Dijital medyadaki boşluk: Görünmeyen güç alanları

Kimliği belirsiz, hesap verme yükümlülüğü bulunmayan ve buna rağmen milyonlarca kişiyi etkileyen bir medya düzeni yalnızca habercilik pratiğini değil; toplumsal güveni, kamusal tartışma kültürünü ve demokratik zemini de aşındırır.

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Ömer Arvas / Siyasal İletişimci, AK Parti MKYK Üyesi

Türkiye’de dijital medya son on beş yılda klasik medyanın çok ötesine geçen bir etki alanı oluşturdu. Artık haber alma şeklimiz, gündemi takip etme refleksimiz ve hatta olaylara verdiğimiz duygusal tepkiler büyük ölçüde dijital mecralar üzerinden şekilleniyor. Ancak bu büyüme, beraberinde ciddi bir düzenleme ve sorumluluğu getirdi.

Bugün özellikle sosyal medya platformlarında, başta X (eski adıyla Twitter) olmak üzere herhangi bir kurumsal kimliği, künyesi ya da hukuki muhatabı olmayan bazı haber sayfalarının, büyük medya grupları kadar hatta bazı gündemlerde çok daha fazla etkileşim aldığına şahit oluyoruz. Bu yalnızca bir “dijital başarı hikâyesi” olarak okunamaz. Aksine, medya etiği, kamu düzeni ve toplumsal yönlendirme açısından üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir soruna işaret ediyor.

DİJİTAL SAYFALARIN KRİZ ANLARINDA DÜŞEN MASKELERİ

Bu yapıların etkisi en net şekilde kriz ve kırılma anlarında görülüyor. Türkiye’nin son yıllardaki büyük toplumsal olayları, bu hesapların nasıl çalıştığını açık biçimde ortaya koyuyor. Tam da bu yüzden krizler, sorumluluğu olmayan dijital yapılar için en verimli zemin haline geliyor.

7 Ekim sonrası: İsrail’in Gazze soykırımı

7 Ekim’de başlayan süreçte, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla birlikte bazı dijital sayfalar açık biçimde taraflı bir yayın çizgisine geçti: Doğrulanmamış görüntüler “son dakika” etiketiyle paylaşıldı; kaynağı belirsiz iddialar kesin bilgi gibi sunuldu, duygusal tepkileri artıran bir dil bilinçli şekilde kullanıldı.

“Kafası kesilmiş bebekler” gibi teyitsiz ve sarsıcı iddialar dolaşıma sokularak, İsrail’in saldırıları “zorunlu” ve “haklı” gösterilmeye çalışıldı. Uluslararası teyit platformları tarafından yalanlanan içerikler için çoğu zaman düzeltme yapılmadı. Amaç bilgi vermek değil, etkileşim üretmekti. Böylece kamuoyu, yönlendirilmiş ve şiddeti meşrulaştıran bir anlatıyla karşı karşıya kaldı.

2023 Depremleri: Bilginin değil paniğin yayılması

6 Şubat 2023 depremleri sırasında “Baraj patladı”, “Şehir boşaltılıyor”, “Yardımlar engelleniyor”, “Çadır yok” gibi asılsız iddialar bir anda milyonlara ulaştı. Bu paylaşımlar arama kurtarmayı aksattı, paniği büyüttü ve güven duygusunu zedeledi. Yanlış bilginin bedeli doğrudan insan hayatına dokundu. İçeriklerin büyük kısmı etkileşim odaklı bilinçli paylaşımlardı.

Pandemi dönemi: Dijital alanın hızlı büyümesi

Pandemi süreci bu sayfalar için bir büyüme fırsatına dönüştü. Dijital kullanım arttı, belirsizlik ve korku beslenerek takipçi kazanıldı. Resmî ve bilimsel bilgiler ise manipüle edildi.

2023 Seçimleri: Dijital yönlendirme gücü

2023 seçim sürecine gidilirken bu sayfaların önemli bir bölümü muhalefet lehine, dezenformasyon ve manipülasyon içeren yönlendirici bir dil benimsedi. Burada sorun bir siyasi görüşe sahip olmak değil; bunu herhangi bir hukuki ve etik sorumluluk olmadan yapmak.

KAYIT DIŞI MEDYA EKONOMİSİ

Bu sayfalar yalnızca algı ya da operasyon üretmiyor; aynı zamanda fiilen bir ekonomik faaliyet yürütüyor. Ücretli haber girişleri, rakip firmalar arasında bütçelerle yapılan itibar suikastları ve açıkça belirtilmeyen reklam anlaşmaları, bu dijital yapının görünmeyen ama oldukça etkili gelir kaynaklarını oluşturuyor. Üstelik tüm bunlar, okura çoğu zaman “bağımsız haber” sunuluyormuş izlenimi verilerek yapılıyor.

Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü ortada ne resmî bir şirket var, ne vergisel bir kayıt, ne de editoryal sorumluluğu üstlenen şeffaf bir yapı bulunuyor. Kimin adına, hangi amaçla, hangi finansmanla içerik üretildiği bilinmiyor. Okur ise farkında olmadan reklamla haberi, yönlendirmeyle bilgiyi ayırt edemez hale geliyor.

Bu tablo yalnızca etik bir sorun değil; aynı zamanda açık bir haksız rekabet meselesi. Vergisini ödeyen, editoryal süreçlere uyan ve hukuki sorumluluk taşıyan medya kuruluşlarıyla; hiçbir yükümlülüğü olmayan bu sayfalar aynı alanda varlık gösteriyor.

ŞEFFAF VE UYGULANABİLİR HUKUKİ ÇERÇEVE ŞART

Bu durum sürdürülebilir değil. Mesele bir basın ya da ifade özgürlüğü tartışması da değil. Asıl mesele, kamusal alanda bu denli güçlü bir etki üreten yapıların hiçbir hukuki ve etik çerçeveye tabi olmadan faaliyet göstermesi. Görünmeyen güçlerin bu kadar etkili olduğu bir ortamda, görünür ve bağlayıcı kuralların yok sayılması, yalnızca medyayı değil, toplumsal güveni ve demokratik zemini de aşındırıyor. Türkiye’de dijital medya alanında yaşanan bu sorunlar, artık bireysel etik tartışmalarla çözülebilecek noktayı aşmıştır. Burada ihtiyaç duyulan şey yasaklama ya da baskı değil; net, şeffaf ve uygulanabilir bir hukuki çerçevedir. Aşağıdaki öneriler, ifade özgürlüğünü koruyarak kamusal sorumluluğu tesis etmeyi amaçlamaktadır.

HUKUKİ STATÜ TANIMI NE OLMALI?

Belirli bir takipçi ve etkileşim eşiğini aşan dijital haber sayfaları için “Dijital Medya Yayıncısı” benzeri bir statü oluşturulmalıdır. Bu statüye giren sayfalar için asgari şartlar belirlenmelidir: künye bilgisi, sorumlu yayıncı, iletişim ve muhataplık bilgileri gibi.

Bu düzenleme, bireysel paylaşımları ya da küçük ölçekli içerik üreticilerini hedef almaz. Ama milyonlara seslenen ve gündemi etkileyen hesapların “kim olduğu belli” hale gelmesini amaçlar.

SARI BASIN KARTINA BENZER YETKİLENDİRME SİSTEMİ

Sansür amacı taşımayan, ancak sorumluluk doğuran bir sistemle: Dijital haber üreticilerine belirli kriterler karşılığında sarı basın kartına benzer bir yetkilendirme verilebilir. Bu yetki: Basın özgürlüğü sağlar, aynı zamanda etik ihlallerde yaptırım zemini oluşturur. Yetkilendirme bir “izin” değil, karşılıklı sorumluluk sözleşmesi olarak kurgulanmalıdır.

GELİR VE REKLAM BİLDİRİM ZORUNLULUĞU

Bu sayfaların önemli bir kısmı fiilen ticari faaliyet yürütmektedir. Bu nedenle; ücretli haber, sponsorlu içerik ve reklam paylaşımları açık biçimde etiketlenmelidir. Belirli bir gelir seviyesinin üzerindeki hesaplar için; şirketleşme, vergisel kayıt, reklam şeffaflığı zorunlu hale getirilmelidir. Bu, ifade özgürlüğünü değil; kayıt dışılığı hedef alır.

KRİZ DÖNEMLERİ İÇİN ÖZEL ETİK YÜKÜMLÜLÜKLER

Savaş, afet, salgın ve seçim dönemlerinde; doğrulanmamış bilgi paylaşımı, kaynağı belirsiz görsel ve videolar, panik ve kışkırtma içeren dil için daha ağır etik sorumluluklar tanımlanmalıdır. Bu dönemlerde kasıtlı dezenformasyon yapan hesaplara yönelik geçici yayın kısıtları, yetkilendirme askıya alma, düzeltme ve tekzip zorunluluğu gibi yaptırımlar öngörülebilir.

SOKAK RÖPORTAJLARI İÇİN ASGARİ STANDART

Sokak röportajları tamamen yasaklanmamalı; ancak şu asgari kurallar getirilmelidir:

Röportajı yapan kişinin kimliğinin açık olması, kurgu, oyuncu veya sahte konuk kullanılıyorsa bunun belirtilmesi, yönlendirici ve tahrik edici sorulara ilişkin etik sınırlar, röportaj yeri ve zamanı önceden ilgili kuruma bilgi verilmesi. Bu nevi düzenlemeler, ifade özgürlüğünü kısıtlamaz; kamusal manipülasyonu sınırlar.

ÖZGÜRLÜK SORUMLULUKLA GÜÇLENİR

Türkiye’de dijital medya alanında içerik üretimine ilişkin denetim ve sorumluluk mekanizmalarının güçlendirilmesi artık ertelenebilir bir mesele değildir. Ne dijital alanın tamamen serbest bırakılması ne de dağınık ve kontrolsüz müdahalelerle sorunların çözülebileceği düşüncesi gerçekçidir. İhtiyaç duyulan yaklaşım; ifade özgürlüğünü esas alan, ancak bu özgürlüğü kamusal sorumlulukla dengeleyen açık ve öngörülebilir bir hukuki çerçevenin inşa edilmesidir.

Aksi halde kimliği belirsiz, hesap verme yükümlülüğü bulunmayan ve buna rağmen milyonlarca kişiyi etkileyen bir medya düzeni kalıcı hale gelir. Bu durum yalnızca habercilik pratiğini değil; toplumsal güveni, kamusal tartışma kültürünü ve demokratik zemini de aşındırır. Görünür, bağlayıcı ve adil kurallar ise özgürlüğü sınırlandırmaz; aksine onu sürdürülebilir, güvenli ve meşru kılar.