nedeniyle tüm programlarını iptal etmesinin ardından koronovirüs söylentilerini beraberinde getiren Papa Francis'in testlerinin negatif çıktığı öğrenildi.
Reuters
İran'ın eski Vatikan Büyükelçisi koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi
Dünya
İran'ın eski Vatikan Büyükelçisi koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi
İran'ın önde gelen din adamlarından ve eski Vatikan Büyükelçisi Hüsrevşahi, dün Kovid-19 şüphesiyle başkent Tahran'daki Mesih Danişver Hastanesi'nde tedavi altına alındı.
AA
Faşist Batı edebiyat pazarında faşizm satar
Faşist Batı edebiyat pazarında faşizm satar

Susan Buck-Morss, Görmenin Diyalektiği’nde (Metis, 2010) Walter Benjamin’den şu pasajı nakleder:

“Yalnızca ismini bilmediğimiz bir gözlemci bir gün faşist İtalya’nın büyük bir gazete gibi, hatta büyük bir yayımcı tarafından yönetildiğini söylemişti: Her gün bir fikir, rekabet, sansasyonlar, maharet ve okurun toplumsal yaşamının orantısız derecede belli kaba saba cephelerine ısrarla ve akıllıca yönlendirilmesi, okurun idrakinin sistematik olarak çarpıtılması ve bu yolla belli pratik amaçlara ulaşılması. Özetle, faşist rejimler reklam rejimleridir.”

İsveç Kraliyet Akademisi Nobel Komitesinin bu yılın edebiyat ödülünü, faşistliği sabit, katil seviciliği malum olan Peter Handke’ye vermesiyle başlayan tartışmalarda, düzünden veya tersinden etkili bir reklamın yapılması üzerinde hiç durulmadığı gibi, Nobel’in Faşist Batı’daki siyasi işlevinin ve Avrupa edebiyat pazarı cihetinden öneminin üzerinde de hiç durulmadı.

Burada Faşist Batı tanımı üzerinden toptancılık yaptığımıza ve dolayısıyla oradaki vicdan sahiplerini peşinen yok saydığımıza dair gelebilecek eleştirileri göz önüne alarak, bidayetinden beri insancılığın ve demokrasinin Batı’nın kendi sınırlarında geçerli olduğunu, bu kavramların oradan ihracının ise yine Batı adına yeni bir sömürüyü makulleştirmekten ibaret bulunduğunu özellikle belirtelim.

Bu manada Batı, İkinci Dünya Savaşı’nı takiben, bu savaştan ve savaş esnasında altmış beş milyon insanın öldürülmesinden kendisine sorumluluk payı çıkartarak, sömürülerin, işgallerin tümüne karşı bayrak açan yeni bir Albert Camus’nün yetişmeyişiyle de sanatı ve edebiyatı tamamıyla kendi faşizminin içine çekerek salt tarihi korkularıyla hemhal olan bir cinnet medeniyetine dönüşmüştür.

Buna bağlı olarak Nobel de, bir ödül müessesi olmaktan çok, Batı’nın faşistliğini meşrulaştıran ruhbanların Batı tipi faşizmi benimseyenleri ve yaygınlaştıracak olanları tezkiye etme merkezi haline getirilmiştir. Dolayısıyla İsveç Kraliyet Akademisi Nobel Komitesi aynı zamanda, edebiyat pazarına sürülecek Avrupalılık fikrine bağlı faşist müminlerin aizleştirildikleri yeni Vatikan’dır.

Yakın geçmişte Sarkozy’nin Endülüs Emevi medeniyetine dair kayıtların okul kitaplarından kaldırılması ve bununla da yetinmeyerek Kur’ân’dan kimi âyetlerin çıkarılmasını talep etme küstahlığını hatırlayanlar, zikrettiğimiz bağlamda Nobel edebiyat ödülünün neden faşist bir katil sevici olarak Handke’ye verildiğini daha iyi anlayacaklardır.

Batı’daki kültür müesseselerinin Avrupalılık esasında, yegâne düşman olan Müslümanlardan korunma siyasetini her şeyin önüne aldıklarını düşündüğümüzde ancak, siyasetçilerin tavsiyeleri ve modern kurum ruhbanların icrası planında malum ödül sorununu daha doğru kavrayabiliriz. Zira Handke’ye olan haklı tepkileri bile, İslâm’a düşmanlık özelinde Avrupalılık fikriyatını pekiştirecek bir reklama tahvil etmek, her şeyden önce faşist siyasetin yükselişini teyit etmekten başka bir şey değildir.

Bu şartlar altında, Batı’da yeni bir Camus’nün yetişmeyişine dair yukarıdaki vurgumuzu dönüp, onun 1957 yılı Nobel ödülündeki konuşmasının bir bölümünü alıntılayarak nostalji yapmakla sanırım Batı’daki faşizmin yeni boyutunu daha iyi ifade etmiş oluruz:

“Her nesil şüphesiz ki, dünyayı yeniden biçimlendirmek için çağrıldığına inanıyor. Benim neslim ise onu yeniden şekillendirmeyeceğini ve görevinin bundan daha zor olduğunu biliyor. Bu görev de, dünyanın kendi kendini yok etmesini engellemektir. Bu nesil, karışık ve yenik devrimlerle, ölü tanrılarla ve tarihi geçmiş ideolojilerle dolu, teknolojinin delirdiği ve ikna edilmesi imkânsız, vasat güçlerin her şeyi yok ettiği, nefretin ve baskının hizmetkârı olabilmek için zekânın kendi itibarını düşürdüğü, bu yozlaşmış tarihin mirasçılarıdır. Onlar, içeride ve dışarıda, yaşam ile ölümün itibarını şekillendiren şeyi, kendi olumsuzlamalarıyla yeniden yaratmak zorunda kalıyorlar. Parçalanma tehdidi altındaki bir ülkede, engizitörelerimiz sonsuza kadar hüküm sürecek bir ölüm imparatorluğu kurabilir. Bu risk ile karşı karşıya bulunan bu nesil, zamana karşı çılgın bir yarışta ve bilmesi gerekeni biliyor: Tüm uluslar için hizmetkârlığı barındırmayan bir barışı yeniden tesis etmek; emeği ve kültürü yeniden barıştırmak ve tüm insanlarla Ahit Sandığı’nı yeniden yaratmak. Bu neslin bu muazzam görevi yerine getirebileceği kesin değil ancak dünyanın her yerinde çoktan gerçeği ve özgürlüğü sorgulamaya başlıyor ve bu uğurda nefret dolu olmadan nasıl ölüneceğini biliyor.”

Zavallı diyalog
Zavallı diyalog

Sevgi, barış, hoşgörü, hizmet gibi birçok güzel sesli ve anlamlı kelime kötüye ve kötüde kullanan bazı şahıslar ve gruplar yüzünden yıpranmıştır. Bu yüzden “zavallı” dediğim diyalog kelimesi de bunlardandır. Günlük dilde ikrah söz konusu olmadan kullanılıyor olsa da “dinlerarası diyalog” terkibindeki diyalog artık kötü bir damga olup kalmıştır.

Video: Zavallı diyalog


Açıp ansiklopedik lügatlara baktığımızda diyalog kelimesi şöyle açıklanıyor:

“Dialogue” Yunanca’da iki ya da daha çok kişi arasında karşılıklı konuşma anlamına gelir. Dilimize Fransızca “dialoque’’ kelimesinden geçmiştir. Sosyal bilimlerde ve günlük konuşma dilinde, farklı görüş ve tutuma sahip iki kişi, grup veya ülke arasında karşılıklı görüşme, tartışma ve temas anlamında kullanılır.

Peki dinlerarası diyalog nedir?

Dinler insanlaşıp birbiri ile konuşup tartışamayacağına göre burada mecaz vardır ve bundan maksat “belli dinlere mensup kişiler arasında diyalog” demektir.

Peki tabii ve kaçınılmaz olan böyle bir faaliyet nasıl oldu da ülkemizde damga ve aforoz aleti haline geldi?

Çünkü papa bunu kötüye kullandı, F. Gülen’in de ona yardımcı olduğu zaman içinde ortaya çıktı!

Papa 2. Jean Paul altmışlı yıllarda, öteden beri uygulamada var olana farklı anlam ve maksat yükleyerek “dinlerarası diyalog” faaliyetini başlattı. Başta Katoliklerin diğer din mensuplarına bakışını yumuşatmak istemişti, tepki ile karşılaşınca “Bizim maksadımız diyalogu, Hristiyanlaştırma aracı olarak kullanmaktır” dedi. F. Gülen onu ziyarete gitti, bir mektup sundu, bu mektupta “diyalogun bir parçası veya tarafı olarak buraya geldim” diye yazmıştı.

Parçası mı, tarafı mı?

Parçası olursa ona hizmet edecek. Taraf olursa “o da İslamlaştırmak için” katılacak ve kullanacak.

O tarihlerde konu cemaatler arası tartışma sebebi olunca kendilerine yazılı olarak sordum; “parçası değil, taraf” diye cevap verdiler, yanlış çevirilmiş dediler.

Tabii, faydalı, hatta bazen zorunlu olan “farklı din mensupları arasındaki diyalog” kavram ve faaliyeti, bu rakipler arası tartışmada zarar görmesin ve sapmasın diye 2005 yılında “Dinlerarası Diyalog Nedir” isimli bir küçük kitap yazdım ve burada hem o cemaati uyardım, hem de normal olanı, tarih boyunca uygulananı açıklamaya çalıştım. O kitapta şu satırlara yer verdim:

“Defalarca ifade ettiğimiz gibi bütün diyalog taraflarının kendilerine göre amaçları ve beklentileri vardır; bundan Vatikan’ı istisna edemeyiz; onlar da diyaloğa karar verirken bunu -başka amaçlar yanında- dinlerini yayma aracı olarak kullanmayı hedeflemişlerdir. Buna rağmen Müslümanlar onlarla diyaloga girerlerse bunların da hedef ve beklentileri olacaktır. Hiçbir Müslüman zarardan ziyade fayda umudu olmadan karşı tarafa (Hristiyanlığın yayılmasına) hizmet etmek için diyaloğa girmez. Farklı inançlara sahip taraflar arasındaki diyaloga karşı çıkanlar, sanırım bunun getiri ve götürüsü konusunda farklı düşündükleri, farklı değerlendirmeler yaptıkları için karşı çıkıyorlar. Bu karşı çıkış, diyaloga girenler için de bir uyarı olmalı, hesap hatasına düşmemek için onları daha fazla dikkate sevketmelidir”.

2009’da hazıladığım baskıda da şunu yazdım:

“Hristiyanlığın vazgeçemeyeceği vazifelerinden biri misyonerlik; yani bütün insanları Hristiyanlaştırmak için çaba göstermektir ve bunu da asırlardan beri yapmaktadır. Buna rağmen Müslümanlar onlarla diyalog içinde olmuşlar, ‘Hristiyanları Müslümanlaştırmak’ amacı da dahil birçok maksatlarla bir araya gelip görüşmüş, tartışmış, ortak bazı işler tutmuşlardır. Bugün yurt dışında yaşayan dindaşlarımız yoğun bir misyonerlik taarruzu karşısında bulunuyorlar ve oradaki din rehberlerimiz çeşitli maksatlarla Hristiyan ve Yahudi din adamlarıyla bir araya geliyor, diyaloglar yapıyorlar.”

“Bu noktada önemli olan kırmızı çizgilere dikkat etmek, dengeyi bozmamak, kâr zarar hesabını iyi yapmaktır; eğer bu çeşit diyalog İslam’ın ve Müslümanların menfaatine değil, zararına olursa zinhar ondan uzak durmaktır. Müslümanlar, ‘Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere’ diyaloga girmezler, kendi davalarının şuurlu bir misyoneri; yani davetçisi, tarafı olarak diyaloga girerler.”

“Burada bir daha tekrar edeyim: Diyalog zorunludur, kendi duvarlarınızın içine hapsolarak -tebliğ başta olmak üzere- İslam’ın çağdaş temsilini gerçekleştiremezsiniz, oyunlara müdahale edemezsiniz, ama oyuna gelmemek, pirinç peşinde iken eldeki bulguru da kaybetmemek için azami titizliği göstermeniz de ayrı bir vecîbedir.”

Papa Francis asansörde mahsur kaldı
Dünya
Papa Francis asansörde mahsur kaldı
Pazar ayini konuşmasına asansörde kaldığı için 25 dakika geç kalan Katoliklerin ruhani lideri Papa Francis, konuşmasına özür dileyerek başladı.
IHA
Papa ne yapmak istiyor?
Papa ne yapmak istiyor?

Vatikan’ın “dinler arası diyalog” projesinin amacının misyonerlik olduğu açıktır; bunu diyalogu farklı bir mecraya sokmaya uğraşan müteveffa papa da itiraf etmiştir.

Video: Papa ne yapmak istiyor?


Diyalog aslında dinler arasında değil, farklı dinlere mensup insanlar (dinlerin temsilcileri) arasında olur, fakat bir ğalat-ı meşhur olarak veya kasten buna “dinler arası diyalog” denmiştir.

Çeşitli maksatlarla farklı dinlere mensup insanların bir araya gelmeleri, konuşma, danışma, tartışma, dine davet… yapmaları yeni bir olay değildir.

Kur’an-ı Kerim’de:

“64. De ki: ‘Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin: Yalnız Allah’a tapalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da içimizden bazıları diğer bazılarını rab edinmesin.” Eğer yine yüz çevirirlerse, “Şahit olun ki biz müslümanlarız’ deyin.” (Âl-i İmran:3/64)

buyurularak “dine davet ve hakkı tebliğ için diyalogun kapısı açılıyor, ancak diyalogun yalnızca bu maksatla yapılamayacağı, başka maksat ve zaruretlerin de diyalogu meşru kıldığı bilinmektedir.

İnsanları İslam’a kazanmak için tecrübe edilmiş yollar arasında en etkilisinin “İslam’ın, Müslümanların hayatında doğru temsili” olduğu sabit olmuştur. Birçok insanın hidayetine sebep olana iki unsur vardır: 1. Kur’an-ı Kerim’i okumak, 2. İslam’ı iyi temsil eden Müslümanları tanımak.

Peki insanları İslam’dan uzaklaştıran nedir?

Bu sorunu cevabı uzun olmakla beraber kapsayıcı olmayan ama bu yazının amacı bakımından yeterli olan sebepler şunlardır:

1.İslam’ı yanlış anlayan, anlamayan, anladığı ve bildiği halde İslam’a uymayan ahlak, davranış, hitap ve ilişki içinde olan Müslümanların çokluğu.

2.İslam hakkında yeterli bilgisi ve İslâmî yaşayışı eksik olan, bu haliyle başka din, ideoloji ve hayat tarzını benimsemiş kimselerle sıkı ilişki içinde olmak.

3.Başka dinlerin misyonerlerinin aldatıcı, saptırıcı, iki yüzlü davranışları ve etkili propagandaları.

Bu cümleden olarak mevcut Papa’nın son Ortadoğu gezisinden ve yaptığı bir açıklamadan örnek vereceğim:

Bu gezide Körfez ülkelerinde ölçüsü kaçık karşılamalar yapılmış, Müslümanlara örnek olması gereken dini ve siyasi liderlerin yanlış veya kasıtlı davranışları Papa’ya ve onun dinine itibar kazandırmış, İslam’a eşit izlenimi hasıl olmuştur.

Fas’ta yapılan daha vahimdir. Burada Papa ile Kral, İmam Hatip yetiştiren bir okulda hazırlanan bir programa katıldılar. Bu programda İmam kıyafetinde bir genç musiki eşliğinde ezan okuyarak sahneye girdi, ezanın yarısında musiki bu defa kilise musikisine dönüştü ve bir açık bayan okuyucu kilise ilâhisi ile icraya devam etti, arkada büyük bir orkestra vardı, bir ara Yahudilerin ilâhisine de yer verildi. İcra bitince Papa ve Kral heyecanla alkış tuttular.

Bu çeşit faaliyetlerin İslam’a vereceği zarar ve diğer dinlerin hanesine yazacağı kâr açıktır. Burada hak ile batıl eşit hale getirilmekte, doğrudan dinlerine davet ile sonuç alamayan misyonerler, uygun ortamlarda İslam’ın itibarından yararlanma yolunu seçmektedirler.

İşte tam bu bağlamda Papa bir açıklama yapıyor ve özetle şöyle diyor:

“Misyonerlik yani doğrudan dine davet yolu kapalıdır, bu yoldan sonuç alınamıyor, bu sebeple Fas’ta faaliyet gösteren din adamlarımız insanları Hristiyanlığa davet etmek yerine onlara yaklaşıp eşit şartlarda kardeş/dost olarak birlikte yaşamaya yönelmelidirler.”

Papa’nın yeni taktiğine hem Fas Ulema Heyeti’nden hem Dünya Müslüman Alimler Birliğinden tepkiler gelmiş, gerekli uyarılar yapılmıştır.

Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Göktaş Papa'ya güven mektubunu sundu
Dünya
Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Göktaş Papa'ya güven mektubunu sundu
Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Göktaş, Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus'a güven mektubunu sundu.
AA
Vatikan arşivlerini açıyor
Dünya
Vatikan arşivlerini açıyor
Papa Franciscus, 2. Dünya Savaşı'nı da kapsayan Papa 12. Pio dönemine ait Vatikan arşivlerinin 2 Mart 2020'den itibaren araştırmacılara açılacağını duyurdu.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.