https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Hayat O olmasaydı tasavvuf musikisi olmazdı

O olmasaydı tasavvuf musikisi olmazdı

Geçtiğimiz hafta ebedi aleme uğurladığımız Ahmet Hatipoğlu, Çağımızın Itri'si olarak biliniyordu. Klasik Türk müziğinin çığır açan ismi, elli yılı aşkın sanat hayatında sayısız Türk musikisi eserini repertuarımıza kazandırdı. İlk resmi Tasavvuf Musikisi Korosu’nu kuran Hatipoğlu için yakın dostu, Tasavvuf Müziğinin isim babası Ergun Balcı, “Tasavvuf müziğinin olması Ahmet sayesindedir” diyor.

Yusuf Genç Yeni Şafak
Burdur ortaokulunun müzik öğretmeni Fahriye Hanım, müzik dersinden ikmale bıraktığı o küçük öğrencinin ileride Türk Müziği'nde yeni bir çığır açacağını elbette bilmiyordu. Ama tam olarak böyle oldu. 1940'lı yılların sonlarında, Batı Müziği örneklerini okulda çocuk şarkıları olarak öğretmeye çabalayan, dışarıda ise Türk Müziği'nin tüm örneklerini yok etmeye çalışan siyasi anlayışın sürdüğü, kendini inkar ederek modernleşme çabasına girmiş bir Türkiye vardı. Bu atmosferde müzikle uğraşan ve yaptığı bestelerle Türk müzik tarihinde çığır açan Ahmet Hatipoğlu Hoca, tasavvuf musikisine adanmış bir ömrün ardından geride eşsiz besteler, yetiştirdiği talebeler ve geliştirdiği 14 yeni form bıraktı. Hatipoğlu'nun önemini, yakın dostu Ergun Balcı tek cümleyle özetledi: "Tasavvuf müziğinin duyulması Ahmet sayesindedir."

KUR'AN VE İLAHİ SESLERİ ARASINDA

Osmanlı'nın son dönem alimlerinden 'Hatip Hoca' adıyla meşhur Mehmet Hatipoğlu'nun oğlu olarak 1933 yılında Burdur'da doğan Ahmet Hatipoğlu, Kur'an'ın ilk seslerini Hoca babasından, müziğin ilk seslerini de ud çalan annesi Edibe Hanım'dan dinlemiş. Tek başına tasavvuf musikisini inkışaf ettiren Ahmet Hatipoğlu'nun din-müzik ilişkisi etrafında şekillenen hayatı da bu yıllarda örülmüş. Dünya görüşünün oluşmasında ise, babası Hatip Hoca'yı sık sık ziyarete gelen Mehmet Akif Ersoy'un damadı Ömer Rıza Doğrul'un etkisi olduğunu söylemek mümkün.

Paris Radyosu Stüdyosu 1970. Sağbaştan, Ahmet Hatipoğlu, Cinuçen Tanrıkorur, Cüneyt Kosal, Nezih Uzel, Ulvi Erguner, Aka Gündüz Kutbay, Doğan Ergin


İLKOKULDA "BİR İHTİMAL DAHA VAR"


Sesinin güzelliği Ahmet Hoca'yı çocukluk yaşlarından itibaren Burdur'un camilerinde müezzinlik yapmaya götürmüş. İlkokul beşinci sınıfta yapılan bir müsamerede şarkı okuması istenen Hatipoğlu, “Yine bir sızı var içimde akşam oldu diye", “Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin" ve “Fincanı taştan oyarlar"ı okuduğunda ilk kez sahne ile tanışır. Henüz çocukluk yaşlarında 'klasik' şarkıları, büyük bir ciddiyetle terennüm edebilen Hatipoğlu, o yıllarda iki isme hayranlık duyuyordur: Münir Nurettin Selçuk (1900-1981) ve Hafız Necmi Rıza Ahıskan (1911-1944)

26 Kasım 1982 Cidde. Sol baştan: Ahmet Özhan, Ahmet Hatipoğlu ve Fuat Türkelman


İLK ŞAŞKINLIK


Müzikle dolu bir dünyaya doğan Hatipoğlu, teorik anlamda ilk müzik derslerini ortaokulda aldığında büyük bir şaşkınlıkla karşı karşıya kalır. Aşina olmadığı bu müzik türü, Batı müziğinin uyarlamasından başka birşey değildir. Hazzetmediği bu müzik türü, müzik hocasıyla arasının açılmasına ve müzik dersinden sınıfta kalmasına yol açar. Ortaokuldan sonra İzmir'de liseye başlayan Hatipoğlu, daha sonra üniversite eğitimi için 1955'de geldiği Ankara'da hayatının fırsatıyla karşılaşacaktır. Önce Türk Ocağı'nda İsmail Baha Sürelsan'ın (1912- 1998) derslerine sonra da TRT Ankara Radyosu'nun, Jürisinde Münir Nurettin Selçuk, Ruşen Kam, Muzaffer Sarısözen ve Mes'ude Çağlayan gibi isimlerin olduğu sınavına katılan Hatipoğlu, 1955 yılında hayalini kurduğu dünyaya ilk adımını atar.

8 Ağustos 1965 Düğün. Yüzükleri İ. Baha Sürelsan takıyor


KENDİSİNİN HOCASI


Ailesinin itirazlarıyla karşılaşmamak için bir okul bitirmesi gerektiğini bilen Hatipoğlu, devam mecburiyeti olmayan hukuk fakültesini tercih ederek avukat olmayı da başarır. Hatipoğlu, radyoya girdikten sonra sık sık gidip geldiği kütüphanede 'Benim asıl hocam bunlardır' dediği Musiki mecmualarıyla teorik eğitimini kendi kendine sürdürür. 1960 ihtilalinde üniversiteyi bitiren Hatipoğlu, Ankara'da yaptığı askerlik sonrası tekrar radyoya başvurur fakat kadro olmadığı için radyonun kütüphanesine memur olarak girebilir.

11 Kasım 1987 Kumkapı. Erol Sayan'la birlikte


ITRİ'NİN BABASI


1980'de Türk Musikisi Solfej Metodu ve Nazariyatı, 1993'de Besteleriyle Yunus Emre İlahileri, 1998'de yayınladığı Türk Musikisi Prozodisi, 2011'de Beste Külliyatı çalışmalarına imza atan Hatipoğlu, hayatı boyunca çok sayıda ödül de aldı. En son 2012'de Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü alan Hatipoğlu Hoca, 22 Ağustos 2015 gecesindeki vefatına kadar Tasavvuf Musikisi'nin yaygınlaştırılması için çalıştı. Semâ Hanımla evli olan Hoca'nın Itrî ile Emrah adlarında iki oğlu vardı.

Hizmetini müzikle yaptı
*Prof. Dr. Mehmet Said Hatipoğlu


Beraber büyüdük Ahmet'le biz. Ahmet benden biraz önce doğmuş. Tasavvuf Musikisi'ni inkışaf ettirirken büyük sıkıntılar çekti Ahmet. Burdur'dan Ankara'ya geldiğimizde radyonun sınavlarına katılmış. Hukuk Fakültesi'ni bitirdiği halde bir gün bile avukatlık yapmadı. Radyo'ya geri döndü ve Türkiye'de ilk Tasavvuf Musikisi Korosu'nu kurdu. Ben İlahiyat'a girerek akademisyen oldum fakat Ahmet, dinimizin musiki yönünden ihyasına ömrünü adayan büyük bir kahramandı. Tasavvuf Musikimizin ortaya çıkarılmasında en büyük hisse Ahmet Hatipoğlu'nundur. Bunu Alaaddin Yavaşça gibi üstadlarımız da ifade etti. Yaptığı çalışmalar bu açıdan çok kıymetlidir. Hele Londra'da Royal Alberth Hall'de verdiği konser, harikulade bir hadisedir. Konser sonrası Londra Büyükelçimiz, Ahmet'in yanına gelmiş ve “Siz, bizim büyükelçiliğimizin elli senede yapamadığı şeyi yarım saatte yaptınız Hocam" deyip ağlayarak teşekkürlerini ifade etmiş.

Çığır açan son sanatçıydı
Ergun Balcı


Ahmet Hatipoğlu Türk müziğinde çığır açan bir sanatçıydı. Bizim musikimizde biliyorsunuz, Tanburi Cemil Bey çığır açmıştır, ondan sonra sırasıyla oğlu Mesud Cemil gelir, sonra Muzaffer Sarısözen ve en son da Ahmet Hatipoğlu gelir bu listede. Ahmet Türkiye'nin yetiştirdiği nadir müzisyenlerden, biriydi ama Ahmet'in bir hususu vardı ki bizim aramızda da adı vardı bundan dolayı. 'Kabuk içi Ahmet' derdik. Çünkü kendini hiç göstermezdi. Görünmeyi, sevmez hep geride dururdu. Çığır açması ise şu, biliyorsunuz Tasavvuf Müziği'nin var olması, bugün seviliyor ve dinleniyor olması Ahmet'le mümkün olmuştur.

Dinleyenler Müslüman oldu
Fatih Koca

Hocamızın hayatını mûsikîye adamasının sebebi, Allah'ın kendisine verdiği kâbiliyeti yine O'nun hizmetine adamasındandır. 2006 yılında Sydney konserinde hocamın “Hüzzam Hû Zikri" ni okumuştum. Ertesi gün bir hanım, organizatörü aradı yanımda. Soner Çoruhlu telefonda konuşurken ağlamaya başladı ve bana sarıldı. Hanımefendi gece sabaha kadar Hû dediğini ve bu Hû'nun ne olduğunu sormuş. Soner de “o Hû bizim inandığımız Allah'tır" deyince hanımefendi ağlayarak “Artık ben de sizin Allah'ınıza inanıyorum" diyerek telefonu kapatmış. O ânı anlatamam! Dönüşte Hocama bu olayı anlatınca hüngür hüngür ağladı ve bana “Oğlum bizim hizmetimiz de bu olsa gerek!" demişti. O'nun hayatı bu nağmelerle Allah'ı ve Peygamber'i, Evliyâullah'ı sevdirmek içindi ve bu minvâl üzere de Hakk'a yürüdü. Hocamızın hayatını mûsikîye adamasının sebebi, Allah'ın kendisine verdiği kâbiliyeti yine O'nun hizmetine adamasındandır. 2006 yılında Sydney konserinde hocamın “Hüzzam Hû Zikri" ni okumuştum. Ertesi gün bir hanım, organizatörü aradı yanımda. Soner Çoruhlu telefonda konuşurken ağlamaya başladı ve bana sarıldı. Hanımefendi gece sabaha kadar Hû dediğini ve bu Hû'nun ne olduğunu sormuş. Soner de “o Hû bizim inandığımız Allah'tır" deyince hanımefendi ağlayarak “Artık ben de sizin Allah'ınıza inanıyorum" diyerek telefonu kapatmış. O ânı anlatamam! Dönüşte Hocama bu olayı anlatınca hüngür hüngür ağladı ve bana “Oğlum bizim hizmetimiz de bu olsa gerek!" demişti. O'nun hayatı bu nağmelerle Allah'ı ve Peygamber'i, Evliyâullah'ı sevdirmek içindi ve bu minvâl üzere de Hakk'a yürüdü.

Yeni formlar getirdi

Ahmet Hatipoğlu'nun en önemli özelliklerinden biri uzun soluklu, koro ve sololardan oluşan yeni formlara önem vermesiydi. Kendisinin 'Yeni Form' adını verdiği eserlerden ilki, 1980 yılında bestelediği Nihavend makamında Na't- Nebevî'siydi. Daha sonra 1989 yılında Londra'da Royal Alberth Hall'de verilecek konser için özel olarak Hicaz Dua'yı besteleyen Hatipoğlu, 1991'de Mahur ve Rast makamında bestelediği yeni formda eserlere de imza atmıştı. Daha pek çok çalışmanın yanında Fihrist ilahileri, Kaside uygulamaları, Makam değişimli Tevhid Zikri; ilk defa Hatipoğlu Hoca'nın oluşturduğu formlardı.

En büyük hizmeti

Ahmet Hatipoğlu'nun Türkiye'ye yaptığı en önemli katkı Türk musikisinin, dini musikinin yasak olduğu dönemlerde bu eserlerin radyolarda yayınını sağlamak olmuştu. 1960'lı yıllarda başladığı mücadele 1978 yılında kurduğu Ankara Radyosu Türk Tasavvuf Musikisi Korosu ile başarıya ulaşmış ve Hoca'nın otuz yıllık sıkıntılarla süren mücadelesinin en önemli sonucu olmuştu. Koro, 1978'den bugüne aralıksız 37 yıldır tasavvuf musikimizin en güzel örneklerini sergiliyor.

Sarsılmaz bir imanla musikimize çalıştı

Mustafa Tahralı


Ahmet Hatipoğlu Hoca, din ve tasavvuf mûsikîsi alanında, koro ve solo icrâda geliştirip gerçekleştirdiği üslûp ve tavır bakımından önemli bir yere sâhiptir. Buna yeni bir başlangıçtır da diyebiliriz. Bu hamle bir bakıma 1925'li yıllarda başlayan umûmiyetle Türk mûsikîsine ve özellikle tekke (tasavvuf) mûsikîsine getirilen yasakları, 1970'li yıllarda, yüksek seviyede bir üslûpla aşarak mûsikîmizin bu kolunu gündeme getirme hareketidir. Ergun Balcı'nın metin yazarlığını yaptığı ve Ahmet Hatipoğlu'nun kendi sesiyle solo icrâlarla sunduğu radyo programları dinleyicileri tarafından çok beğenilmişti. Notaları elde olan bu eserlere uyguladığı "icrâ edilebilirlik ölçüsü" ve bu hususta yapmış olduğu çalışmalar genel olarak başarılı bulunmuş, kabul görmüştür. Güzel yazılmış bir metin eşliğinde icrâ edilen bu eserler âdeta "yeniden doğmuş"tu. Bu çok önemli bir katkı idi. Sarsılmaz bir îmanla büyüklüğüne, güzelliğine, evrenselliğine inandığı mûsikîmizin yaşaması ve gelişmesi için çalıştı. Allah rahmet eylesin!