Osmanlı’dan günümüze gıda piyasası

Sınırda terörle mücadele eden, gökte düşmana nefes aldırmayan bu milleti birkaç komisyoncuya, servet peşinde koşan ahlaksızlara yem etmemek için her türlü tedbiri almak, en sert cezaları hayata geçirmek iktidar-muhalefet herkesin topyekun vazifesidir.

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Mahmut Çelik / Yazar

Bir firma, onlarca farklı marka adıyla bir ürün üretecek, aynı firmanın ürettiği ürünler, onlarca kez taklit ve tağşiş listesine girecek, her tespitten sonra marka değiştirerek faaliyetine devam edecek… Bu bize neyi göstermektedir? Aynı ihlal tekrar ediyor, sonuç değişmiyor; caydırıcılık sağlanamıyor demek ki denetim ve yaptırım mekanizmalarımız, kanunlarımız etkisiz kalıyor. Esnaf ahlakını geliştirirken kanunlarda da yeterli düzenlemeleri yapmak gerekmektedir.

Yüzyıllar boyu cihana hükmetmiş, onlarca farklı millete nizam vermiş adaleti ile insanlığa hizmet etmiş Osmanlı İmparatorluğu'nda bu işler nasıl oluyormuş biraz araştıralım dedik…

NARH SİSTEMİ

Osmanlı İmparatorluğu’nda gıda piyasası, devletin temel önceliklerinden biriydi. Amaç, halkın (özellikle İstanbul’un) temel gıda maddelerine (buğday, un, ekmek, et, yağ, pirinç vb.) bol, ucuz ve kaliteli erişimini sağlamaktı. İstanbul’un beslenmesi devletin en kritik meselesiydi çünkü başkentte darlık çıkması ayaklanmalara yol açabilirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda gıda fiyatları, özellikle temel ihtiyaç maddeleri (ekmek, et, un, buğday, pirinç, sebze, meyve, süt ürünleri gibi) narh sistemiyle kontrol edilirmiş. Narh, devlet tarafından belirlenen azami (tavan) fiyat anlamına gelir, hem üretici-tüketici dengesini korumayı hem de piyasada istikrar sağlamayı amaçlarmış. Bu sistem, uzun yıllar kullanılmış.

Narh sisteminin amacı fiyatların aşırı yükselmesini önleyerek kıtlık, karaborsa ve halkın mağduriyetini engellemekmiş. Üreticinin (çiftçi, esnaf) zarar etmemesi, tüketicinin de uygun fiyata mal alabilmesi hedeflenirmiş. Maliyet (ham madde, işçilik, nakliye), arz-talep durumu, mevsim ve kalite dikkate alınarak kâr marjı genellikle yüzde 10-15 civarında tutulurmuş. Sadece fiyat değil, malın ölçüsü, tartısı ve kalitesi de denetlenirmiş (örneğin ekmekte un cinsi, ette hayvan kalitesi gibi). Savaş, kıtlık, Ramazan veya para değerindeki değişiklikler gibi olağanüstü dönemlerde narh daha sıkı uygulanır ve fiyatlar daha hassas takip edilirmiş.

Yerel kadı (şer’i hakim) başkanlığında bir kurul toplanırmış. Bu kurula, esnaf loncalarının temsilcileri (kethüda, yiğitbaşı), muhtesib (pazar denetçisi), ayan ve diğer yetkililer katılırmış. Piyasa araştırması yapılır, ham madde maliyetleri hesaplanır, arz-talep, mevsimsel bolluk/kıtlık dikkate alınırmış. Fiyatlar belirlenir ve sicillere (kadı kayıtlarına) kaydedilirmiş.

Mevsimsel etkilerden dolayı et, süt, sebze-meyve gibi ürünler için yaz-kış farklı fiyatlar belirlenirmiş. Sebze-meyvede, ilkbahar ve sonbahar aylarında sera olmadığı için turfanda ürün pahalı olacağından daha sık güncelleme yapılırmış.

Harmandan sonra yeni buğday hasadıyla ekmek fiyatı yeniden belirlenir, Ramazan öncesi temel gıdalar için ayarlanırmış. Ekmek fiyatı un cinsine göre belirlenir, et narhı kasaplar için, sebze narhı pazarda günlük veya sık aralıklarla güncellenirmiş.

PADİŞAHLAR DENETİME BİZZAT KATILIRDI

Kadının emrinde çalışan pazar zabıtası muhtesib günlük olarak çarşı-pazarı dolaşır, tartıları tartar, fiyatlara uyulup uyulmadığını kontrol eder, kaliteyi denetlermiş. Özellikle et, yağ, süt gibi ürünlerde sıkı denetim uygulanır, narha uymayan esnafa (fiyat üstüne satan, eksik tartan, kalitesiz mal satan) para cezası, dayak, teşhir (tahta külah giydirip sokaklarda dolaştırma), dükkan kapatma veya sürgün gibi ağır cezalar verilirdi. Loncalar (esnaf birlikleri) üretim ve satış standartlarını iç denetimle destekler, esnaf örgütleri üretim ve satışta kaliteyi ve fiyat disiplinini sağlarmış. Devlet loncaları destekler ama aşırı kârı da engellermiş. Bazen padişah veya sadrazam da bizzat denetim yaparmış. Mesela, İstanbul'da Unkapanı, Yemiş İskelesi, Salhane gibi narh denetiminin odak noktalarının direkt dönemin padişahı Fatih Sultan Mehmed tarafından fetihten sonra bizzat denetlendiği kayıtlarda geçmektedir.

Narh sistemi 1453’ten itibaren sistematikleşmiş ve 1860’lara kadar (Tanzimat sonrası liberalleşme eğilimleriyle) etkili kalmıştır. Ancak Baltalimanı (1838) gibi serbest ticaret anlaşmalarıyla etkisi azalmıştır. Oysa ki klasik dönemde devlet müdahalesi güçlüydü. O kadar ki, iaşe politikasıyla ihracat bile kısıtlanabiliyordu (örneğin tahıl ihracatı sınırlıydı).

İSTANBUL’UN BESLENMESİ KRİTİK ÖNEMDEYDİ

Üretim bölgelerinden (Trakya, Anadolu, Mısır, Eflak-Boğdan vb.) buğday ve diğer hububat zorunlu olarak İstanbul’a yönlendirilir, “Mubayaa” sistemiyle devlet düşük fiyatla alım yapar, ambarlarda depolar, ihtiyacı karşılayınca piyasaya sürermiş. 1793-1795’te Zahire Nezareti kurulmuş ve İstanbul’un hububat işlerini merkezî olarak yönetim buradan gerçekleştirilmiş.

Kapan-ı Dakik (Un Kapanı), Zahire ambarları gibi kurumlar vasıtasıyla hububat iskelelerde kontrol edilir, dışarıya (özellikle ihraç yasağı olan mallar) kaçırılması önlenirmiş. Buğday, zeytinyağı, pirinç gibi stratejik gıdaların ihracı genellikle yasaktı veya sıkı izne bağlıydı. Amaç iç piyasada bolluk sağlamaktı. Madrabaz (stokçu/spekülatör) faaliyetleri şiddetle cezalandırılır, mahzenler açtırılır, mallar zorla piyasaya sürülürmüş.

Kasaplık hayvanlar belirli bölgelerden (Rumeli, Anadolu) getirilir, celepler (hayvan tüccarları) denetlenir, et narhı da mevsimlik olarak Hıdrellez’de ilk kuzu kesimi öncesi ayarlanırmış. Kıtlık ve kriz dönemlerinde ithalat teşviki (gerektiğinde), stokların zorla piyasaya sürülmesi, bölgeler arası sevkiyat zorunluluğu (bir bölgeden diğerine gıda naklini yasaklamak, sikke tashihi sonrası fiyatların yeniden ayarlanması gibi ek önlem olarak) uygulanırdı.

Bu sistemin o dönemdeki en önemli avantajları; fiyat istikrarının sağlanması, halkın temel gıdaya erişiminin kolaylığı ve oluşan toplumsal huzurdu.

SİSTEM NASIL ZAYIFLADI?

Osmanlı narh uygulaması, kadı sicilleri ve narh defterleri sayesinde detaylı şekilde belgelenmiştir. Günümüzde bazı tarihçiler bunu “devletçi ekonomi”nin bir örneği olarak görür. Özet olarak Osmanlı’da gıda fiyatları devlet eliyle (kadı + muhtesib + lonca iş birliğiyle) belirlenir, sıkı denetlenir ve kamu yararı ön planda tutulurdu.

Bu sistem, imparatorluğun uzun süreli istikrarına katkı sağlamış ancak ekonomik liberalleşme döneminde yerini daha serbest mekanizmalara bırakmıştır. Yüzyıl sonlarından itibaren (özellikle savaşlar, nüfus artışı, kapitülasyonlar nedeniyle) sistem zayıflamış, 19. yüzyılda narh (1856’da ette, 1870’lerden sonra ekmek dışında genel olarak büyük ölçüde her şeyde) kaldırılmıştır. Serbest piyasa unsurlarının arttığı görülmüştür.

GIDA POLİTİKASINDA “DEVLET BABA” ANLAYIŞI

Osmanlı gıda politikası, devletin piyasaya güçlü müdahalesi üzerine kuruluydu. Narh ve iaşe sistemi, “devlet baba” anlayışının somut örneğiydi. Halkın refahı ve düzen için fiyatlar, arz ve kalite kontrol altına alınıyordu. Bu uygulamalar Cumhuriyet dönemine de bazı izler bıraktı (fiyat denetimleri, iaşe komisyonları gibi). Günümüz gıda piyasası sorunlarıyla karşılaştırıldığında, Osmanlı’da kısa vadeli fiyat kontrolü + tedarik organizasyonu öne çıkarken, yapısal üretim artışı (verim, teknoloji, sulama) daha sınırlı kalmıştı. Modern dönemde ise serbest piyasa + desteklemeler + rekabet politikaları daha baskın hale geldikten sonra bugün esnaf ahlakı barındırmayan tüccarların insafına bırakılmış olduk.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişle birlikte narh ve ihtisap sistemleri kurumsal olarak kaldırılmış görünse de, devletin piyasa üzerindeki düzenleyici işlevi farklı araçlarla devam etmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında benimsenen millî iktisat politikası, temel gıda ve tüketim ürünlerinin fiyatlarının kontrol altında tutulmasını zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda 1930’lu yıllarda oluşturulan fiyat tespit komisyonları, narh anlayışının modern türevleri olarak çalışmış ve piyasadaki arz–talep koşullarına göre makul fiyatlar belirlemiştir. 1940 tarihli Millî Korunma Kanunu ise savaşın yol açtığı kıtlık ve karaborsa sorunlarına karşı devletin fiyatları doğrudan belirlemesine olanak sağlamış; stokçuluk ve fahiş fiyatlar suç olarak tanımlanmıştır.

Serbest piyasa ekonomisine geçilmek istenen 1950’li yıllarda da bazı temel ürünlerde tavan fiyat uygulaması sürdürülmüş, bu da narh sisteminden gelen müdahale geleneğinin devam ettiğini göstermiştir.

1980 sonrası dönemde piyasa mekanizmasına geçilmesine rağmen, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ile haksız fiyat artışları ve tekelleşme gibi durumlar denetim altına alınmıştır. Bu yasa, serbest piyasa koşullarında fiyat denetiminin dolaylı yollarla sürdürülmesini sağlamış ve rekabet hukukuna dayalı bir müdahale çerçevesi sunmuştur. 2000’li yıllarda ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın enflasyon hedeflemesi rejimini benimsemesiyle birlikte fiyat istikrarı makroekonomik bir politika hedefi hâline gelmiş fiyatlara doğrudan müdahaleden ziyade para politikası araçları ile kontrol sağlanmaya çalışılmıştır.

2020 yılında küresel pandeminin yol açtığı arz şokları ve fiyat artışları, devleti yeniden piyasaya müdahale etmeye sevk etmiştir. 7244 sayılı Kanun ile “fahiş fiyat artışı” ve “stokçuluk” tanımlanmış; Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu oluşturularak idari yaptırımlar uygulanmaya başlanmıştır.

BEKA SORUNU

Bu düzenleme, klasik narh sisteminden farklı olsa da benzer bir şekilde kamu yararını ve tüketici refahını koruma amacı taşımaktadır. Osmanlı’dan bugüne devletin piyasa üzerindeki düzenleyici ve denetleyici rolü biçimsel olarak değişmiş ancak işlevsel olarak büyük ölçüde devam etmiştir. Modern dönemde bu görev, TMO, Et ve Süt Kurumu, Tarım Kredi Kooperatifleri gibi kurumlar aracılığıyla yerine getirilmekte; Rekabet Kurumu ve Ticaret Bakanlığı ise piyasa işleyişini düzenlemektedir. Günümüzde uygulanan sübvansiyonlu “halk ekmek” satışları, temel tüketim mallarına yönelik tavan fiyatlar ve denetim mekanizmaları, narh sisteminin güncel türevleri olarak değerlendirilebilir.

Devlet, piyasanın serbestliğini tamamen terk etmeden, özellikle olağanüstü dönemlerde kamu yararını gözeterek müdahale etmeye devam etmelidir. Milyonlarca vatandaşımızı ilgilendiren gıda enflasyonunu arttıran unsurlarla mücadele devletin beka sorunudur. Sınırda terörle mücadele eden, gökte düşmana nefes aldırmayan bu milleti birkaç komisyoncuya, servet peşinde koşan ahlaksızlara yem etmemek için her türlü tedbiri almak, en sert cezaları hayata geçirmek iktidar-muhalefet herkesin topyekun vazifesidir.