Okula ve hayata hazırlanan öğrenciler

Arşiv.

Dr. Beyzanur Yılmaz/Araştırmacı, Yazar

Eylül geldiğinde hayatın ritmi yeniden değişiyor. Uzun yaz günlerinin ardından evlerde erken kalkma telaşı, yeni eğitim yılının hazırlıkları ve beraberinde gelen anlamlı bir heyecan başlıyor. Ancak yeni bir eğitim dönemini yalnızca dersler, sınavlar ve başarı üzerinden değerlendirmek ise çocuğun okul deneyiminin en önemli tarafını, yani duygusal dünyasını gözden kaçırmak anlamına gelebilir. Çünkü çocuk okula yalnızca kitaplarını, kalemlerini ve çantasını götürmüyor. Evden ayrılırken yanında kaygılarını, beklentilerini, korkularını, meraklarını ve kendisine dair geliştirdiği düşünceleri de götürüyor.

Bu nedenle okulun ilk günlerinde çocuğa yöneltilen soruların değişmesi de mühim bir konu. “Kaç aldın?”, “Ödevini yaptın mı?”, “Öğretmenin seni beğendi mi?” sorularının yanında belki de daha önemli bir soru var: “Bugün seni ne mutlu etti, ne düşündürdü?”

ÖĞRENMENİN GÖRÜNMEYEN ZEMİNİ

Çocuğun okul hayatındaki başarısını yalnızca aldığı notlarla ölçmek, zamanla onun kendi değerini de başarıya bağlamasına neden olabilir. Oysa çocuk, başarılı olduğunda da başarısız olduğunda da değerli olduğunu hissetmelidir. Zira başarı insanın değerini belirleyen bir ölçü olmaktan ziyade hayat yolculuğundaki sonuçlardan yalnızca biridir.

Burada ailelere ve öğretmenlere çocuğun her davranışını düzeltmeye çalışırken onun duygusunu duymayı ihmal etmemek gibi önemli bir sorumluluk düşüyor. Bazen ders çalışmayan bir çocuğun ihtiyacı daha fazla disiplinden öte yaşadığı bir kaygının anlaşılması olabilir. Bazen içine kapanan bir öğrencinin ihtiyacı nasihat yerine kendisini yargılamadan dinleyen bir yetişkin olabilir. Çünkü güven duygusu, öğrenmenin görünmeyen zeminidir. Kendisini güvende hisseden çocuk soru sorabilir, hata yapabilir, yeniden deneyebilir. Hata yapmaktan korkan çocuk ise çoğu zaman öğrenmekten çok, hata yapmamaya odaklanır.

BAŞARISIZLIK KORKUSU NASIL HAFİFLER?

Okul aynı zamanda çocuğun kendisiyle ve hayatla kurduğu ilişkinin şekillendiği önemli bir alandır. Bu sebeple eğitim, zihni bilgiyle doldurmakla beraber aynı zamanda kalbi ve karakteri beslemek meselesidir. Tam da bu noktada din ve maneviyat, eğitimin içine sessiz fakat güçlü bir anlam katabilir. Çocuğa sadece “Başarılı olmalısın” demek yerine, “Elinden geleni yap, gayret et, niyetini güzelleştir ve sonucunu Allah’a bırak” diyebilmek…

Bu yaklaşım çocuğu başarısızlık korkusunun ağırlığından bir ölçüde kurtarır. Çünkü insana düşenin gayret etmek, her şeyi kontrol etmenin ise mümkün olmadığını öğretir. Sabır, şükür, sorumluluk, merhamet ve tevekkül gibi kavramlar anlatılmanın yanında gündelik hayatın içinde yaşanarak öğrenilecek değerlerdir.

KENDİNE, İNSANLARA VE RABB'İNE KARŞI GÜZEL BİR YOL TUT

Bir çocuğun zihninde öğretmeninin kendisine söylediği bir cümle, ailesinin bir sınav sonucuna verdiği tepki veya arkadaşlarının onu kabul edip etmemesi yıllar sonra bile hatırlanabilir. Çocukluk ve ergenlik döneminde karşılaşılan bu deneyimler, bireyin özgüveninden benlik algısına, insan ilişkilerinden hayatı anlamlandırma biçimine kadar pek çok alanı etkileyebilir.

Bu yüzden yeni eğitim döneminde çocuklara yalnızca “Ne kadar başarılı olacaksın?” diye sormak yerine “Nasıl bir insan olacaksın?” sorusunu da hatırlatmak en güzeli. Nitekim eğitimin nihai amacı yalnızca iyi sınav sonuçları elde eden bireyler yetiştirmek değildir. Bilgiyi hikmetle, başarıyı sorumlulukla, özgürlüğü ahlakla ve hayatı anlamla buluşturabilen insanlar yetiştirebilmektir.

Belki de okullar açılırken çocukların çantalarına koyabileceğimiz en değerli şeylerden biri de şudur;

“Ne olursa olsun değerlisin. Elinden geleni yap. Hata yapmaktan korkma. Kendine, insanlara ve Rabbine karşı güzel bir yol tut.”

Yeni eğitim-öğretim yılı, çocuklarımızın zihinlerinin yanında kalplerinin de büyüdüğü bir yıl olsun inşallah.