Yapay zekâ ve siyaset 5.0

Büyük dil modellerinin belirli teknoloji devlerinin kontrolünde ve veri altyapısının küresel şirketlerin elinde olduğu bir düzlemde dijital bağımsızlık yalnızca bir söylem değildir. Verileri sömürülen bir dijital müstemleke hâline gelmemek ve değer üreten tarafta olmak için mücadele edilmelidir.

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Ali Osman Özdemir / Yazar

Yeni bir çağın şafağındayız; ne sirenler çalıyor, ne de resmî bir geçit yapılıyor. Ne bir imparatorluk yıkıldı ne de sınırlar yeniden çizildi. Kimine göre bir ütopya kimine göre de bir distopya başlıyor. Bu dönüşümü kör bir iyimserlik ya da toptan bir karamsarlık ile ele almamalı; bir gerçeklik olarak tüm boyutlarıyla okumak zorundayız.

Buharlı makinelerin icadıyla başlayan sanayileşme süreci, elektriğin üretimi ile güç kazanmış; içten yanmalı motorlar ve üretim teknolojilerindeki ilerlemeler, son olarak transistörlerin icadıyla dijital bir dönüşüm yaşamıştı. Bugün ise yapay zekâ (YZ) ile yaşanan değişimler teknolojinin tarihsel kırılma noktaları içinde en derin olanını vadediyor. Google CEO’su Sundar Pichai de YZ ile yaşanan değişimi, internetin icadı ile yaşanandan daha büyük ölçekte bir kırılma olarak izah ediyor.

İnsanlığın teknoloji serüveninde ivmelenme noktası YZ olarak görülmeye başlandı. İvmelenme noktası dediğimiz o eşik, yalnızca dönüşümü değil, dönüşümün hızını da katlayarak artıran bir andır. Bu eşik geçildiğinde artık teknoloji sadece araç olmaktan çıkar; aynı zamanda toplumsal ve siyasal süreçlerin de bir parçası hâline gelir.

YZ sistemlerinden biri olan ChatGPT’nin yalnızca iki ay içinde 100 milyon kullanıcıya ulaşması, 2026 Uluslararası Yapay Zekâ Güvenlik Raporu’na göre günümüzde en az 700 milyon kişinin haftalık olarak YZ sistemlerini kullanması ve yaklaşık 1 milyar insanın ise genel amaçlı YZ sistemlerinden yararlanması, yaşanan teknolojik sıçramayı gözler önüne seriyor.

YZ, sadece endüstriyi ya da ekonomik müesseseleri değil toplumu tüm yönleriyle dönüştürmeye başladı. O yüzden 5.0 güncellemesi sadece endüstri veya toplum için değil siyaset için de gerekiyor. Bu kavram dijitalleşmenin, YZ’nin, büyük verinin ve algoritmaların toplumsal yapılar üzerinde belirleyici hâle geldiği bir evreyi tanımlamak için kullanılabilir. Siyaset 5.0, henüz gerçekleşmemiş bir gelecek tahayyülüne değil; bugün fiilen deneyimlenen, etkileri gözlemlenebilen ve siyasal sonuçları tartışılabilir bir dönüşüme işaret ediyor.

Günümüzde YZ ile siyaset arasında çok katmanlı bir ilişki kuruluyor. Siyasi süreçler sloganlardan çok kodlarla, manifestolardan çok veri akışlarıyla, meydanlardan çok sosyal medya ekranlarıyla ve ideolojilerden çok duygu yönetimiyle ilerliyor. YZ’yi yücelten ya da şeytanlaştıran düşüncelerden uzak; onun siyasetle kurduğu ilişkiyi anlamaya, açığa çıkarmaya ve tartışmaya çalışmak daha doğru olacaktır.

TAKIYÜDDİN’İN RASATHANESİ

Nasıl ki 16. yüzyılda Takıyüddin’in İstanbul’da kurduğu rasathane, devlet aklını bilimsel bilgiyle güçlendirme girişimiyse, bugün de YZ alanındaki gelişmeleri aynı ufukla değerlendirmek gerekir. O dönemde rasathane; bugün ise veri, algoritma ve YZ teknikleri, devletlerin ileri görüş kapasitesini temsil ediyor. Geçmişte rasathanenin top atışına tutulması nasıl büyük bir kayıp olduysa, bugün de YZ’nin imkânlarını korkulara teslim etmek benzer bir hata olacaktır. Bu nedenle yapılması gereken, YZ’yi insanlığın ortak iyiliği için seferber edebilmektir.

YZ, siyasetin dijitalleşme sürecini daha ileri bir aşamaya taşıyarak kampanya yönetiminden kamu yönetimine kadar geniş bir alanda önemli katkılar sunuyor. Büyük veri analizi sayesinde proaktif kamu yönetimi, seçmen davranışlarını öngörebilme, mikro hedefleme ile kişiselleştirilmiş mesajlar üretme ve arama motoru optimizasyonu (SEO) destekli stratejilerle doğru içeriği doğru kitleye ulaştırma imkânı sağlıyor. Sohbet robotları, YZ destekli arama sistemleri ve diğer üretken içerik araçları, siyasal iletişimi daha hızlı, etkileşimli ve düşük maliyetli hâle getiriyor.

Görsellerin ve seslerin YZ tarafından üretildiği bu dönemde, siyasal söylem yalnızca sözcüklerle değil; duygular, ritimler ve imgelerle inşa ediliyor. YZ, görsel propaganda (softfake görüntüler vb.) ve işitsel üretim (ses klonlama ve müzik üretimi) kapasitesini de artırıyor. YZ, yalnızca karar destek sistemi değildir; aynı zamanda geleceğin simülasyon makinesidir. Doğru çerçevede kullanıldığında insan merkezli YZ, siyaseti daha erişilebilir, stratejik ve kapsayıcı bir yapıya dönüştürme imkânı sunar.

Ancak tarih, bilginin ve teknolojinin her zaman insanlık yararına kullanılmadığını da gösterir. Teknolojinin hangi insani ve ahlaki zemin üzerinde inşa edildiği önemli bir meseledir. Teknolojik yenilikler, bir sıçrama noktası da olabilir; Manhattan projesi örneğindeki gibi atom bombasına dönüşerek büyük bir yıkımın da aracı olabilir. YZ ise bugün tam da bu tarihsel eşikte duruyor.

TÜFEK, KİTAP, ÇELİK VE YAPAY ZEKA

YZ için de iki farklı senaryo çiziliyor: Gelecekte ya daha kanlı çatışmalara yol açacak ya da insanlığa barış ve esenlik dolu bir dünyanın kapılarını aralayacak. Hangi senaryonun hayata geçeceği muğlak olsa da YZ teknolojisi ile donatılmış dijital araçların bir silah olarak görüldüğü aşikâr bir gerçek. ABD Başkanı Donald Trump geçenlerde YZ destekli TikTok’un ABD operasyonlarının mülkiyetini, Oracle’ın kurucu ortağı Larry Ellison’ın da aralarında bulunduğu bir grup İsrail yanlısı milyarder ile Abu Dabili yönetici ailesinin sahip olduğu bir fona devreden bir başkanlık kararnamesini imzaladı. Siyonist İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, sosyal medya fenomenleri ile yaptığı toplantıda “Silahlar zamanla değişiyor… En önemlileri sosyal medyada” diyen Netanyahu, toplantı sırasında gruba şu anda satın alınan en önemli şeyin TikTok olduğunu söyledi.

Bugün YZ’nin bir silah olarak görülmesi tesadüf değildir. Tarih boyunca güç dengelerini değiştiren her teknoloji, aynı zamanda egemenlikleri de dönüştürmüştür. Önce tüfek, matbaa ile kitap, sanayi ve üretimin simgesi çelik bu dönüşümlerde başrol oynamıştır. Şimdi ise veri, algoritma ve YZ, egemenliklerin yeni zeminini kuruyor.

Güç dengeleri ve egemenlikler dönüşürken insanın siyasal özne olma biçimi de kökten değişiyor. Seçmenler algoritmaların tahakkümü, filtre balonları, yankı odaları, bu yankı odalarının yüksek duvarları, bilgi çağlayanları ve mikro hedeflemelerle yönlendirilmeye çalışılıyor. Bu kavramlar yalnızca teorik ifadeler değil; yaşadığımız çağın olumsuz siyasal deneyimlerini anlamamıza yardımcı olan anahtarlar olarak görülüyor. Öte yandan, siyasette yeni yöntemlerin geleneksel yöntemlere nazaran ruhsuz olduğu düşünülüyor. Dijital siyaset ile toplum ve politikacılar arasındaki ilişkinin daha mekanik ve uzak hâle gelmesi, bu eksikliği hissettiriyor ve siyasette de insanın ikamesinin makine olamayacağını gösteriyor.

DİJİTAL LEVİATHAN

YZ ile yaşanan dönüşümün parlak yüzü kadar karanlık tarafları da dikkatle incelenmeyi hak ediyor. Bazı bilim insanları, bazı YZ şirketi yöneticileri de dâhil, YZ’yi varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. YZ’nin özerk bir teknolojik tekillik ile insanlığın kontrol yeteneğini aşabileceğine dikkat çekiliyor.

Thomas Hobbes’un mutlak egemen gücü benzettiği Leviathan (kötülüğü temsil eden deniz canavarı) metaforundaki gibi, YZ de Dijital Leviathan olarak görülebilir. YZ, denetimin yeni sureti ve özgürlüğün yeni sınavıdır. Eğer bu yapay otoriteyi denetlemek için ahlaki ve yasal çerçeveler oluşturulmazsa YZ’nin insanlık için bir tehdit unsuru hâline gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

BÜYÜK BİRADER BİZİ İZLİYOR

Çin hükümetinin kurduğu, dünyanın en büyük video gözetim sistemi diye iddia edilen Skynet adlı kitlesel gözetim sistemi veya Amerikan polisi için bugüne kadar 1 milyona yakın yüz taraması yapan ABD merkezli yazılım şirketi Clearview AI örneklerindeki gibi, Orwell’in 1984’teki (totaliter rejimin gizemli diktatörü) Büyük Birader’i günümüzde büyük veri maskesi takmış gibi görünüyor. Foucault’nun ele aldığı aslında bir hapishane tasarımı olan panoptikon kavramında gardiyan tüm mahkûmları görebildiği bir yerdedir. Fakat mahkûmlar gardiyanın onları izlediğini göremez. Yukarıdaki iki örnek ve sosyal medya platformları için dijital panoptikon benzetmesi yapmak yanlış olmayacaktır. Bu gözetim uygulamaları ile YZ, her an büyük bir canavara dönüşecek potansiyele sahiptir.

Bu canavarı durdurmanın yolu 19. yüzyılda İngiltere’de tekstil işçilerinin, işlerini alan mekanik dokuma makinelerini kırdığı gibi YZ araçlarını engellemek olmasa gerek. Tarihten çıkarılacak ders, Ludizm diye adlandırılan makine kırıcı protestonun, yeni teknolojilerin gelişimini durduramadığıdır.

DİJİTAL BAĞIMSIZLIK

Günümüzde üretken YZ araçlarının büyük bölümü az sayıda teknoloji şirketinin elinde toplanmış durumda. Bu durum, siyasi içeriklerin nasıl üretildiği ve dolaşıma girdiği konusunda yeni bir güç ilişkisi doğuruyor. Devletler ile şirketlerin sınırları bulanıklaşıyor. Ortaya çıkan bu durumu izah eden başka bir kavramsallaştırma örneği de tekno-oligarşidir. Bu kavram, büyük teknolojik sıçramaların doğurduğu yeni güç sınıfı ile servetin dar bir teknoloji elitinin elinde toplandığı düzeni anlatıyor. Artık teknoloji şirketlerinin sahipleri küresel siyasetin aktörleri gibi hareket ediyor. Bu teknoloji firmaları, siyasi bilgi akışını etkileyebilecek araçlar üreterek dijital kartel veya tekno-feodalizm yaklaşımıyla dijital derebeyi rolüne soyunuyor.

Çip üretimi birkaç ülkede yoğunlaşmış durumda. Büyük dil modelleri belirli teknoloji devlerinin kontrolündeyken veri altyapısı küresel şirketlerin elinde. Bu tablo, klasik enerji bağımlılığının başka bir hâli, dijital versiyonudur. Bu düzlemde dijital bağımsızlık yalnızca bir söylem değildir. Verileri sömürülen bir dijital müstemleke hâline gelmemek ve değer üreten tarafta olmak için mücadele edilmelidir.

YOL HARİTASI

Dijital vatanın korunması; YZ yatırımları, güçlü siber güvenlik politikaları ve bütüncül bir stratejik çerçeve gerektirir. Bu çerçevede TBMM bünyesinde Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı raporda, YZ kavramsal olarak ele alınmış, Türkiye’nin YZ ekosistemi incelenmiştir ve çok boyutlu bir değerlendirme sunulmuştur. Raporda sunulan, taklit eden değil yön veren bir Türkiye tahayyülü doğrultusunda, hem YZ’nin kazanımlarını hem de risklerini ele alarak ülkemizin geleceğine dair bir yol haritası sunuyor. Zira siyasetçilerin görevi gelişmeleri seyretmek değil; onları yönlendirmek ve dönüştürmektir.

Yapay Zekâ Endeksi’nde 2021’de 44. Sırada olan Türkiye’nin 2024’te 34. sıraya yükselmesi önemli olmakla birlikte, küresel rekabette yeterli değildir; daha kararlı adımlar şarttır.

Dünya genelinde YZ teknolojileri, güçlü devlet destekleri ve büyük ölçekli şirket yatırımlarıyla parlak dönemini yaşıyor. Türkiye’de de bine yakın yapay zekâ girişimi faaliyet gösteriyor ve bazı yerli girişimler küresel ölçekte dikkat çekici başarılar elde ediyor. Raporda, bu potansiyelin stratejik sektörlere odaklanarak değerlendirilmesi, milli şampiyonlar çıkarılması, Turcorn sayısının artırılması ve Türkiye’nin yalnızca tüketici değil üretici olması gerektiği vurgulanıyor.

Ulusal Veri Stratejisi, Ulusal Yapay Zekâ Güvenlik Stratejisi, çip altyapısı ve yerli dil modeli önerileri bağımsızlık mücadelesinin bir parçasıdır. TÜBİTAK’ın 300 milyar “token” ile eğittiği, hedefi 1 trilyon “token” olan ve Baykar’ın T3 AI adlı Türkçe Büyük Dil Modeli çalışmaları bu yönde atılan somut adımlardır.

Rapordaki öneriler, sadece teşvik programlarıyla yetinmeyip veri, hukuk, kurum, insan kaynağı ve güven inşasını eş zamanlı yürütmeyi; eğitim reformu ve YZ okuryazarlığını güçlendirmeyi öneriyor. Ayrıca Türkiye’ye özgü bir Yapay Zekâ Kanunu ve Yapay Zekâ Etik Kurulu ile Dijital Leviathan’a izin vermemek ve ahlaki sorumluluğumuzu gerçekleştirmeyi hedefliyor.

TBMM’de Yapay Zekâ, İleri Teknolojiler ve Yenilik Komisyonu ve kurum enflasyonunu önlemek üzere Türkiye Yapay Zekâ Kurumu’nun kurulmasının önerilmesi, bu meselenin devlet aklının kalıcı gündemi hâline geldiğini gösteriyor.

Ya küresel şirketlerin geliştirdiği sistemleri tüketen bir pazar olmaya razı olacağız ya da milli kapasite, güçlü özel sektör, sağlam hukuki altyapı ve nitelikli insan kaynağı ile bölgesel bir merkez olacağız. Bundan sonrası için asıl önemli olan nokta şudur: Bu rapor bir arşiv belgesi olarak mı kalacak, yoksa Türkiye’nin geleceğini şekillendiren bir eylem planına mı dönüşecektir?