Yeni Şafak İnternet Yayın Yönetmeni Ersin Çelik ve stratejist İbrahim Ufuk Kaynak, Hafıza’nın son bölümünde bölgedeki çatışmaların perde arkasındaki inanç temelli kuşatmayı ve Türkiye’nin stratejik direncini değerlendirdi. ABD ve İsrail’in bölgedeki varlık-yokluk mücadelesinin asıl hedefinde Türkiye’nin olduğunu vurgulayan Kaynak, İsrail’in bölgedeki saldırganlığının ve Türkiye’ye yönelik emellerinin temelindeki motivasyonu şu sözlerle özetledi: "İsrail, enerji ve ticari yolları kendi üzerinden geçirmek istiyor. Buna tek engel şu anda Türkiye. Eğer Türk devlet aklı yoksa dünyada hiçbir devletin aklı yoktur emin olun buna. Çünkü bilinen tek devleti, ilk devleti, organize devleti biz kurduk."
Çelik ve Kaynak son bölümde şu başlıklara değindiler:
Yanı başımızdaki İran'a yönelik saldırılar devam ediyor; Amerika ve İsrail'in başlattığı. Ve yani işte Amerika gittikçe bir manevra alanı daralan bir ülke hâline geldi. Pozisyonunu netleştiremiyor. İşte bir pilotunu kurtarmaya yönelik çok ciddi bir operasyon yaptılar. Trump, kurmaylarını alarak Beyaz Saray'da bir Hollywood sahnelerini anlatır gibi öyle bir şeyler sundu. Ama diğer taraftan da dünya kamuoyu çok farklı bir görüntüyle karşı karşıya. Yine tehditler havada uçuşuyor.
Evet, Avrupa iyice ayrıldı.
Avrupa iyice ayrıldı. Trump, NATO kartını kullanmaya çalışıyor. NATO'yu tahrik ediyor. İşlevsiz hâle getirmeye çalışıyor bir taraftan da. Ama yani bu güç dengeleri oluşturulan, gösterilen güç dengelerinin de kamuoyundaki şeyi değişti. İtibarı da değişti, algısı da değişti. Şimdi biraz hem bunları konuşmamız lazım hem de bu savaş eninde sonunda bitecek ve bölgenin yeniden nasıl şekilleneceğini konuşacak bütün dünya kamuoyu. Biz, biraz önden konuşalım istedik. Ne olur ne biter diye. Sizin okumalarınız, gözlemleriniz neler? Biraz bunun üzerinden ilerleyelim. Böyle de başlamış olalım.
Evet. Eldeki delillere göre neler olabileceğine dair bir perspektif çizmek. Onun için de böyle bir temelden alalım yine. Çünkü savaş başladığında ilk iki hafta Amerika'nın bariz bir psikolojik üstünlüğü vardı. Şaşırtıcı bir biçimde olay terse dönmeye başladı. Biz geçen hafta dedik ki "Psikolojik üstünlük İran'a geçiyor gibi." dedik. Şu anda çok daha fazla geçti. İlk başta sadece "Bir iki yaralımız var, hiçbir şey kaybetmedik." falan derken birdenbire işte şeyin analist Larry Johnson'ın bir açıklaması var. Diyor ki: "400 milyon dolarlık hava aracını kaybettik." diyor şu ana kadar diyor, "16 tane hava aracı." Hani öyle bir şey ki hava sistemi hiç yoktu İran'ın. Birdenbire hava sistemi çıkmaya başladı. Demek ki işin içerisine başka aktörler de girmeye başlıyorlar.
SAVAŞIN BÖLGEDEKİ ETKİLERİ NELER OLACAK?
İki Amerika yani bu kadar tahmin etmiyordu olayı. Venezuela'dan yola çıkarak dedi ki: "Yani zaten başındakileri öldürdük mü bu iş biter. İki rejimi de değiştireceğiz." Şu anda ondan bütünüyle vazgeçti. "Zaten değişti." diyor. "O öldü, öbürü geldi." Ya ölen 80 yaşındaki adam gitti, 56 yaşındaki adam geldi. Aynı oğlu. Yani aslında İran'da pek fazla bir şey değişmedi ama Amerika olayı yanlış okudu ve İsrail'in gazına geldi. İsrail de bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordu ve kendisinde ilk yani sekiz ay önceki... Böyle bir tahribat olacağını da tahmin etmiyordu. Çünkü ilk seferinde de böyle bir sekiz ay önceki olaylarda yine aynı şekildeydi ama o zamanki yıkımla şimdiki yıkım arasında muhteşem bir fark var.
Bir de üstelik son bir haber. Bu henüz Türkiye'de pek şey yapmadı ama yabancı basında geçiyor bol miktarda. Kuzey Kore'den İran'ın zaten bu yeni füzeler 13 bin km menzilli. Onların da adı Hwasong, bin 300 km menzilli. Hwasong 15, onların birkaç modeli var. Bunlardan alınmış. Yani bu demektir ki eğer doğruysa bu olay, Amerika'nın her tarafını vurabilir. Yani artık Tel Aviv’de veya bölge üslerinde değil. Bu çok dolaşıyor şu anda ve bunu bazı kaynaklarda 500, bazı kaynaklarda 800 tane aldığını söylüyor; bu füzelerden. Ve bunların zaten geldiğini, yerleştirildiğini, birkaç gün içerisinde hazır olacağından falan bahsediyorlardı.
Bu öncesi olan bir hazırlık aynı zamanda. Yani bugünden yarına olabilecek bir şey değil.
Yani şimdi Amerikalılar için şöyle bir şey: Amerika'nın halkı şu anda nelerin olup bittiğini, dünyanın bir tarafında bilmem ne kadar insanı öldürdükleriyle falan ilgilenen çok az bir kesim var. Bunların çoğunluğu petrol fiyatlarının artmasından dolayı bir kızgınlık içerisinde. Geri kalmış; dünya ölmüş, bitmiş, batmış. Böyle bir anlayış yok.
Ama zaten bir taraftan da başka bir dip dalga var. Bir öfke var. Savaşa yönelik bir öfke var. Yani bu bir İsrail karşıtlığını da ciddi anlamda inanılmaz bir boyut yani sosyolojiye dönüştürülmüş durumda. Yani Amerikan medyasında da İsrail karşıtı bir dili artık görmeye başladık.
İbrahim Ufuk Kaynak: Bu çok ve çok fazla ve son derece açık bir şekilde ve ilginç olanı söyleyeyim biliyor musunuz? Üniversitedeki hocalar arasında böyle bir şey yapıyorlar, yüzde 80 çıkıyor.
“ABD-İSRAİL’İN MEDYA SİLAHI ZAYIFLADI”
Şimdi bu bir yani hem savaş iletişimini, enformasyonunu yönetememek demek hem de toplumu kanalize edemiyorsun, inandıramıyorsun; toplumda bir karşılığın yok demek. Yani Amerika ve İsrail'in elindeki en büyük silah yani savaş silahlarının dışındaki en büyük silah, medya silahıydı. O medya silahının da ciddi anlamda zayıfladığını görüyoruz. Fakat şimdi neredeyse 40 güne doğru gidiyoruz 28 Şubat'tan beri ve bütün öngörüleri, taahhütlerinde yanıldılar her iki devlet de ve bir taraftan da İran bazen dört ülkeyi birden vuruyor. Dört ülkeden kastım; Amerikan üslerinin olduğu ülkeleri vurmaya devam ediyor.
Yani bölgedeki 16 Amerikan üssünü yerle bir bile etmişler şu anda.
Yani Amerika "Biz rejimi değiştireceğiz." yok işte "Hürmüz'ü kontrol altına alacağız." işte "Hark Adası'na asker çıkaracağız."Bunun senaryoları konuşuluyor. İşte her gün yeni bir gün veriliyor: "Yarın işte kıyameti koparacağız, dünyanın sonu."
"Ekstra iki gün uzattım." diyor, "Yok bir hafta daha uzattım." diyor.
İşin içinden çıkmak için uğraşıyor.
Şu aşamada hani kendi içerisinde seçimi kaybettirmeyecek bir şeyin peşinde. Çünkü bu ara seçim dedim ya, bayağı önemli. Onu kaybettirmeyecek. Onun için halka bir şey demesi lazım: "Ben zaferle çıktım." İran'ın da gururu kırıldı onun da aynı şekilde. O da başka bir şey. Yani onu da tatmin etmeleri lazım. Ama İran'ın elinde bir kozu var, o da Hürmüz Boğazı. Hürmüz Boğazı'ndan geçişler konusunda da son derece sert bir tutum takındı. "Bundan sonra da bizden izinsiz hiç kimse geçmeyecek, bize para vermeyen de geçmeyecek." Ama şimdi karşıdaki yapıda Amerika ve İsrail aslında bize bir şeyi gösterdi. Biz hani dünyada demokrasi, insan hakları falan filan derken birdenbire iki tane din temelli devletle karşılaştık. Biri Amerika, diğeri İsrail.
Yani Siyonizm ile Evanjelizm kendini net bir şekilde gösterdi.
TRUMP KENDİNİ MESİH İLAN ETTİRMEYE Mİ ÇALIŞIYOR?
İnanılmaz bir şekilde. Yani şimdi Marco Rubio, Dışişleri Bakanı bir açıklama yapıyor. Diyor ki: "Bu bir Haçlı Seferi'dir." diyor. "Yani biz Haçlı Seferi'ne başladık." diyor. "İsa da yeryüzüne geldi." diyor. Çok ilginç. Şimdi adamdaki motivasyon. Bunu diyen adam Dışişleri Bakanı. Savunma Bakanı da aynı. Amerikan Savunma Bakanı Peter Hegseth: "Mesih geldi, yaşıyor." diyor şu anda. Bir yandan da bir tane daha var. Paula diye bir hanımefendi var, Paula White; Trump'ın ruhani danışmanı. O da diyor ki, Trump arkasında duruyor işte: "Mesih'in yeryüzüne geldiğini, vadedilmiş cennetin artık kapılarının açıldığını ve buradaki en büyük etkenin işte arkamızdaki Mesih gibi Trump olduğunu" falan söylüyor. Karşımızda birdenbire baştan ayağa dinî temellerde konuşan bir Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, ruhani lideri ve aynı anda bunlara karşı çıkan, bu konularda "Yanlış yapıyoruz." diye düşünen yedi kişi görevden alınıyor; Kara Kuvvetleri Komutanı dâhil.
Yani Trump'ı olumlamayan, desteklemeyen, övmeyen herkesi şu anda görevden alıyor.
Evet. Ve 20'ye yakın da istifa var, ayrılıyorlar.
İstifa edenler de zehir zemberek açıklamalar yapıyor.
Öyle bir şey ki Kara Kuvvetleri Komutanı'nın ayrıldıktan sonraki açıklaması var. Diyor ki: "Amerika kendini bitirecek bir savaşın içerisine giriyor." diyor. Şimdi bunların bir Vietnam sendromları vardı, oldukça uzun sürdü. 19 yıl kadar bombalamadık hiçbir yer bırakmadılar. Ve inanın bana öyle bombalar kullandılar ki "Ağaçların arasına saklanıyorlar." diye ağaçları yakıp yapraksız bırakacak bir bomba türünü kullandılar sadece açılsın diye. Bakın, karşımızdaki insanların şu anda da hâlâ aynı. "İstersem bir gecede mahvederim." diyor.
Bir gecede mahvedebilmesi için bir tek şart kaldı: Atom bombası atması gerek. Bir tek o kalıyor.
“İSRAİL’DE DEMİR KUBBE BİTTİ”
Yani yaptığı tehdit esasında. Bu neye yol açar? Vallahi dünyanın zaten bütün dengeleri değişti onu söyleyeyim, baştan ayağa. Biz zaten bunu dört buçuk, beş yıldır söylüyoruz: "Bu değişecek." diyoruz. Çünkü bu gidişat, gidişat değil. 21. yüzyılın yapılanması için yeni bir çaba var. Bunun içerisinde Amerika kendi imparatorluğunu kaybetmek istemiyor. Yeni aktörlerin piyasaya girmesini istemiyor ama girdi; o da Türkiye. Eski aktörlerin güçlerinin kesilmesi lazımdı; Çin ve Rusya gibi. Onların sınırlandırılması lazımdı. Ama İran bu işin içerisinde sadece petrolünü elde etmek için çalışacakları bir devlet oldu. O çok basit gördü. Dedi: "İran'a giderim, tıpkı Venezuela gibi yıkarım, yakarım, alırım, gelirim." O kadar basit dedi. Şimdi işin içinden çıkamıyor. Geri dönmesi lazım. İran 40. gününe yaklaşırken hâlâ bugün yine Tel Aviv'e vurdu. En önemlisi de şu; çok güvendikleri Demir Kubbe bitti şu anda. Artık hava savunma sistemi, atacakları silah da kalmadı, malzeme de kalmadı. İşte Almanya'da Volkswagen firmasının fabrikaları değişiyor, onlara bomba yapacak. Onun gibi kaç tane ülke var. İsviçre bomba vermeyi kesti. İsviçre’nin F-35 almak için ödemiş olduğu paraya el koydu.
Evet, resmen gaspettiler.
Avrupa ile ara iyice açılıyor. Avrupa inanılmaz bir hayal kırıklığından şu anda sinire döndü. Ve biz karşı hamle olarak ne yapabiliriz?
Biz baştan beri söyledik ki: "Almanya diye bir devlet yoktur." dedik. "Japonya diye bir devlet yoktur." dedik. Dikkat edin; Fransa bile iki kelime söyleyebiliyor, İspanya iki kelime söyleyebiliyor; Almanya hiçbir şey yapamıyor. O kadar bağımlı.
Bunun biz yıllar önce altını çizdik ya. Avrupa'daki politik köleler.
Kurulan düzen için Avrupa'da aslında elden geldiği kadar herkesi Almanya'ya bağlayacaktı ve tek merkezden kendisi kontrol edecekti. Ama yakında Almanya da çığırından çıkacak. Bu yapılan seçimlerde ilk defa şimdiki var olan partilerin yapısı olduğu gibi değişecek. Bambaşka birileri gelecek. Artık daha Yeşiller falan hiç konuşmayacak. Dünya inanılmaz başka bir yöne doğru gitmeye başladı. Buna kadar çok fazla bir zaman kaldığını zannetmiyorum. Çünkü dinî motivasyonlar harekete geçtiği zaman... Bir de İsrail'in dinî motivasyonu var. Onlar da bir yandan Mescid-i Aksa'nın yıkılması peşinde.
Evet, o ritüelleri de başlattıklarına dair, başlatacaklarına dair çok sayıda söylem var, hareket var. İşte Mescid-i Aksa günlerdir kapalı, ibadet edilemiyor. Yani artık bir ayı geçti. Bu da bizim Müslümanlar için çok büyük bir yara, bizim için bir utanç aynı zamanda ve İsrail'in oradaki emellerini biliyoruz. Yıkmayı da planlıyor yani bunu da artık ilan ettiler zaten. Bir de böyle bir denklem var. İşte o "Kızıl Düve" ritüelleri var vesaire, ona yönelik de çalışıyorlar.
İSRAİL’İN KIZIL DÜVE PLANI NE?
İbrahim Ufuk Kaynak: Şimdi ilginç, bunların birkaç tane şeyi var. Bir, güya Mescid-i Aksa yıkılırsa yerine bunlar Süleyman Tapınağı'nı tekrar yapacaklar. Çünkü Yahudiler de aynı şekilde kendilerinin Mesih'ini bekliyorlar. Bunlar Trump'ın beklediği ile aynı değil, başka birileri. Ama onun için de çeşitli şeyleri var. İşte Teksas’ta bir çiftlikte bir kızıl düve ürettiler ya, başardılar genleriyle oynayarak. Şimdi o kızıl düvenin tapınakta kesilmesi lazım. İşte tapınağın ağaçları için eskisi gibi o Hz. Süleyman dönemindeki gibi Lübnan'dan sedir ağaçlarının getirilmesi lazım. Çok komik bak; öyle bir şey oldu ki hani birdenbire bizi dinî ve imanî olaylardan uzaklaştırıp işte "Dünya bak nereye gidiyor, farkında değilsiniz." falan derken karşımıza inanılmaz şekilde ve de inanması çok zor bir dinî motivasyonla konuşan insanlar geldi.
Müslümanları hatta Hristiyanları dinlerinden uzaklaştırıp dinî duygularını zayıflatıp kendi dinî duygularıyla dünyayı işgal edecekler.
Aynen öyle. Ve bu zaten Evanjelizm... Biz bu konuyu üretenlerden alıp hepsini anlatmıştık. Şimdi bunlar böyle bu kadar faaliyette ve bu kadar açık konuşurken Amerika'nın içerisinde var olan geleneksel yapıdaki eski bir Katolik grup da var. Bu Katolik grup inanılmaz şekilde sinirli, sinsi; kenarda bekliyor, güçleri yok. Ama çok yerde çok etkinler. Onların da ayrı planları var. Onlar da bu devlet yönetiminin içerisindeler aynı zamanda. Çünkü Amerika'da 15-16 tane gizli servis var. Biz bir tek CIA'i biliyoruz ama çok fazla gizli servis var ve herkes aslında birbirinden habersiz iş de yapıyor. Her birisi ayrı bir motivasyonda, belirli bir grubun eline geçmiş. Şimdi biz diyoruz ya hani: "Siyonistlere karşı böyle böyle çok büyük bir hareket başladı." Bu hareketin başlama sebepleri de zaten bunlar. Hep o zaman söyledik; Papa'nın gelişinde de söyledik. Katolik dünyası inanılmaz bir eziklik içerisinde, ses çıkartamıyor. Venezuela, Latin Amerika onlar da hepsi yine Katolik ama hiçbir şey yapamaz duruma geldiler. Bu biraz İspanya'yı sinirlendirdi ve Sanchez çok ağır konuşarak bir başka cephe açtı.
İSRAİL-ABD SAVAŞI GENİŞLETMEK Mİ İSTİYOR?
Fakat olay öyle bir şeye büründü ki eğer bu adamlar şu işi böyle yapıp da hani tam bir sonuca ulaştıramazlarsa İran konusunu, acaba ne yaparlar? İkinci planları ne olabilir? Yani şu olayı başaramadıklarını düşünelim. Bu vaziyette tehditle, şantajla, nükleer silah atmazsa bence, atsa da ben teslim olacağını zannetmiyorum. Çünkü o iş artık o çığırdan geçti yani. İran diyor ki: "Benim özgürlüğümü tanıyacaksın hayda!" diyor. "Hürmüz Boğazı'nda kontrolümü kabul edeceksin." diyor. Hakkı var mı? Karşı tarafta da bir başka bir iki devlet var ama en etkin olanı yine İran. İstemediği takdirde yine olmayacak. Peki ne olabilir? Büyük ihtimal şu olabilir, ben bunun aslında bazı emarelerini de görüyorum: Suriye'yi işin içerisine katmaya çabalıyor. Bunu İsrail özellikle istiyor.
Yani savaşın cephesini genişletmeye mi çalışıyor?
Evet. Savaşın cephesinin genişlemesi. Çünkü önce NATO ile istedi Amerika bunu ama bu işi cepheyi genişletti. Şimdi kendi üzerine olan ağırlığın azaltılabilmesi için yani bakın I. Dünya Savaşı'nı hatırlayın. I. Dünya Savaşı'na biz nasıl katıldık? Rusya'ya karşı Yavuz ve Midilli (Goben ve Breslau) adlı iki tane gemi Karadeniz'e çıktı, Odessa'yı bombaladı ve biz otomatik olarak savaşa girdik o zaman. Aynı onun gibi bir oldu bittiye getirip. Hep diyorum bunlar tilki.
O zaman bizim üzerimizden bir NATO çatlağı mı oluşturacaklar?
NATO'yu ya içinden çekilmekten falan bahsediyor. Amerikan kanunlarına göre çekilemiyor başkan. Yani "Ben çıktım." demekle çıkamıyor ama başka şeyi, kuralları değiştirebilir. Başkanda öyle bir yetki var; kural değiştirebilir. Kural değişmesi için de yine Senato’da onay gerekiyor. Şu anda o bir sıkıntılı, zor.
Peki bir kural değişimi ne olacak?
Yani NATO'nun içerisinden Amerika'nın çıkmasını sağlayacak bir kural değişimi mi?
O zaman İsrail, Amerika'nın gücüyle Türkiye'ye saldırının yolunu açmış olacak.
İSRAİL TÜRKİYE’YE Mİ SALDIRMAK İSTİYOR?
İşte bir diğeri de o. Tabii ki. Bak savaşın dedim ya size genişletme olayı diye. Ben bunun içerisinde şimdi Lübnan'da kim var? Hizbullah. İsrail'in önünü tıkıyor mu? Tıkıyor. Elin taşıyla elin kuşunu vurmak var işin içerisinde. Suriye'yi etkin bir biçimde Lübnan'a sokabilirlerse eğer Hizbullah'la mücadele çerçevesinde, "Biz de sana destek veririz." diye eğer böyle bir şey yaparlarsa bu cepheyi genişletmek olur. Türkiye böyle bir şeye izin verir mi? Vermez. Türkiye, Suriye’nin böyle bir girişimine izin vermez. Yani ben Cumhurbaşkanımızın bu konuda bölgede bu savaşın yayılmaması için çok inanılmaz büyük bir güç sarf ediyor. Ama Allah vermesin hani bir kopma noktası vardır her şeyin. Zaten dünya savaşları hep öyle çıkar. Yani herkes olayın tam ciddiyetini anlayamadı. Biz aradan bu kadar zaman geçti. Avrupa'da fiyatlar inanılmaz derecede arttı. Petrol fiyatları, doğal gaz fiyatları. Hatta birkaç ay içerisinde tam anlamıyla bir şok etkisi yaşanacağı söyleniyor bütün Avrupa içerisinde. Şimdi bunu ya bir an evvel bu bölgedeki savaş duracak ama Amerika ve İsrail'in planının içerisinde Amerika geri gitmek istiyor. İsrail ise hiçbir şey değil; tam anlamıyla bir savaş denesi.
İsrail... Ben hep şunu söylüyorum bakın: Girmiş oldukları bütün imparatorlukları içten kemirerek yıktılar. Kendilerine bakan, koruyan imparatorlukları da. Şu anda İran'a saldırıyorlar; tarihte Pers İmparatorluğu iki defa Yahudileri yok edilişten kurtarmıştı. "İntikam alıyor." diyorlar. "Bizi niye kurtardın?"ın intikamını mı onu bilmiyorum ama bu azgınlık başka bir şey. Osmanlı, Avrupa'daki bütün zulümden kaçtıktan sonra onları biz kurtardık; bizim imparatorluğumuzu da yıktılar. Amerika zannediyor ki: "Benimle birlikteler." Yahudi kafasının böyle bir şeyi yoktur. Onun da yıkılışını yapacaklar. Almanya'yı da yıktıkları gibi. Alman İmparatorluğu'nun içerisine girdiler. Alman İmparatorluğu savaşta yenildikten sonra, 1919'la 25 arasında 7 mark olan para değeri 5 yıl içerisinde 8,5 trilyon marka çıktı enflasyon. Yani ve o dönemde Yahudiler Almanlara dükkânlarından mal vermiyorlardı. "Yahudi yıldızı koyuyorlar, sen parasız sefilsin." diyor Alman'a kendi ülkesinde. Ondan sonra "Niye Hitler oldu?" diyorlar. İnsanlar bu ayrıntıları bilmiyor. Bunları bilirlerse bu şu anki olayların içerisinde bakış sistemi de değişecek.
Bunlar dediğim gibi eğer Suriye'yi harekete geçiremezlerse İsrail'in esas düşüncesi şu: Ekonomi ve ticari yani enerji ve ticari yolları kendi üzerinden geçirmek istiyor. Buna tek engel şu anda Türkiye. Bölgede tek engel Türkiye.
NATO üyesi Türkiye'ye de. Direkt bir savaş açamaz. NATO üyesi bir ülkeyle birlikte savaş açamaz.
Ve ilk defa yani bakın bu olaylar 3-4 sene evvel olsaydı İsrail'e karşı NATO üyelerinin hepsi dışarıda kalırdı. Şu anda hepsi işin içine mi girerler? Çünkü tehlikeyi onlar da farkına vardılar. O yüzden biz bu yeni yapılanmanın içerisinde çok büyük olaylara gebe, olayın nasıl gelişeceğine bakacağız. Ama ben her şeye rağmen gerçek Türkiye'yi bu konuda en şanslı ülke olarak görüyorum. Onun da sebebi şu: Türkiye bir yıpranmadı. Bu ilişkiler içerisinde ne Rusya ile ilişkilerde ne Amerika ile ilişkilerde ne Avrupa ile ilişkilerde yıpranmadı. Sözüne güvenilir bir güç olarak kaldı. Aslında dedim ya hep, bu liderlik çok önemli diye. Çünkü bir eksiklik, liderlikteki bir yanlışlık her şeyi mahvedebilirdi. Yani düşünün siz; "Ukrayna'ya destek verelim." diyen adamlar gelmiş olsaydı şu anki içinde bulunduğumuz durumu düşünün.
Rusya'ya cephe açmıştık ve yeterince zayıflamıştık.
Ve Rusya da Mondros'u söz şey yapacaktı, emin olun bana. Tam şöyle bir karmaşık devrede birdenbire ben diyecektim: "Montrö Anlaşması'nı tanımıyorum."
Hürmüz'ün şeyi olarak Mondros'u şu anda gündeme getireceklerdi.
Yani bunların içerisinde tek şanslı olan Türkiye; yani hem enerji yollarının hem ticaret yollarının. Yani şöyle söyleyeyim; zaten 3 bin yıldır bizim elimizdeydi. Zaten bu yolları biz kontrol ederken dünyada barış ve huzur vardı. Biz ayrıldığımız için bu kadar pislik ortada.
Peki Trump böyle bir şeye girer mi? Yani İsrail'in gaza getirmesiyle, zorlamasıyla, ne bileyim şantajıyla Epstein belgelerini konuştuk çünkü. İran'a savaş açan ve 40 gündür ciddi kayıplar vermesine rağmen kamuoyunu da ikna edemeyen Amerika ve Trump; İsrail'in asıl amacının, asıl derdinin de ortağı olur mu?
Yani o şeyde Yahudilerin içerisinde dediğim gibi hep söylüyorum iki grup var diye. Bir tanesi laik Yahudiler, seküler Yahudiler. Bunlar genelde herhangi bir yani Yahudi diniyle de bağlantıları yok bunların, söylemiştik daha önce.
Büyük oranda da antisiyonistler zaten onlar.
Bir de Yahudi'ye tapan Hristiyanlar oluştu işte; bu Amerika'da Hristiyan Siyonistler, Evanjelistler. Şimdi bu işin içerisinden İsrail de çıkamayacak. Olayın bağlantıları birbirinden çok koptu. Çünkü Evanjelistlerin niyeti de Yahudiler konusunda öyle iyi bir niyet taşımıyorlar. İsrail devleti kurulacak, Mescid-i Aksa'nın yerine tapınak kurulacak; tapınak kurulduktan sonra da Mesih gelecek yani veya İsa gelecek. İki grup. Amerika diyor ki: "Geldi." İsrail diyor: "Geldi." Ya o ilginç bir şey. İran da diyor: "Mesih geldi yaşıyor." diyor. Şimdi bizim karşımızda ne var? Dünya ne hâle geldi? Üç devlet savaşıyor. Bir gün biz olayın hani ciddiyetinden bahsedeceğiz işte savaşın cephelerinden falan. Yok yok, olay bambaşka. Kurtarıcılar gelecek, kurtaracak. Kimi kurtaracak? Neyi, ne zaman kurtaracak? Savaşan sensin, insanlar. Yani bu olayı çok basite aldık biz bu zamana kadar. Olayın böyle oluştuğunu ve gelişebileceğini hiç kimse ihtimal vermedi. 1999 yılında, 97'de burada 28 Şubat döneminde tekrar geri döndüm Avustralya'ya. Orada bir okula yazıldım, Victoria Üniversitesi'ne. Bir inceleme yapacağım, araştırma ama araştırmamızın konusu neydi? "Medeniyetler Savaşı" olacak. Bu Samuel Huntington'ın bir kitabı vardı Medeniyetler Çatışması diye. O kitaptan ben İslam medeniyetiyle Anglosaksonların bu Protestan medeniyeti yani bu Evanjelist medeniyeti çatışmasın diye bir hazırlık peşindeydik bir Avustralyalı profesörle beraber. Şimdi burada çok ilginç bir şey oldu, bak. Biz 2001 yılına geldiğimizde ben yaklaşık bu master projesiydi. Birkaç ay kaldı yani bir buçuk, iki ay gibi bir süre kaldı; ben diplomayı alacağım. Hoca geldi. Dedi ki: "Amerika Birleşik Devletleri Irak'a saldırdı." Ve Bush açıklama yapıyor. Bush'un açıklaması şöyle: "Bu bir Haçlı Seferi'dir." diyor.
O zaman hoca bana dedi ki: "Bizim yaptığımız araştırmanın hiçbir anlamı kalmadı, lağvediyorum." "Aman hocam yapmayın." dedim, "Şunun şurasında bir buçuk ay kaldı, ben diploma alacağım." "Hayır." dedi, "Olayı lağvediyorum." dedi. Niye? "Zaten İslam'la savaş başladı." dedi. Peşinden de bana şunu söyledi: "İslam'la savaş yoktur." dedi. "İslam'la bizim savaş dediğimiz şu." dedi: "Müslüman olan ülkelerin hepsinin liderleri bizim yönetimimizde. Türkiye'nin de yarısı." dedi. "Biz diğer yarıyı istiyoruz." dedi. Yıl 2001. Kuzey Irak'ın içerisine girdi, Kuveyt'ten dolayı ilerliyor ortalığı yakıp yıkıyor. "Bu bir Haçlı Seferi'dir." diyor. Aynı Marco Rubio diyor. "Bu bir Haçlı Seferi'dir." diyor.
Marco Rubio'yu hatırlarlar eğer şeyler, dinleyicilerimiz merak ederlerse; adamın "Marco Rubio ve dövmeleri" diye bir baksınlar. Her tarafında böyle o haçları ve o işaretleri bir incelesinler, bir baksınlar. Karşımızda bambaşka bir insan grubu var. Yerinden alınanlar, yeniden göreve getirilenler, yeni göreve getirilenler... Yani sana şöyle söyleyeyim, hani şimdi Trump'ın bir görüntüsü çıktı biliyorsunuz. Diyor ki yaklaşık 35 sene evvel İran'ı nasıl alacağından... "Bütün İran'ın petrollerini ben alacağım." diyor.
Daha iş adamıyken siyaset yok ortada.
Hayır, yok hiçbir şey yok. 35-40 sene evvel adam bunları söylüyor. Görüntüler var ama yani YouTube'da var şimdi. Şimdi adam ta o zamandan bu olayı şöyle düşünüyor. Bak hani demiştim ya; bir eski Amerikan Dışişleri Bakanı Yardımcısının bir açıklaması var da: "Allah," diyor, "Tanrı," diyor, "Amerika'nın petrollerini başka ülkelerin topraklarının altına gizlediyse bizim suçumuz ne?" diyor. Yıkıp alacağız yani, yakıp alacağız gibi bir fikir. Biz karşımızdakileri o yüzden hani burada "İki Amerika, üç Amerika falan." diye anlatırken ilk bölümlerimizde o zaman bunlardan bahsetmiştik. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki düşünce yapısı bizim anlayabileceğimizin çok dışında; tarihî bir derinliği yok ve yeni bir devlet oldukları için eski medeniyet köklerinden kendini bağlayabilecekleri bir tek Roma İmparatorluğu var. Onu bile yetersiz görüyorlar. Çünkü Roma İmparatorluğu Yahudi katliamını sistematik yapan bir devletti.
Şimdi diyorum ya size bakın: Medeniyetlerin yok edilmesi projesi. Amerika'nın şu anki yaptığı yeryüzündeki eski bütün medeniyet merkezlerini yıktı. Bunlar Afganistan'dı, bunlar Irak'tı, bunlar Suriye'ydi, bunlar Mısır'dı. Olayın gelmediği, girmediği eski medeniyet merkezlerinden bir tek biz kaldık; Anadolu. Bütün medeniyet merkezlerini yıkıyor diyorum. Bakın bu tarihsel olarak İnkaları ve Aztekleri falan yok ettiler, yeryüzünden sildiler. Şimdi kalanları da işte eski Babil'in, Mısır'ın bütün şeyini yok ettiler, her şeyi bitirdiler. İngiltere'deki British Museum, Fransa'daki Louvre Müzesi vesaire veya Almanya'daki Berlin'deki müzeler olduğu gibi hiçbir kendi ülkelerinin eserini göstermezler; yok çünkü.
Emperyalizmin yekünüdür British Museum; yani o sömürgeciliğin, işgalin, yağmanın şeyidir.
İşte "Türkiye Section"ı var; girsinler içeriye baksınlar. Türkiye'den kaçırılan malzemeler. Meksika'nın olduğu gibi soymuşlar, olduğu gibi.
Firavun’a kadar almışlar. Yani Firavun'a kadar getirmişler, müzeye koymuşlar.
Bu bambaşka bir şey. Diyorum ya mesela işte Bergama Zeus Sunağı'nı aldılar Berlin'e götürdü Almanlar. Orada taş taş yıktılar, Berlin'de yeniden yaptılar; şimdi sunak orada. O kadar ilginç ki bu adamlar kendi toprakları içerisinde gerçek bir medeniyet kalıntısı bulamadıkları, eski Yunan haricinde hiçbir şeyleri yok. O yüzden bir intikam alıyorlar, medeniyetlerden intikam alıyorlar. Bana adam bunu söyledi. Benim aklıma da o zaman ne geldi? "Dedim bu bir Haçlı Seferi'dir." Şu gün aynı. Aradan ne kadar zaman geçti? 24 yıl. 24 yıldır devam ediyor, sizi Allah inandırsın. Şu Körfez'deki olayları bir değerlendirelim. Adamın dedikleri yani İslam ülkelerini, halkı Müslüman olan ülkeleri yönetenlerin hepsi "Bizden." diyor. "Türkiye direniyor." diyor. "Yarısı bizden, yarısı bize direniyor." diyor. "Bize o direnen grubu almak istiyoruz." diyor. Şu anda o grubu kim temsil ediyor? Direnen grubu kim temsil ediyor?
Ben zaten diyorum ya; ben baştan ayağa AK Parti'ye geçişim, Reis'in peşinde oluşumun ana sebepleridir bunlar. Bunları başka türlü görmezsen içeride bunları görme imkânın yok. Türkiye içerisinden bakışla bunların hiçbirisini göremiyorsun.
Ne yapacağız? Herkesi bir dışarı mı çıkaracağız?
Vallahi bak bilmiyorum ama en azından en azından şu anda dışarıya çıkmadan da bazı şeyler gözümüzün önüne gelmeye başladı. O kadar bariz ki.
İşte Avrupalılar sosyal medyadan paylaşıyorlar, jeopolitik olarak paylaşıyorlar, coğrafya olarak paylaşıyorlar. Etrafımızdaki ülkelerdeki karışıklığı paylaşıyorlar. "Türkiye'de hiçbir şey olmuyor." diyorlar. Bunu onlar görüyor net bir şekilde.
Bunları gördükten sonra istikrarın neden kaynaklandığını da araştırmaları lazım, onu bilmeleri lazım. İşte oradaki esas unsur liderliktir.
İran-Irak Savaşı'ndan beri yani 80'lerden beri bölgeyi, coğrafyayı ilmek ilmek dokudular. Yani birine silah verdiler, birine siyaset verdiler; silah verdiğini yarın düşman bellediler, işgal ettiler. Ama kırılmayı 2001'deki 11 Eylül saldırılarından sonra net bir şekilde görmeye başladık. Önce Afganistan'a girdiler, sonra Irak'ı işgal ettiler. Sonra Lübnan'da Hariri'yi şehit ettiler, sonra Lübnan'a saldırdılar. Böyle adım adım Arap Baharı geldi sonra karşımıza; 2010'larda Arap Baharı olarak karşımıza çıktı. Türkiye'de hemen peşinden Gezi olayları, 15 Temmuz. Hiç sekmedi yani hiç sekmedi. 2000 yılından beri hatta 90'lardan beri baktığımızda 35 yıldır coğrafyayı ilmek ilmek istikrarsız hâle getirdiler. Aslında ana hedefleri hep Türkiye'ydi; Türkiye'ye vurdular. İşte diyorlar ya: "Yarısı bizim gibi düşünmüyor." diye. Onlar gibi düşünmeyenler bu direniş hattını oluşturmuş oldu.
İbrahim Ufuk Kaynak: Bir yandan bir de George Friedman'ın Gelecek Yüzyıl diye bir kitabı var demiştik, onu söylemiştim. Şimdi o kitabın Türkiye ile alakalı olan bölümü yaklaşık 30-35 sayfa Türkiye'yi anlatıyor. Bahsetmiş olduğu zaman 1985'ler, 86'lar. Yazılmış bir kitap bu. Bakın ne diyor bugün için? Diyor ki: "2030 yılına geldiğinde Türkiye çok büyük bir güç olacak." diyor. "Ordusu," diyor, "ve donanması," diyor, "makinelerden oluşacak." diyor. Olduğu gibi; "Robotlardan oluşacak." diyor. "Türkiye adına robotlar savaşacak." diyor. "2035 yılında" diyor, "Avrupa'nın sıkıştırmasından sonra bir olaylar olacak. Ondan sonra Türkiye ani bir saldırıya geçecek." diyor. "Avrupa ve Balkanlar'da durduracak hiçbir ülke olmadığı için Polonya'ya gelene kadar önemli bir engel çıkmayacak." diyor. "Polonya'ya gelene kadar önemli engel çıkmayacak." diyor.
2026'dayız. Savunma sanayisindeki öngörüleri büyük oranda gerçekleşti.
Evet. Yani "Havada, karada, denizde insansız sistemlerle savaşacaklar." diyor. Bakın, George Friedman; Gelecek Yüzyıl. Türkiye ile alakalı olan 30-35 sayfa. Orada bir 2035 yılında olacak bir savaştan söz ediyor. O savaşta ana aktör Türkiye. Daha sonra "Türkiye Japonya ile birleşecek." diyor. "Uzayda Amerika'nın karşısına çıkacaklar." diyor. "Uzay savaşını Amerika kazanacak ama kara savaşını Türkiye kazanacak. Avrupa'nın büyük bölümü de Türklerin egemenliğine gidecek." diyor.
Ne denir? Ağzı bal yesin.
Şimdi bak biz bir şey söylemedik; olur mu? Biz bir kitapta George Friedman'ın bir prediction yapıyor, bir öngörüde bulunuyor; "Şöyle şöyle olabilir." diyor. Biz de bunu kaynağıyla beraber söylüyoruz. Şimdi gençlerin şunu düşünmesi lazım: Birileri senin adına bunları düşünüyor, sen ne düşünüyorsun? Uluslararası ilişkilerde okuyanlar, kamu yönetiminde okuyan gençler acaba onlar ne düşünüyor? Şunlardan hiç haberdar mı? Karşıdaki adamın 1980'lerde yazmış olduğu şeyin yani Selçuk Bayraktar'ın ortaya çıkacağını mı biliyor? Adam yeni doğdu belki doğmadı. Yani bu olayın içerisinde bambaşka şeyler var. O yüzden diyorum ki bunun şeye bağlı olarak yapıyorlar. Hep dedim ya size; hani altı aylık bir çocuk emekler ama bir yaşına geldiğinde yürüyecek. Bunun için müneccim olmaya gerek yok; yürüyecek. Tarih böyle bir şeydir; eski medeniyetine bakarak sana karar veriyorlar.
TÜRK DEVLET AKLI YOKSA HİÇBİR ÜLKENİN AKLI YOKTUR”
Ben bazen işte geçen haftaki konuşmamızda alt tarafa iki tane yazı yazmıştık, iki tane eleştiri. Onlar da işte "Türk devlet aklı demişim, öyle bir şey yoktur." falan filan demiş. Ya arkadaş, eğer Türk devlet aklı yoksa dünyada hiçbir devletin aklı yoktur emin olun buna. Çünkü bilinen tek devleti, ilk devleti, organize devleti biz kurduk. Biz Yunanlılar gibi şehir devleti falan değil; bayağı bir devlet kurduk. O yüzden bu hani bu olayı basite alıyorlar. Keşke ayrıntılarıyla hepsini anlatabilsem. Ben üzülmüyorum, kızmıyorum çünkü ben de öyleydim. İlk başta ben de bu olayları duyduğumda. Çünkü ilk başta inanılmaz geliyor ama şu anki Epstein şu an da inanılmaz geliyordu.
Film olsa "Yalan ya bu kadar da yalan senaryo yazılmaz." denir değil mi?
Kim dersin ki hani: "Bu rejiyi yapan, senaryoyu yazan nasıl bir adammış? Bunları nereden aklına getirmiş?" dersin. Bunlar zaten var. Adamın normal yaşamında bize göre olmayan değişik bir şey bu. Bu şeytanın medeniyeti mi olur ya? Şeytanın medeniyeti ya bu. Yani olduğu gibi biz bunlarla alakalı olarak da uyarılarımızı yapmıştık. "Hedonizm" demiştik, "zevk alma" demiştik. Bütün dedim gençliği buna sevk ettiler demiştik. Siz o konuda örnek veriyorum; o sapkınlıkla LGBT falan diyoruz. Biz ona Türkçede başka bir isim veriyoruz ama öyle bir hâle geldik ki olayı İngilizce kullanırsan bir şey yok, Türkçesini kullanırsan başka türlü. Ama bu böyle. Siz o konuda çok çalıştınız; çok o zaman da beraber kaç tane program yaptık bunu anlatmaya çalıştık. Bir sapkınlık vardı. Bizim karşımızdaki mücadelede olayın büyüklüğünü anlayabilmek için "Benim şu kadar gelirim var da bu kadar..." Abi biz burada şu anda gelir konuşmuyoruz. Bizim şu anda konuştuğumuz o kadar ciddi bir olay ki Ukrayna'da veya işte Suriye'de veya İran'da birkaç ay önce insanlar bambaşka şeyler düşünüyordu. Bir anda varlıkla yokluk arasına geldiler, sıkıştılar. Orada eğer onlar amaçlı yazılan o bir iki kişi amaçlı yazmıyorsa bunları bilmelerini öneririm. Çünkü bu çok değerli, çok önemli. Gençlerin de özellikle karşımızdaki adamı ve medeniyetlerini tanımaları lazım.
“İLK ORGANİZE DEVLETİ TÜRKLER KURDU”
O yüzden ben dedim; adam hiç acımasız davrandı ya bana. Aynı adam beni bu olayı lağvetti biliyor musunuz, bizim projeyi? Ben yine okula gidip geliyorum, kütüphaneye gidiyorum, araştırma yapıyorum falan; beni bul. Tekrar karşılaştık bir hafta falan sonra. Bana dedi ki: "Hâlâ buradasınız." Hani... Ben dedim ki: "Evet," dedim, "hani zevk alıyorum." dedim. Dedi ki: "Programı lağvettim." "Biliyorum." dedim ama dedim: "Ben biraz daha devam edeceğim araştırmaya." dedim. Bak. "Ben kendim tamamlayacağım. Tamam, biliyorum sen diplomayı vermeyeceksin, notu vermeyeceksin ama ben devam edeceğim." Sinirlendi. Döndü birkaç adım gitti ondan sonra bana doğru döndü ve dedi ki: "Merak etme. Biz sizi asla yalnız bırakmayız." Sizi dediği ben değilim; ülkeme söylüyor, Türkiye'ye söylüyor. "Biz sizi asla yalnız bırakmayız." Ben dedim: "Ne demek istiyorsunuz?" Bana aynen verdiği cevap şu bak, o da o yüzden diyorum gençler buradan ibret alsınlar diye; benim hayatımı değiştiren şeyler bunlar. Dedi ki: "Siz bir imparatorluk varisisiniz ve imparatorlukların geri gelme refleksi vardır. Biz buna asla izin vermeyeceğiz." Demek ki ben onların iznine tabi değilim ki! Evet, ben çok büyük bir imparatorluk varisiyim, yeryüzüne nizam vermiş Türk milletinin bir ferdiyim. Ve bu işi de tekrar devam ettirmek görevi birisindeyse o bizde. Yapmak zorundayız yoksa bu bu vahşilerin elinde kalacak. Bu Epstein'cıların elinde kalacak. Onlara hiç ses çıkartmayan Avrupa'nın, Çin'in, Rusya'nın da değil; onlardan da bir şey beklemeyin. Tek ses çıkartan ülke Türkiye olduğu için sorumluluk Türkiye'nindir. Çünkü elimizde bir dedim ya size; bizimki vicdan medeniyeti diye. Ama konu konuyu açtı, bakın nereye kadar geldik hani. Ama en azından hani bu insanları bildik; işte gençler de belki diyorum ibret alırlar. Biraz daha araştırma. Bir olayın dıştan göründüğü gibi değildir olay; birkaç boyutu vardır. İki; bu adamların yazdığı, çizdiği, anlattığı bütün haberlerde bir amaç vardır. Şimdi televizyonlarımız gidiyor; Tel Aviv'in içerisinde arabayla beraber geziyor her yer normal. İşte diyor ki: "Şu anda sirenler çalıyor." falan ama hiçbir şey yok, bak. Şehrin bir kısmı olduğu gibi yok olmuş; oradan görüntü alana İsrailli bile olsa beş yıl hapis cezası veriyor. Siz kimi kandırıyorsunuz?
CNN muhabiri, iki tane muhabiri. O işgalciler evleri işgal ederken, yağmalarken onlara güvenlik sağlayan İsrail askerlerini çektikleri için kameralarını kırdılar, tartakladılar. Amerikalı gazetecilere yaptılar bunu.
Şunlardan binde biri, binde biri bizim coğrafyadan herhangi bir ülkede olsun bütün dünyayı ayağa kaldırırlardı. İnsanların hakları, kedinin köpeğin falan geçtik artık; fok balıklarını falan herkesi ayağa kaldırırlardı. Biz bile kendi içerimizde: "Canım bunları da yapmayalım, onu da kapatalım, bunu da yasaklayalım." falan demeye başlardık.
Kendimizi sorgular kendimizden utanırdık, kendi kendimize ceza verirdik.
Maalesef öyle. O yüzden arka plan okuması yapmamız gerekiyor. Arka plan okuması yapmak için de önce kendi tarihimizi okumamız gerekiyor. Yani siz niye hep 1854'ten alıyorsunuz? Niye Balta Limanı Antlaşması'ndan alıyorsunuz? Evet, evet. Yani Osmanlı'nın elinin kolunun nasıl bağlandığını, sonuçlarının neler olduğunu niye anlatıyorsunuz? Çünkü geriye dönük okuma yapmazsan bugünkü meseleleri anlamlandıramazsın.
Kesinlikle, kesinlikle. O yüzden biz kademe kademe her işe dikkat ediyorsanız Ersin Bey, hep temelden alıyoruz. "Bu adamların," diyoruz, "bir dinî motivasyonları var, bir siyasi motivasyonları var, bir ekonomik motivasyonları var." Çünkü zaten tek amaçla gelinmez bir yere. Bak bir tanesi dedim bir de medeniyet amaçları var; adam medeniyetleri yıkıyor. Amerika'nın gerçek amacını anlayamıyoruz biz; Amerika eski medeniyet merkezlerinin hepsini yok etti sanki özel görevli gibi. Niye? Çünkü bunu demişsiniz, Şeytan hani da böyle bir şey isterse.
Çünkü geri gelecek, uyanacak, ayağa gelecek; tabii ki.